ZİYÂRET’HÂNE’NİN KÖPEĞİ!...
Evveliyyetle, bir tesbit’de bulunmak istiyorum. Yazı hayatımın çok büyük bir kısmında, Yolumuz, İmam-ı RabbânÎ evlâdı ve Hazreti Üstazımızla alakalı, yalan, iftira, bühtan ve hurafe’leri, cerh, tashih, hakikatleri tespit ile uğraştım. Aktör’leri arasında bulunduğum, bizzat içinde olduğum, öyle vak’a’lar, tam tersyüz edilerek anlatıldı. Yine, geçtiğimiz günlerde, İnternet vasatı’na, “Ziyâret’hâne’nin Köpeği,” ser’levhalı, bir makale intikal ettirildi. Makala’yi dikkatlice okudum.” Doğrularla birlikte, bugün artık aramızda olmayan, ebediyyete intikal etmiş, haklarındaki ithamlara cevap veremeyecek durum’daki insanlarla alakalı, vahim hataları tashih, yine bana düştü,” diyerek, bu makale’yi kaleme aldım.
Ziyâret’hâne Köpeği’nin hikayesi’ne geçmeden önce, Anamurlu, Mehmed Ali Amca kimdi? Uzakyol Gemi adamı olarak, bütün dünyayı dolaşmış, ikinci Cihan Harbi sırasında, Rusya’da dört yılı esir tutulmuş, dünya’da, gemisi’nin uğradığı her liman’da, bil’hassa, İslâm ülkelerinin Liman şehir’lerinde, Sahibizamanı, müceddid ve Mürşid-i Kâmil’i aramış, bulamamış, Yurda dönmüş, Eminönün’deki, şimdiki, İstanbul Ticret Odası’nın devasa Binası’nın yerindeki, Şehir Hatları ana tedarik deposunda çalışmaktadır. İş dönüşü, Üsküdar’a geçmek için, Eminönü-Üsküdar Vapuru’na biner. Eminönün’deki Arpacılar Cami’i’nde va’az ettikten sonra, Üsküdar’a geçmek üzere, Süleyman Efendi Hazret’leri de aynı Vapur’a biner. Her ikisi de vapur’un aşağı katlarındaki kesif sigara dumanından rahatsız oldukları için, hava da soğuk olmasına rağmen, açık üst güverte’ye otururlar. Vapur hareket eder, Uzakyol gemi adamı, tam karşısında oturan Zât’a, dikkatlice bakar, Çok farklı birisidir, Nur yüzlü, minkârÎ burunlu, “acaba, uzun yıllar aradığım, Müceddid, Mürşid-i Kâmil Bu Zât olmsın,” diye, kalbinden geçirir. Tam karşısında oturar, Mübarek, Zât, Müceddid ve Mürşied-i Kâmil, Süleyman Efendi Hazret’leri, Mübârek ellerini açarak, dizlerinin üzerine koyar ve: “O Zât’ın parmak’ları da uzun olacak, Ali Dayı,” der. Dünya’lar Ali Dayı’nın olmuştur, Süleyman Efendi Hazret’lerinin ellerine kapanır, ellerini kaldırır, Rabbi’ne sonsuz şükr’eder. Üsküdar’da Vapur’dan inerler, beraberce, 2 Numaralı, Üsküdar-Kısıklı tramvayına binerler. Kısıklı’da tramvaydan inilince, Efendi Hazret’leri kendisini ziyâret’hâne’ye da’vet eder, Ali Dayı, burası artık senin ikinci evindir, istediğin kadar burada kalabilirsin,” diye buyurur. Uzakyol gemi adamı, Ali Yılmaz, artık, herkesin Ali Dayı’sıdır, çoğu kimse zâten, Ali Dayı’nın soyadı bilmezdi.
Ali Dayı, Hazreti Üstazımızın Ebdiyyete intikal buyurduğu, 16 Eylül 1959 tarihine kadar, Hazreti Üstadımızın yanından hiç ayrılmadı. Ziyarethane’de ikamet ediyordu, Ziyarethane’nin ve Köşk’ün vekil harç’lığını yapıyordu, Ziyarethane’ye ve Köşk’e gelen misafirleri kabul ediyor, ziyaretçi trafiğini sevk ve idare ediyordu. Kısıklı’ya, Ziyarethane’ye gelenlerin hepsi, iyi niyetli, sırf ziyaret için gelenler değildi. Devrin ta’biriyle, hafiye, taharri, (sivil polis), Ali Dayı, yılların tecrübesi ve engin ferasetiyle, kimlerin niçin buralara yaklaştıklarını bilir ve onlara ona göre davranırdı.
Hazreti Üstazımızın ebediyyete intikalinden sonra, ziyarethane’ye, Kısıklı’ya, hatta, bütün İstanbul’a sığamadı. Tıpkı, Bilâli Habeşî, radiya’llâhu anh Efendimizin, Sevgili Peygamberimizin ebediyyete intikalinden sonra Medine’yi terk ederek, Şam’da, kuş uçmaz, kervan geçmez uzak bir karye’ye yerlleştiği gibi, sırtıyla taşıdığı, inşaat malzemesiyle, Büyükçamlıca Tepesinde, şimdi Büyükçamlıca Cami’i’nin bulunduğu Tepe’de kondurduğu gecekondu’da yaşamaya başladı. Oyıllarda, Büyükçamlıca Tepe’sine vasıta çıkamazdı, yol yoktu, gecekondu’nun inşaat malzemesini sırtında taşıdığı gibi, günlük ihtiyaçlarını, yakacak odunu, Kısıklı’dan te’min eder, sırtında taşır, gecekondu’ya getirirdi. 10 yıla yakın bir zaman, elektriği, suyu, yolu olmayan bu gecekonduda yaşadı. Son yıllarında kısmî bir felç de geçirmişti. Artık, burada,barınamazdı, Ümraniye’de Büyükkurs olarak bilinen binada kendisi için geniş bir oda hazırlandı, tefriş edildi. Vefatına kadar, hoca’larımız ve talebe kardeşlerimiz kendisine, bir gül bahçesinde güller arasındaymış, gibi çok büyük bir i’tina ile, baktılar. Bu yıllarda, askerlik vazifesi ve hizmet yerim olması i’tibariyle, İzmir’de bulunuyordum, ama, sık sık İstanbul’a geliyordum, her gelişimde, kendisini ziyaret eder, hayır du’a’larını alırdım. Ali Dayı vefat ettiğinde, Cenaze namazına çokbüyük kalabalıklar iştirak etmişti. Karacaahmedsultan Mezarlığında, Hazreti Üstazımıza mücavir bir yere defn’edilmişti. Kabri Pürnur, mekanı cennet, makamı âlî olsun…