ABD/İsrail-İran Savaşı’ndaki belirsizliklerin kapsamı genişlerken TRÇ yeniden tedavüle girdi. TRÇ, bir ittifak ise nasıl, kime karşı, hangi hedeflere yönelik olduğu, stratejik işbirliği ise kapsamı, boyutları, anlamı muğlak olsa da. Bu kapsamdaki ihtimallerin anlamından çok ekonomik, siyasi, askeri çarpıklıklar listesi dahi bu yazının boyutlarını aşar.

Normal şartlarda her ülkeyle iyi geçinmek, sömürüye konu olmadan işbirliği yapmak, dış politikanın gereğidir. Çin ve Rusya ise küresel güçler olup bunlarla birçok alanda işbirliği ve gerekli konularda eşitlik temelli ilişkiler zorunludur. Esasen Türkiye’nin Çin ve Rusya’yla ilişkileri birçok alanda tek taraflı bağımlılık, hatta teslimiyet aşamasına gelmiştir. Mevcut ve muhtemel risklere karşı bundan dönüş elzemdir. Daha fazla tesimiyet, daha fazla bağımlılık ise son derece tehlikelidir.

İttifakların çeşitleri ve kuruluş amaçlarıyla ilgili örnekler ve teoriler konusunda oldukça zengin literatür bulunmaktadır. Muhtemel ABD-İsrail saldırısına karşı TRÇ ittifakının gerekli olduğu tezi, küresel ilişkiler ve jeopolitik şarlarla bağdaşmamaktadır. En azından ABD-Çin’in üretim ve ticaretteki göbekten bağlılıklarından habersiz olmak demektir.

NATO üyesi Türkiye’nin NATO’nun patronu ABD ve Siyonist lobinin tuzaklarına karşı Rusya-Çin ile ittifakı, bu aktörlerin ilişkilerine bakıldığında havada kalmaktadır. Bolşevik devriminden, Mao ihtilalinden ve İsrail’in kuruluşundan günümüze, küresel Siyonizm kapsamındaki dayanışma ve işbirliği günümüzde de devam etmektedir.

TRÇ ile birlikte Türkiye’nin NATO’dan çıkması lüzumu farklı çevrelerde daha fazla dillendirilmektedir. Konuyla ilgili bilgi veya muhakeme sorunlarını bir tarafa bırakarak şu gerçekleri paylaşmamız gerek:

Öncelikle her ne kadar NATO’nun patronu olsa da “ABD eşittir NATO” mantığının gerek kuruluş sözleşmesi gerekse yaşanan örneklerde olduğu gibi geçerliliği bulunmamaktadır. Trump’ın örgüt üyelerine yönelik hezeyanlarına karşı üyelerden, hatta ABD’deki güç odaklarından verilen cevaplar tatminkardır. NATO’nun bu savaşa destek vermesi için ABD’nin saldırıya uğraması ve örgütün yetkili birimlerinden karar çıkması gerekmekteydi.

Diğer bazı NATO üyelerinin de Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan politikaları malumdur. Buna karşın NATO üyeliği, Türkiye’nin önemli güvencesi durumundadır. Çünkü NATO’dan karar çıkması için Türkiye’nin veto etmemesi gerek. “NATO üyelerinden korunmak için NATO üyeliği” tutarlı ve gerekli bir stratejidir. Belirtmek gerekir ki başta terör örgütleri ve ekonomik kuşatılmış olmak üzere Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine destekte ve Türkiye karşıtı stratejilerde Rusya ve Çin, ABD’den geri kalmamaktadır.

Türkiye’nin geleceği belirsiz olsa da mevcut NATO üyeliği en fazla İsrail’i, GKRY’ni, Yunanistan’ı rahatsız etmektedir. NATO’dan çıkıldığı takdirde GKRY ve İsrail’in üyeliği gündeme gelecektir. Dönem şartları dikkate alındığında yeniden dönüş mümkün değildir. Bu gerçekler ışığında NATO karşıtlığını, bilgi veya muhakeme kusuruyla açıklamakta dahi zorlanmaktayız.

Avrupa’nın Rusya karşısından Türkiye’ye mecbur olduğu iddiası birçok bakımdan abartılıdır. Her ne kadar başarı için asker postalının toprağa değmesi gerekse de günümüz savaşlarının önemli kısmı hava savunma/saldırı ve dijital teknolojilere dayanmaktadır. Yeni nesil savaş uçakları ve savunma sistemleri bakımından ABD olmadan dahi Avrupa, Türkiye’nin ilerisindedir. Sadece asker sayısıyla Avrupa’nın jandarmalığı iddiamız çağdışı kalmaktadır. Türkiye’nin eşsiz ve benzersiz jeopolitik kıymeti de bu açığı kapatacak nitelikte değildir. Esasen bu kıymet, TRÇ gibi yanlış stratejilerle felaket sebebi olabilecektir.

Onbinlerce şehidimizin katili örgütün, organik bağlara rağmen ABD tarafından teröristliği tescil edildiği halde bunun Moskova’da temsilciliği bulunmaktadır. Rusya’ya enerji bağımlılığı, nükleer santralle kritik oranın üzerine çıkacaktır. Muhtemel stratejilerde büyük risk teşkil edecektir. Benzeri olmayan yap-işlet-sahiplen usulüyle Rusya’ya havale edilen bu santralle dünyanın en pahalı/riskli elektrik enerjisini kullananlardan olacağız.

Doğu Türkistan’da ileri teknolojinin de kullanıldığı, en uzun süreli ve kapsamlı soykırımı uygulayan Çin ile Türkiye’nin ticaret/yatırım ilişkileri, Türk sanayii, tarımı, madenciliği, dijital gelişimi dahil birçok sektörü bitirme/boğma aşamasına getirmiştir. Daha kapsamlı ilişki demek Türkiye aleyhine mevcut altyapı üzerinden son fabrikaları, madenleri, üretim alanlarını Çinli firmalara, mühendislere, işçilere teslim etmek demektir. Anadolu’nun birçok köşesinde kendi insanımız, hatta mühendislerimiz işsiz beklerken sahada Çinli sayısı artmaktadır.

TRÇ konusundaki temasların sonucunu görmek için diktatörler kulübü sayılan ŞİÖ’ye üyelik sürecinde yaşananları hatırlamak gerek. ŞİÖ’de Türkiye’ye diyalog ortağı statüsü verilmiş, 2017’de enerji kulübü dönem başkanlığına kabul edilmiştir. Ancak bu başkanlık statüsü altında bir milimlik faaliyet veya fayda bilinmemektedir. Bununla beraber Çin ve Rusya’nın başı çektiği ŞİÖ’deki bu statü karşılığında neler verdiğimizi anlamak için ekonomimizi/üretimimizi bitiren dış ticaret açıklarına bakmak gerek.

Rusya ve Çin arasındaki ilişkiler ABD karşısında taktik dayanışma olup aradaki çelişkiler çok daha derin ve orta vadede çatışma sebebidir. Çin, Moskova merkezli örgütler olan Avrasya Ekonomik Birliği ve KGAÖ’ne yaklaşmamaktadır. TRÇ ile bu çatışmayı da Türkiye’nin önleyebileceğini düşünmek komedi senaryosu olabilir.

Eksen kayması olarak da dillendirilen Türkiye’nin batı karşıtı yeni strateji arayışları, hatta uluslarası sistemi yönlendirme söylemleri risk koleksiyonları ötesinde macera arayışı, daha saygın ifadeyle gündem değiştirme aracı olabilir. Belirtmek gerekir ki bölgesel ve küresel politikalarda söz sahibi olmak, öncelikle ekonomik güçle ilişkilidir. Mevcut ekonomik ve finansal çıkmaz, aynı zamanda sosyo-ekonomik şartlar, öncelikle statükoyu korumayı, AB üyelik sürecini doğru yönetmeyi gerektirmektedir. Bitmesi ümit edilmeyen bu süreç dahi ekonominin ayakta kalmasının önemli payandası gibi. Orta Koridor söylemleriyle AB pazarı da Çin’e bırakılmadığı sürece.

Doğru bir strateji olduğu varsayıldığında TRÇ’yle ulaşılmak istenen hedef, büyük güç gerektirmektedir. Askeri ve ekonomik kapasite, bu alanda önceliği oluşturmaktadır. Halbuki Çin ile mevcut ilişkiler dahi ekonomik üretimi bitirme noktasına getirmiştir. Daha derin ilişki daha derin açık ve finansal/ekonomik tükenmişlik demektir.