Hayat genelde bir yığın soruyla bizi baş başa bırakır. Sürekli bir neden sorusu içinde debelenirken buluruz kendimizi. Tabi bunu diğer sorular izler.

Günümüzde kendini yeterince tanımayan insanların kafasındaki soru yumağı daha fazladır. En azından her olayı kadere bağlamak da huydur böyle insanlarda. Kimse kendini suçlamak istemez ya da kendi adımlarından sonra olanları kabullenmez.

Bazen insanlar kendilerine biçilmiş rollerde boğulurken bazıları da kendi yolunu seçer. Kendi istediği yönde hayatını ilerletir. Kendi tercihini yaşayan insanların, karşılarına çıkan sonucu daha çabuk kabullendikleri de bir gerçek.

Herkes olayların ve sonucun bağlantılı olduğunu bilse de genelde suçlayacak birilerini arar. Bu ya çevrelerindeki insanlardır ya da kaderdir. Dışarıdan müdahaleyi kabullenmek daha kolay gibi gelir her zaman insana.

İnsanların ne kadar olgun olduğu, tecrübeleri veya hataları ile yüzleşmelerinin zor olmasının en önemli nedeni de neden ben sorusu ile kalmalarıdır. Bu sorunun başı var, çıkışı yok çünkü.

Çoğu zaman tevekkül etse de insanlar yine de kafalarının içinde yaşamaya ve sayısızca soru ile boğuşmaya devam ederler. Bu hayatlarının muhakemesini yapmak olduğu için bir derece iyi sayılabilir. Yine de her konuda olduğu gibi abartmamak gerekir.

Diğer yandan da hiç soru olmaması da fazladan bir özgüven demek olsa da umursamazlığa giden bir yol olduğu için tercih edilmemelidir. İnsan kendinden ne kadar emin olursa olsun, ufak bir şüphe her zaman iyidir. Hata payını düşürür.

İnsan kendini değerlendirirlerken ne yaparsa yapsın o kadar da objektif olmaz. Her zaman bir kurban rolünde olmak işine gelir herkesin. Kimse özeleştiri yapmaz kendine.

O yüzden de ne yapılırsa yapılsın her zaman cevapsız sorular olacak aklımızın bir köşesinde.