Bugün 26 Ağustos… Düşman işgaline karşı 26 Ağustos 1922 yılında İstiklâl mücadelesinin başlatıldığı günün yani kutsal savunmanın 103. Yıl dönümü. Çok değil 4 gün içerisinde başardığımız, 30 Ağustos Zaferi’nin de 103.Yıl dönümü. Bu kutsal savunmada Türk Milleti tek başına güçlü dünya devletleri ile savaştı ve başardı.
Oysa bu devletler ne acıdır ki; Türk yurdunu işgal edip, akıl almaz cinayetler işlenmesine göz yumarak, Türk Milleti’ni esaret altına almak istemişlerdi. Dahası bu devletlerin var güçleri ile destek verdikleri başta Yunanistan ve Yunan Kralı yüksekten yüksekten konuşuyordu: “Anadolu’yu işgal edeceğiz Mustafa Kemal’i idam edip, gölgesinde kahve içeceğiz” gibi hayali cümleler kurdular.”
Allah şükür ki; Türk ordusu, Yunan ordusu başkomutanı seçilen Trikopis’i esir aldılar. Evet kahveler içildi ancak; Türk başkomutanı galip, Yunan başkomutanı mağluptur. Hani derler ya; “Allah belanızı verecek.” Nitekim öyle de oldu.
Çünkü bazen bela hiç umulmadık yerden gelir. Düşmanın ve dostun kim olduğu fark edilemez. Yardımın da nereden ve ne şekilde geleceği kestirilemez. Yunan Kralı Aleksandros, İngiltere'den aldığı yardıma da güvenerek Türkiye’nin işini bitireceğine inanıyordu. Türkiye üzerine geniş çaplı bir saldırıyı düşündüğü günlerde düzenlediği bir eğlence ortamında: “Gelecek hafta İstanbul'da vereceğim ziyafete hepiniz davetlisiniz.” demişti. O gece Yunan Kralı’nın taşkınlıkları sabaha kadar devam etmişti. Büyük bir zaferin hayaliyle yaşayan Aleksandros o gecenin sabahında hava almak için bahçeye çıkmıştı.
Genç Yunan Kralı Aleksandros, 2 Ekim 1920 günü Tatoi Kraliyet Sarayı bahçesinde gezerken, İngiliz Generali Milne tarafından kendisine hediye edilen Alsace cinsi çoban köpeği Fritz’in üzerine, bahçeler müdürünün Berberî Şebeği cinsinden maymunu Moritz saldırdı. Gazaplı maymunun eşi olan bir başkası, köpeğini kurtarmak isteyen kralı bacak ve karnından ısırdı. Sarayda, serbestçe gezen vahşi bir Berberî Şebeği’nin ne işi vardı, orası bir muammadır. Maymunlar komiktir ama, Berberî Şebeği, aslında büyük dişleri olan çok tehlikeli bir hayvandır... Saldırgan maymun ve eşi hemen vuruldu. Hizmetçiler, Kral’ın yaralarını temizlediler. Ancak, çok geç kalmıştı. Isırık yaraları kolayca enfekte oldu. 23 gün sonra kan zehirlenmesinden öldü.
Yanındaki adamları maymuna engel olamamışlardı. Maymun, kralın kolundan ısırmıştı. Kral bu küçücük yarayı ilk anda pek önemsemedi. Aradan birkaç̧ hafta geçtikten sonra kral çığlık çığlığa bağırmaya ve etrafına saldırmaya başladı. Gerçek anlaşılmıştı: Yunan Kralı Aleksandros kudurmuştu. Doktorların da tavsiyesi ile kral bir odaya kilitlendi. Odada kafasını duvarlara çarpa çarpa ve çığlıklar atarak can verdi. Böylece Avrupa’nın yardımları ile şımaran bir kralın sonunu bir maymun hazırlamıştı. Yunan milliyetçilerinin Megali İdea, diğer bir deyimle Büyük Bizans'ın ihyasına dair çılgın hayalleri maymun ısırığı ile suya düşmüştür. Tarihçiler, Aleksandros’un ölümünün, Venizelos’a darbe vurduğunu; müttefikler ’in desteğinin kaybedilmesinin Yunanların Anadolu’dan çekilmesine sebebiyet verdiğini söyler. Winston Churchill:
“Bu maymunun ısırmasından dolayı bir kral ve çeyrek milyon kişi öldü” demişti.
1928’de memleketine dönüp başbakan olan Venizelos, bu sefer amansız Türkiye dostu oldu. Türkiye'yi resmen ziyaret etti. İki cumhuriyetçi eski düşman samimi pozlar verdiler. Hatta 1934’te Gazi’yi Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi; Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne girmesi için referans oldu.
O zamanki gazetelerden anlaşıldığına göre, Türk basını Kral’ın ölümünü coşkuyla karşılamış; maymuna övgüler düzmüştür. Yahya Kemal, Nihat Sami, Sâmiha Ayverdi gibi edipler, “Allah’ın askerleri sonsuzdur” gereğince Türk-Yunan Savaşı’nın kazanılmasında maymunun rol aldığını söyler.”
Zulmü ile tanınan, Hz. İbrahim’e karşı mücadele eden Nemrut'u bir sivrisinek, Yunan kralını da bir maymun öldürmüştü. Çevresine karşı kendini çok büyük görenler, çok küçük şeylerden dolayı dünyadan ayrılmıştı.
Kısacası: Yunan askerlerinin, Batı Anadolu’da ve Bursa’da akıl almaz kudurgun saldırılarına müsaade eden kral kuduz olup öldü. Büyüklerimiz ne güzel söylemiş: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”