MOLLA’LAR REJMİ’NİN TAHRİBATI SAFAVÎ’leri geçmiştir!...
Milâdî, 630’lardan i’tibaren, Necid, İran- Irak topraklarında uzun yıllar, Emevî, Abbâsî, emîr ve melikleriyle, Türk Hanedanlıkları hüküm sürmüşlerdir. Bin yıla yakın bu uzun bir müddet zarfında, bu topraklarda, muhteşem dînî yapı’lar, cami’i’ler, mescid’ler, medreseler, şifahaneler, sosyal yapıyı güçlendirmek için, sosyal külliyeler meydana getirilmişti. Milâdî, 1501’de, Sâsânî, Mecûsî, Zerdüşt,Pers ve förs batıl inanç üzerine, Fırak-ı dâlle’nin en şen’îsi, Gulât-ı Şî’a’yı da bina eden Safavî Hanedânı Şah İsmail ve diğer Safavî hükümdar’ları, İran’da İslâmî ne varsa vandalca tahrip ettiler.Cami’i’ler, mescid’ler, medreseler yakılıp yıkıldı. Peygamber’in ve Ashabı’nı yolunda, Sırat-ı Müstekîm üzere olan bütün ehl-i Sünnet mensubu müslümanlar ve Şî’a fırka-i Dalle Mezhebini kabul etmeyen bütün müslüman-müslüman olmayan kavimler kılıç’tan geçirildiler.
Azılı, Gulât-ı Şî’a’dan olan Şah İsmail, Necid, İran- Irak topraklarını şî’î’leştirmekle iktifa etmeyip, Şahkulu Isyanlarıyla bütün Anadolu topraklarını bile şî’î’leştirme derdine düşmüştü. Öyleki, Şahkulu isyancıları Anadolu’nun tam ortası, Konya-Akşehir’e kadar ulaşmışlardı.
Eğer, Yavuz Sultan Selim Han, Safavî Hanedân’ını ve Şah İsmail’i tepelemeseydi, Hafazan Allah! Bugünkü ehl-i Sünnet’in Makarrı Aziz Yurdumuz, doğusu ile batısı iye bu vatan İran’dan farksız olurdu. İran’da Safavî Hanedânı’nın, Safavî hükümdar’larının saltanat dönem’leri, 1736 yılına kadar devam etmiştir. 1736’dan 1921’e kadar yeriden Müslüman-Türk Hanedanlıklarının hükmüne geçmiş, Neğcid, İran-Irak toprakları İslâmî hüvviyyet kazanmış Safavî’lerin tahribatı büyük mikyeasta telefî edilmişti.
“Tarih tekerrüden ibaret derler, hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” Gerçekten ibaret alınmadığı için, tarih tekerrür etti, İran bir kerre daha Şahlık dönemine döndü. Bu sefer İran’da, Pehlevî Ailesi’nin hükümranlığı başladı. Son Şah Rıza Pehlevî ve ondan önceki Pehlevî Şah’ları, sürekli Molla’larla sürtüşdükleri ve saltanatların koruma ve kollama derdine düştükleri için, Şî’î’liği yaymak ve bu beşerî sistemi komşu ülkelere ihraç için, herhangi bir gayretin içinde olmladılar.
Batılı, Emperyalist ülkeler, İran’daki çok zengin, Petrol ve Doğalgaz yataklarını yakinen bildikleri için, ileride kendilerine zorluk çıkaracağı ihtimali ile, Şah Rıza Pehlevi’ye karşı İran’da, Molla’ları kışkırttılar, içerde ısyanlar çıkardılar, nihayet Pehlevî Ailesinin İran’ı Terk’etmesini Batı’ya sığınmasını te’min ettiler.
İran’da Şah Rıza Pehlevî’ye karşı ısyancıların elebaşısı, İmam Humeynî sürgündeydi. 1963-1964 yıllarında, M.İ.T. (Millî İstihbarat Teşkilatımızın) kontrolü altında, Bursa’da sürgün hayaktı yaşamıştı. Daha sonra, Vatikan-Papa, Dünya Kiliseler Birliği, Fener Rum Patriği, Mon Tarikatı ve A.B.D.’deki Avanjelist’lerin, ya’nî Tüm Hıristiyanlık âleminin desteğiyle, Avrupa’nın muhtelif ülkelerinde sürgün’de krallar gibi yaşamıştı, Şah Rıza Pehlevî ve Pehlevî Hanedânı İran’ı terk’edip, Avrupa’ya geçerken Paris’te sürgün hayatı yaşayan, İmam Humeynî, Fransa Cumhurbaşkanı’nın hususî Makam Uçağıyla İran’a dönmüştü. Böylece, Pehlevî Hanedânı’nın, ya’ni, 2. Şahlık dönemindeki saltanat sadece 59 sene sürmüştü.
Artık, Sâsânî, Mecûsî, Zerdüşt, Pers ve Fars batıl ve küfür inancı üzerine bina edilmiş, yine, batıl, küfür, Beşerî Sistem, Fırak-ı dâlle’nin en şen’î’si, Gulat-ı Şî’a ve ucube imamet rejmi. Hazindir, kadîm karakterleri icabı bu ucube yönetime, “İslâm Devrimi,” İran Devleti’nin adını da, “İslâm Cumhuriyeti” olarak ilân ettiler. Ne hazindir ki, bu takiyye’ye Türkiye’deki ba’zı, cemaat ve gruplar da inandı. Sonra neler oldu neler!...