Tarih bin yıllar boyu yani çoğu zaman erkeklerin attığı imzaların, kazandığı savaşların ve yaptıkları eserlerin veya sahip olduğu unvanların çevresinde döner. Yani tarih kitaplarında sayfalar genelde büyük zaferlere, hükümdarların unvanlarına ve savaşların gidişatına ayrılır. Ama bazen bir kadının incinmiş kalbi, reddedilen bir bağış ya da başka bir ülkeye taşınan bir mezar taşı da tarihin hafızasında derin izler bırakır. İşte tarihe iz bırakan ve ilkler listesine giren bir kadın vardır ki tarihe silinmeyecek bir iz bırakanlardan olmuştur.

Emine Valide Paşa’nın hikâyesi, tam da böyle bir izdir. O ne bir hükümdardı ne de bir savaş komutanı. Ama Osmanlı Devleti ona, bugüne kadar hiçbir kadına vermediği bir unvanı verdi: “Paşa.”

Bu sadece resmî bir unvan değil, bir duruşun, bir vakarın, bir diplomasi inceliğinin kabulüdür aslında. Çünkü Emine Valide Paşa’nın yaşamı, tek başına kadınlığın değil; zarafetin, onurun ve devlete duyulan derin sadakatin bir temsiliydi. Onun öyküsünde, bir yalıya sığdırılmış koca bir tarih; iki başkent arasında sıkışmış bir aidiyet duygusu ve adının nasıl yazıldığından bile incinen bir kalbin gururu saklıdır. Hadi gelin Emine Vali Paşa kimdir birlikte inceleyelim.

Bugün İstanbul Boğazı’nda, Bebek semtinden geçerken bir yalı görürsünüz. Artık kimsenin içinde yaşamadığı, ama ruhunun hâlâ o odalarda dolaştığı bir yalı… Adına sadece bir “hanım” denmiş olsa da o kadın Osmanlı’nın “paşa” unvanı verdiği tek kadındı. 1858’de İstanbul’da doğan Emine Necibe İlhami Hanım, Mısır Hidivi I. Abbas Hilmi Paşa’nın oğlu Damat İbrahim İlhami Paşa ile Sultan Abdülmecit’in kızı Münire Sultan’ın kızıdır.

Gerçek adı Emine Necibe İlhami Hanım Sultan. Fakat halk arasında daha çok “Bebekli Emine Hanım” olarak anıldı. Oysa o, bu basit hitapla anılacak biri değildi. Kökleri Osmanlı sarayına ve Kavalalı Hanedanı’na uzanıyordu; taşıdığı asil kimlik, yalnızca bir soy bağından ibaret değildi-tarihle ve diplomasiyle örülmüş bir ömürdü onunkisi. Tarihi kayıtlara göre kendisine paşa unvanını II. Abdülhamit vermiştir.

Mısır, İngiliz işgali altındayken Emine Hanım, Kavalalı soyundan gelen eşi Tevfik Paşa ile birlikte Kahire’ye taşındı. Eşi, Mısır Hidivi idi; yani bugünkü anlamda bir vali ya da prens. Mısır artık onun ikinci vatanıydı ama İstanbul’la olan gönül bağı hiç kopmadı. İngiltere’nin Mısır üzerindeki etkisi arttıkça içerideki huzursuzluk da derinleşti. Ve işte o dönemde, Emine Hanım devreye girdi. İstanbul’a bir mektup yazdı. İçeriğinde, Mısır’da çıkarıldığı iddia edilen “muzır şahıslar” yani zararlı kişilerin isimleri yer alıyordu. Belgeler, onun diplomasi sahnesinde sessiz ama etkin bir rol oynadığını gösteriyor.

Savaş, sadece coğrafyaları değil, hanedanları da sürgün etti. Emine Hanım, Bebek’teki yalısına çekildi. Bu yalı, sadece eşinden kalan bir miras değil; onun için geçmişin, sadakatin ve anıların somut bir temsilcisiydi. Emine Valide Paşa, işte böyle bir kadındı. Ne tam Mısırlı ne sadece Osmanlı… Ama iki köprünün tam ortasında, incelikle örülmüş bir sadakat hikâyesiydi.

Mısır'ın İngiliz işgali altında olduğu dönemde, Emine Hanım Kavalalı Hanedanı'nın bir parçası olarak Mısır sarayına taşındı. Eşi Tevfik Paşa, Mısır Hidivi idi. Emine Hanım için Mısır, sadece bir yabancı toprak değil; ikinci bir vatan oldu. Ancak o, hiçbir zaman Osmanlı ile bağını koparmadı. 1898 yılında İngiliz etkisiyle Mısır'da huzursuzluklar artınca, Emine Hanım İstanbul'a bir mektup yolladı. Belgeler gösteriyor ki, Mısır'da çıkarıldığı söylenen "muzır şahısların" isimlerini bizzat o bildirmişti. Devlet işlerinde sessiz ama etkili bir figürdü.

I. Dünya Savaşı başladığında Emine Hanım, oğlu Abbas Hilmi Paşa ile birlikte İstanbul'a döndü. Savaş, sadece coğrafyaları değil, hanedanları da yerinden etti. Emine Hanım ise Bebek'teki yalısına çekildi. Eşi Tevfik Paşa'dan kalan bu yalı, onun için bir yadigârdan fazlası bir vefa mekânıydı.

Cumhuriyet ilan edildikten sonra Emine Valide Paşa, yalısını yeni kurulan devlete bağışlamak istedi. Ancak bu niyeti, gelen resmî yazılardaki bir detayla değişti. Kendisine "Valide Paşa" yerine "Bebekli Emine Hanım" denilmişti. O bir unvandı belki ama onun için geçmişin, emeğin, aidiyetin bir nişanesiydi. Bu kırgınlık onu kararından vazgeçirdi. Yalı, sonunda Mısır hükûmetine bağışlandı. Bugün hâlâ Mısır Konsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

Emine Hanım 15 Haziran 1931'de İstanbul'da vefat etti. Ancak vasiyeti başkaydı: “Beni Mısır'a götürün.” Cenazesi Kahire'ye taşındı ve eşi Tevfik Paşa'nın anıt mezarının yanına gömüldü. Emine Valide Paşa'nın yaşamı da bu karışık tarihin içinde, Batı'nın gölgesine karşı Osmanlı asaletini korumaya çalışan bir kadının portresidir. Torunlarından biri şöyle demişti:

“O, bir devletin kız evladıydı. Ne unvan için yaşadı ne intikam için döndü. Fakat unvanı silinince, vefasını başka bir devlete sundu.” Ama bu davranışa doğru hareket demek de doğru değildir. Çünkü Emine Valide Paşa sonuçta bir Türk kızıydı ve Türkiye Cumhuriyeti ona çok önem vermişti. Doğrusu devlete ve millete küsmek de doğru değildir.