“Bugünün Haçlıları kim?” diye hiç düşündünüz mü? Eskiden at sırtında, kalkanıyla Kudüs kapılarına dayanan askerleri hayal ederdik. Bugünse Haçlı benzetmesi, İngiltere’nin siyaset meydanında yeniden dolaşıyor. Ama bu kez kılıç yerine mikrofon, kale yerine parlamento, savaş meydanı yerine medya ekranları var.

Peki neden şimdi?

İngiltere, Brexit sonrası hâlâ kimlik bunalımından çıkamadı. Bir yanda göç akını, diğer yanda ekonomik sıkıntılar. Halkın kaygıları, siyasetçinin en sevdiği malzeme. Reform UK gibi partiler, Müslüman göçmenleri hedef alarak “değerlerimizi kaybediyoruz” sloganını bayraklaştırıyor. İçişleri Bakanlığı’nın yeni Beyaz Kitap’ı göçü sınırlamayı vaat ediyor: askeri tesislerde mülteciler barındırılacak, aile birleşimi zorlaştırılacak.

Soruyorum size: Bu gerçekten güvenlik mi, yoksa bir “Haçlı retoriğiyle” seçmen konsolidasyonu mu?

Dışarıdan bakınca tablo daha da ilginç. İngiltere hâlâ küresel bir aktör — eskisi kadar güçlü olmasa da hâlâ “akıl hocalığı” rolüne soyunuyor. Washington’daki sağcı konferanslarda İngiltere, “İslamcı göç nedeniyle düşen kale” olarak sahneye sürülüyor. Yani İngiliz iç siyaseti, küresel bir “medeniyetler savaşı” propagandasına malzeme oluyor.

Şimdi gelin biraz komplo penceresinden bakalım. Sizce de garip değil mi? Ne zaman ekonomik kriz derinleşse, ne zaman siyasi tıkanıklık yaşansa “dış düşman” kartı yeniden açılıyor. Orta Çağ’da Kudüs, 20. yüzyılda Sovyetler, 21. yüzyılda ise Müslüman göçmenler. Tarih, aynı senaryoyu yeniden mi oynuyor?

Bu noktada sahneye Elon Musk giriyor. Evet, yanlış duymadınız. Dünyanın en zenginlerinden olan Musk, İngiltere’de yükselen göç karşıtı tartışmalara sosyal medyadan destek veriyor, “Avrupa kimliğini kaybediyor” minvalinde paylaşımlar yapıyor. Sormazlar mı adama: Uzay roketiyle Mars’a koloni kurmaya çalışan bir adamın Avrupa sokaklarındaki göçmenlerle ne işi var? Yoksa Elon, kendi “yeni düzen” vizyonunda Avrupa’yı bir laboratuvar gibi mi görüyor?

Peki bu dilin dünyaya yansıması ne olacak?

Birinci ihtimal: Avrupa’nın başka köşelerinde sağ popülistler İngiltere’yi örnek alacak. “Onlar yaptı, biz de yaparız” denilecek. Bu, zincirleme şekilde göçmen karşıtı yasaları meşrulaştırabilir.

İkinci ihtimal: Uluslararası imaj darbe yiyecek. İngiltere, bir zamanlar “özgürlükler adası” diye bilinirken şimdi “Haçlı söylemiyle kitleleri kışkırtan” bir ülke olarak algılanabilir

Üçüncü ihtimal: Bu retorik, karşı tarafta radikalleşmeyi besleyecek. Yani güvenliği artırmak için kullanılan dil, ironik biçimde güvenliği azaltabilir.

Sahi, “medeniyetimizi koruyoruz” derken aslında yeni bir çatışmayı mı büyütüyoruz?

İngiltere’nin stratejisi basit gibi görünüyor: İçeride seçmeni toparla, dışarıda müttefiklere “sert duruş” göster, küresel masada yeniden ağırlık kazan. Ama tarih bize şunu öğretmedi mi? Haçlı Seferleri sadece Kudüs’te değil, Avrupa’nın kendi içinde de büyük yıkımlar yaratmıştı. Belki de asıl soru şu: İngiltere bugün yeni bir Haçlı Seferi mi başlatıyor, yoksa kendi iç huzurunu kaybederek bir ortaçağ hayaletine mi teslim oluyor?

Eğer bu söylem küresel ölçekte yayılırsa, “böl ve yönet” siyasetinin en eski versiyonunun modern çağdaki tekrarıyla mı karşı karşıyayız? Belki de gerçek savaş, kimin hangi dine inandığında değil; kimin hangi korkuyu satın aldığında gizlidir.