Ortadoğu’nun tansiyonu yeniden yükselirken, Tahran’dan gelen son mesaj sadece Washington’a değil, tüm dünyaya yönelik sert bir meydan okumaydı. İran dini lideri Ali Hamaney’in sözleri, klasik bir ideolojik çıkışın ötesinde; geçmiş tecrübeler, sahadaki güç dengeleri ve olası bir büyük savaşın ayak seslerini barındırıyor.
Hamaney’in Amerika ve Batı’ya yönelik suçlamaları yeni değil. Ancak bu kez söylem daha net, daha doğrudan ve özellikle Donald Trump’ın tehditkâr diline karşı pozisyon alan bir stratejik çerçeve sunuyor. “Amerika çıkarı varsa dosttur, yoksa düşman” vurgusu, Washington’un Venezuela’dan Irak’a, Afganistan’dan Libya’ya uzanan siciline yapılan bilinçli bir hatırlatma. İran lideri, ABD’yi sadece bir devlet değil, küresel ölçekte bir “terör üreticisi” olarak tanımlarken, İsrail’i de bu politikanın ileri karakolu olarak konumlandırıyor.
Bu noktada Hamaney’in asıl korkunun “hilafet” olduğunu söylemesi dikkat çekici. Bu ifade, İran’ın mezhepsel farklılıklara rağmen İslam dünyasının siyasi birlik potansiyelini hâlâ Batı için tehdit olarak gördüğünü düşündüğünü gösteriyor. Mesaj net: Sorun İran değil, kontrol edilemeyen bir İslam coğrafyası ihtimali.
Trump cephesine bakıldığında ise tablo daha karmaşık. Trump, ilk başkanlık döneminde İran’la doğrudan savaşa girmekten son anda vazgeçmiş, Kasım Süleymani suikastıyla “sınırlı ama mesajı ağır” bir hamle yapmıştı. Hamaney o günlerde açıkça “Amerika saldırırsa 40 bin tabutla gider” diyerek meydan okumuştu. Bu söz, bir propaganda cümlesi değil; İran’ın asimetrik savaş kapasitesine, bölgedeki milis ağlarına ve uzun süreli yıpratma stratejisine yapılan bir göndermeydi.
Bugün şartlar daha da sert. İran, ekonomik ambargolara rağmen ayakta kaldı. Bölgedeki vekil güçleri hâlâ aktif. İsrail-Hamas savaşı, Lübnan hattındaki gerilim, Yemen’de Husilerin Kızıldeniz’i kilitlemesi, hepsi aynı zincirin halkaları. Trump’ın İran’a doğrudan bir saldırı kararı alması, artık sadece iki ülkeyi değil, bölgesel bir yangını tetikler.
Peki Trump İran’a saldırırsa ne olur?
Kısa vadede ABD askeri üstünlüğünü gösterir. Uzun vadede ise Ortadoğu’da kontrol edilemeyecek bir kaos başlar. İran, klasik bir cephe savaşı vermez. Körfez’de petrol akışı sekteye uğrar, İsrail hedef haline gelir, Amerikan üsleri sürekli saldırı baskısı altında kalır.
Küresel enerji fiyatları fırlar, Batı ekonomileri yeni bir krize sürüklenir. Ve en önemlisi, Amerika bir kez daha “girdiği yeri düzeltemeyen” ülke olarak tarihe not düşer.
Hamaney’in son çıkışı, bir savaş ilanından çok bir hatırlatma aslında: İran, Venezuela değil. Rejim değişikliği projeleri, Tahran sokaklarında işlemiyor. Bu yüzden sözlerinin sonunu dini bir referansla bağlaması tesadüf değil. “Plan kuranların en hayırlısı Allah’tır” cümlesi, askeri bir analiz kadar psikolojik bir mesaj.
Trump’ın politikası hız, şok ve baskı üzerine kurulu. Hamaney’in stratejisi ise sabır, yıpratma ve zaman. Bu iki çizgi bir noktada kesişirse, ortaya çıkacak olan şey kısa bir operasyon değil; yıllar sürecek, sınırları belirsiz bir bölgesel savaş olur.
Ve belki de en kritik soru şu: Amerika bunu gerçekten göze alır mı?
Ortadoğu’nun geçmişi, bu soruya verilen yanlış cevaplarla dolu.