Bir Amerikan üssüne atılan füzelerin arkasında yalnızca İran'ın istihbaratı mı vardı? Washington'da ortaya atılan iddia doğruysa, savaşın görünmeyen cephesinde Çin faktörü artık çok daha ciddi biçimde tartışılacak.

Savaşların görünen yüzü füzeler, uçaklar, gemiler ve patlamalardır.

Ama savaşın kaderini çoğu zaman gökyüzündeki başka bir göz belirler:

Uydu.

İşte bugün Washington'dan gelen ve önümüzdeki günlerde çok daha fazla tartışılacağını düşündüğüm gelişme tam da bu nedenle önemli.

ABD'li yetkililere dayandırılan bir Wall Street Journal haberine göre İran, Ürdün'deki Amerikan Muwaffaq Salti Hava Üssü hakkında yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini Çin bağlantılı kuruluşlardan aldı.

İddianın zamanlaması ise dikkat çekici.

Söz konusu görüntülerin, 17 Temmuz'da üç Amerikan askerinin hayatını kaybettiği füze saldırısından önce ve sonra İran'ın eline geçtiği ileri sürülüyor.

Burada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor:

Bu, Çin hükümetinin İran'a saldırı emri verdiği veya Pekin'in doğrudan saldırıya katıldığı anlamına gelmiyor.

Hatta ABD'li yetkililer de Çin hükümetini doğrudan suçlamış değil.

Reuters ise söz konusu iddiayı bağımsız olarak doğrulayamadığını açıkça belirtiyor.

Çünkü ortada doğrulanması gereken son derece ciddi bir iddia var.

Ve bu iddianın kendisi, savaşın geleceği açısından başlı başına önemli.

Üç ülke, tek soru

Washington…

Pekin…

Tahran…

Bu üç başkentin aynı dosyada buluşması tesadüf mü?

Ben bunun yalnızca bir uydu görüntüsü meselesi olarak okunmaması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü artık modern savaşta istihbarat, silah kadar önemli.

Bir füzenin hedefini bulabilmesi için sadece füzenin olması yetmiyor.

Hedefin nerede olduğu, hangi saatte değiştiği, uçakların nerede konuşlandığı, personelin hangi bölgede bulunduğu ve saldırıdan sonra hangi hasarın meydana geldiği de bilinmek zorunda.

Uydu görüntüsü işte tam burada devreye giriyor.

Ve savaş alanında bazen birkaç saat önce çekilmiş bir görüntü, milyonlarca dolarlık bir silah sisteminden daha değerli olabiliyor.

Asıl kritik ayrıntı: “Çin” demek ne demek?

Burada gazetecilerin çok dikkatli olması gereken bir nokta var.

“Çinli kuruluş” ile “Çin devleti” aynı şey değildir.

Washington'daki iddia, Çin hükümetinin doğrudan İran'a saldırı için istihbarat verdiğini kanıtlamıyor.

İddia, Çin bağlantılı kuruluşlarda.

Ama tam tersine, “Ortada hiçbir şey yok” demek de aynı ölçüde yanlış olur.

Çünkü ABD tarafında bu konuda bir soruşturma ve değerlendirme yürütüldüğüne ilişkin haberler var.

Üstelik konu, Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in planlanan görüşmesinin hemen öncesinde yeniden gündeme geliyor.

İki liderin 24 Eylül'de görüşmesi planlanıyor ancak görüşmenin henüz Pekin tarafından kesinleştirilmediği Reuters tarafından bildiriliyor.

Şimdi düşünün…

Trump'ın karşısına yalnızca ticaret, gümrük vergileri veya Tayvan meselesi gelmeyecek.

Masada İran da olabilir.

Ve İran'ın savaş kapasitesinin arkasında Çin'den gelen teknoloji, uydu görüntüsü veya başka istihbarat kaynakları olup olmadığı sorusu da masaya konabilir.

Trump'ın sözleri neden önemli?

Trump'ın bu iddiaya verdiği cevap da başlı başına haber değeri taşıyor.

Trump, Çin'in ABD'yi gözetlediğini, ABD'nin de Çin'i gözetlediğini söyleyerek meseleyi büyük ölçüde “istihbarat savaşı” çerçevesine oturttu.

Bu yaklaşım bana göre iki ihtimali gösteriyor.

Birincisi:

Washington, Çin ile doğrudan yeni bir kriz istemiyor.

İkincisi:

Trump, elindeki bilgilerin tamamını kamuoyuna açıklamıyor olabilir.

Zaten devletler savaş zamanında istihbarat kaynaklarını kolay kolay açık etmez.

Bazen bir ülkenin elinde ne olduğunu anlamanın en iyi yolu, söylediklerinden çok söylemediklerine bakmaktır.

Yeni savaş artık gökyüzünde değil, uzayda da yapılıyor

Bence bu dosyanın en önemli tarafı burası.

Bugünün savaşı yalnızca karada, denizde ve havada yapılmıyor.

Uzay da savaşın yeni cephesi.

Bir ülkenin uydusu başka bir ülkenin hava üssünü izleyebiliyor.

Ticari görüntüler analiz edilebiliyor.

Yapay zekâ ile görüntüler karşılaştırılabiliyor.

Askerî hareketlilik saat saat takip edilebiliyor.

Ve elde edilen bilgi, doğrudan savaş alanındaki kararları etkileyebiliyor.

Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda “Kim hangi silahı sattı?” sorusunun yanına çok daha önemli bir soru eklenecek:

“Kim kime hangi bilgiyi verdi?”

Ben bu dosyanın asıl kırılma noktasını burada görüyorum.

İran neden Çin'e ihtiyaç duyuyor?

İran uzun yıllardır kendi füze ve insansız hava aracı kapasitesini geliştirmeye çalışıyor.

Fakat modern savaş yalnızca füze üretmek değildir.

İstihbarat…

Uydu…

Elektronik harp…

Hedef tespiti…

Uydu haberleşmesi…

Bunların tamamı savaşın sonucunu belirliyor.

Dolayısıyla Çin'den geldiği iddia edilen yüksek çözünürlüklü görüntüler gerçekten İran'ın operasyonel kapasitesine katkı sağladıysa, mesele sıradan bir ticari görüntü satışının çok ötesine geçebilir.

Ancak tekrar ediyorum:

Bunu bugün itibarıyla kesinleşmiş bir gerçek olarak yazmak mümkün değil.

Benim anlayışım burada başlıyor.

İddia ile gerçeği birbirine karıştırmadan, ama iddianın arkasındaki stratejik resmi de okuyarak yazmak.

Trump'ın önündeki daha büyük problem

Trump açısından asıl problem Çin'in İran'a doğrudan yardım edip etmediğinden bile büyük olabilir.

Çünkü Washington aynı anda üç ayrı cepheyle uğraşıyor:

İran savaşı.

Çin'le stratejik rekabet.

Ve Ortadoğu'daki Amerikan askerlerinin güvenliği.

Eğer İran'ın Amerikan üslerine yönelik saldırılarında Çin bağlantılı teknolojilerin veya ticari uydu görüntülerinin kullanıldığına dair daha güçlü kanıtlar ortaya çıkarsa, Washington'un Pekin'e bakışı da değişebilir.

O zaman konu yalnızca İran savaşı olmaktan çıkar.

ABD-Çin rekabetinin doğrudan savaş alanına taşınması anlamına gelir.

İşte benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta bu.

Washington-Pekin hattında yeni bir kriz mi doğuyor?

Trump ile Şi'nin görüşmesi yaklaşırken ortaya çıkan bu iddia, zamanlama açısından son derece dikkat çekici.

Çünkü ABD ile Çin arasında zaten ticaret savaşları, teknoloji rekabeti, Tayvan ve küresel nüfuz mücadelesi var.

İran dosyası bunların üzerine eklenirse ortaya çok daha tehlikeli bir denklem çıkar:

Amerika savaşan ülke.

İran savaşın doğrudan tarafı.

Çin ise savaşın dışında olduğunu söyleyen ama İran'la stratejik ilişkileri bulunan büyük güç.

Bu üçgenin her köşesinde farklı bir hesap var.

Ve Ortadoğu'daki savaş uzadıkça bu hesapların birbirine karışması kaçınılmaz hale geliyor.

Benim okuduğum tablo

Ben bugün bu haberin kendisinden çok, haberin işaret ettiği geleceğe bakıyorum.

Yarın karşımıza yalnızca İran'ın kullandığı füzeleri konuşacağımız bir savaş çıkmayabilir.

Çin uydularını…

Amerikan istihbarat ağlarını…

Rus elektronik harp sistemlerini…

Ticari uydu şirketlerini…

Yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerini…

Ve bunların birbirine nasıl bağlandığını konuşacağız.

Çünkü savaş teknolojisi değişti.

Eskiden düşmanın tankını görmek için keşif uçağı kaldırılırdı.

Bugün ise binlerce kilometre yukarıdaki bir uydu, birkaç dakika içinde dünyanın başka bir noktasındaki askeri hareketliliği görüntüleyebiliyor.

Ve bu görüntünün kimin eline geçtiği, bazen füzenin kendisinden daha önemli.

Bu nedenle Washington'da ortaya atılan “Çin bağlantılı kuruluşlar İran'a Amerikan üssünün uydu görüntülerini verdi” iddiasını küçümsemem.

Ama kesinleşmiş gerçek gibi de sunmam.

Şimdilik bunun adı:

İddia.

Fakat doğruysa, yalnızca üç Amerikan askerinin hayatını kaybettiği bir saldırının perde arkasını değil, geleceğin savaşlarının nasıl yapılacağını da anlatıyor olabilir.

Ve eğer Washington önümüzdeki günlerde bu iddiayı destekleyen yeni bilgiler açıklarsa, bugün küçük görünen bu haber bir anda çok daha büyük bir dosyaya dönüşebilir.

Çünkü bazen savaşın en öne.mli görüntüsü, füzenin patladığı an değildir.

Füzeyi hedefe götüren görüntüdür.

İşte şimdi dünyanın sorması gereken soru bu:

O görüntü İran'ın eline nasıl geçti?

Ve daha önemlisi:

Bir sonraki görüntü kimin elinde?