İstanbul’da dört gün süren yağmur, toplumumuzu bir insanlık sınavından geçirdi. Kaldırımda yayalar ıslanmamak için soluklanmadan yürürken, yollardaki taşıtlar da evine yetişmek için hızla gidiyor. Yağmurun en zor durumda bıraktığı kesim, yayalar…

Yağmur, çoğu zaman birden bastırdığından birçok kişiyi şemsiyesiz yakalıyor. Şemsiyesi olanların da işi zor. Çünkü yağmurla birlikte sert yel de esmekte. Son yıllarda üretilen şemsiyelerin çoğu dayanıksız. Bazıları yağmuru tutamayıp geçiriyor. Bazıları da sert bir yelde kırılıveriyor. Fırtınaya tutulan kişi, hem önünü görmek hem de şemsiyesini esintiye göre ayarlamak için olağanüstü çaba göstermekte zorunlu olarak. Anlaşılacağı üzere işi çok zor.

Şiddetli yağmur yağarken bir yandan sert yel esiyor. Yel, yağmuru savuruyor dört bir yandan. Şemsiye de olsa savrulan bu yağmur her yanınızı ıslatıyor ister istemez. Zaten yelin gücüyle iki de bir şemsiye ters dönüyor, bir yanı kıvrılıyor, böylece yağmurla sırılsıklam oluyorsunuz. Üzülerek söyleyeyim ki, İstanbul’da kaldırımların çoğunda su birikintileri oluşmakta. Çoğu zaman bu birikintilere düşmemek olası değil. Böylece ayaklarınız ıslanıyor. Ayakların ıslanmasıyla kişinin tüm eğninde[1] bir üşüme başlıyor. Bu sayrılığın bir belirtisi.

Kentin bazı kaldırımlarında geniş taşlar döşenmiş. Bunların bazılarının altlarındaki kum, değişik doğa olayları nedeniyle e dış etkilerle akıp gidiyor kısa sürede. Bu taşların altları sularla doluyor yağmurda. Çok dikkatli olsanız da bu taşların size yakın olan yanına bastığınızda karşı yandan fırlayan su, her yanınızı ıslatıyor.

Gelelim bazı sürücülerin duyarsızlığına. Nedense trafik ışıklarının bulunduğu kavşaklarda, yaya geçitlerinin olduğu yerlerde çoğu zaman yağmurlu havalarda küçük göletler oluşuyor. Yol kıyılarından ise derecikler akıyor. Kavşaklarda karşıya geçmek isteyen yayalar, yeşil ışığın yanmasını beklerken bir taşıt son hızla geçiyor. Yol kıyısında biriken sular büyük bir hızla yayaların üstüne boca ediliyor. İnsanlar tepeden tırnağa ıslanıyor duyarsız bir sürücü yüzünden. Islanan kişilerden küfredenler, ilenenler, hakaret edenler bir koro oluşturuyor. Ne yazık ki arabanın içinde yağmurdan ve soğuktan korunan sürücü, gaza basarken kavşakta yağmurdan korunmayan insanlarla duygudaş olamıyor. Bir anda insanlığını sorgulatıyor ıslanan yurttaşlara.

Yağmur yağarken düz yolda ilerleyen bazı sürücüler, yandaki kaldırımda yürüyen yayaları, hızlı giderek ve suyun tam ortasına basarak ıslatmakta. Bu sürücüler, bir gün yağmur yağarken bu kaldırımda kendilerinin de yürüyebileceğini niçin düşünmez, düşünemez? Küçük bir insanlık belirtisi olan inceliği niye göstermez? Zor durumda olanın zorluğunu daha da artırmamak için niçin sorumluluk duymaz? Bazı kişiler, dört tekerin üstüne bindiklerinde insanlıklarını neden unutur? Oysa insan olmak, insanca davranmak en kolayı…

Dünyanın en güzel işi insan olmak ve içindeki insanlığı öldürmemek değil mi?