Dünyaya sığdıramadık biz masumları. İlk gözden çıkarılanlar da onlar olmuş. Öyledir ya zaten dünyanın düzeni. İlk en zayıflar koparılır.

Dünya dengeleri, savaşları ve dertleri önce masumları etkiliyor. Kimisini doğrudan kimini dolaylı olsa da mutlaka denge bozuluyor.

Kendi başına gelmedikçe de yok sayılıyor nedense kötülükler. Önemli olan sadece kendi güvenliğimiz mi? Etrafta olan kaos bizi gelip bulmaz mı? Kimsenin kurtuluşu olmayacağını biliyoruz ama yok saymak işimize gelir nedense.

Bir yerden sonra da mevcut düzeni, olağan görmeye başlarız. Dünya kurulduğundan beri doğal seçilimle hayatta kalınması çok da sürpriz değil ama içinde yaşanılırken zamanın, dışında da kalamayız.

Sabır taşına dönsek de kabullenemesek de durumu değiştirmeye de gücümüz yetmez. İnsanın inancının bile hasar gördüğü ve anlamlandıramadığı durumları kabullenmek de zor.

Herkesin aklında neden sorusu dolaşıyor... Neden her olan zayıfa veya masuma olur, diye.

Ah.. keşke masumlar muaf sayılsa dünya derdinden. Küçük bir çocuğun tek derdi oyuncak olsa mesela. Kadınların tek derdi örgüleri olsa. Tüm canlıların tek derdi ise kendi halinde yaşamak olsa... Ama kimse kimseye bırakmıyor kendi halinde olmayı, mücadele üstüne mücadele ekliyor.

Herkesin yeterince sorunu ve mücadelesi yokmuş gibi, bir de dünyanın derdi ve kederi bindi omuzlara. Bir yandan günü kurtarmaya çalışırken bir yandan da geleceği daha çok düşünür olduk.

Biraz da bencilleştik belki. Önce biz kendimizi kurtaralım da gerisini de dünya düşünsün dedik...

Yeryüzünün genişliği bize dar geldi, sığdıramadık biz masumları.