BİZİ TANIMAYANLARA, KENDİMİZİ TANITIYORUZ!...
Hazret-i Üstazımız, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazret’leri, (k.s.), 1959 yılında, İzmir, Ankara ziyaretleri gibi, Konya’yı da teşrif etmiş, yerin altındaki, Ricâl-i Ma’neviyye ile yerin üzerindekilere veda ziyaretlerinde bulunmuştu. 1957 Yılında, Konya’yı teşriflerinde, Konya’nın Merkezi’inde, Hazreti Mevlana Türbesi’nin yakınlarında, Merhum, Hacı İsmail Yakutlu’nun konağında misafir edilmişti. Gece’nin ilerleyen saatlerine kadar, ziyaretçileri kabul etti. Hacı İsmail Bey, İstirahat buyuracağı odayı, yatağı hazırladıktan sonra, izin alıp çekilmek istediğinde, “İsmail Bey, Sabah namazını Sultan Selim Cami’i’nde, kılalım, namaz’dan sonra da Hazret-i Mevlana’yı ziyaret ederiz,” buyurdular. İsmail Bey, biraz durakladı, tereddüt geçirdi ve “Efendim, yarın, Cumartesi, Hazreti Mevlana’nın Türbesi, Cumartesi günleri kapalıdır. Ama, sabah namazını Selimiye Cami’i’nde kılabiliriz.” diyebildi. Süleyman Efendi Hazret’leri, “İsmail Bey! Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rûmî, misafirperverdir, kapısına geleni misafirini, kabul eder, geri çevirmez,” buyurur. İsmail Bey, bir hikmet vardır, diyerek, odasına çekilir, ne olur-olmaz, uyanamam diyerek, sabah vaktine kadar, hiç uyumaz, bekler. Aslında, o gece, Konya’da, Hacı İsmail Bey gibi pek çok uyuyamayanlar vardır. Bunlardan en önemlisi, devrin, Mevlana Müzesi-Türbesi Müdürü, Aslen Tokatlı olan, Merhum, Necati Elgin’dir. Necati Elgin Bey, Yatsı namazını eda etmiş, sabah namazını beklerken, huzur içinde uykusuna dalmıştır. Yarı uyku, yarı yakaza (uyanık) halde iken, Hazreti Mevlâna rü’yasında, “Evladım, Aziz bir misafir bekliyorum, kapıları açın, her tarafı temizleyin, ve misafirimizi bekleyin,” buyuruyor, Rü’ya’dır, rü’ya’ya i’tibar edilmez, diyor, uyumaya çalışıyor, fakat, ikinci ve üçüncü kerre de, aynı hitaba muhatap olunca, bunda da bir hikmet vardır, diyerek, kalkıyor, faytonlar kiralayarak, Müze-Türbe personelini evlerinden aldırarak, Müze’nin çift anahtarlarla açılan bölümleri de dahil, açtırıyor, ışıkları yakılıyor, etraf temizleniyor, sabah vakti Mevlana’nın Aziz misafiri- misafirleri bekleniyor. Diğer taraftan, Sabah ezanları okunmaya başlıyor, - Konya’da Sabah ezanlarının atmosferi, Türkiye’nin başka hiç bir yerinde yoktur. Konya’da Sun’î, Alâe’ddin Tepesinden başka hiçbir yükselti, dağ-tepe yoktur. Bir uçtan bir uca, Doğudan-batıya, Kuzeyden- güneye, ezan sesi duyulur. Efendi Hazret’leri, Hacı İsmail Yakutlu ile birlikte Selimiye Cami’i’ne gelirler, Sabah Namazı’nın sünneti kılınır, farz beklenirken, Hacı İsmail Bey, imamın kulağına eğilir, Süleyman Efendi Hazret’lerinin cemaat arasında olduğunu söyler. İmam Efendi, Teberrüken, Süleyman Efendi Hazretlerini, mihraba da’vet eder, Süleyman Efendi Hazret’leri, Sabah namazını kıldırır, namazdan sonra, Evrad-ı Bahâiye’yi okur, cemaatte olanların hepsi, Mihrab’da Süleyman Efendi Hazret’lerinin eline öpmek isterler, fakat müsaade buyurmaz, her biriyle müsafaha eder, du’a buyurur. Orada hazır olanlara, “Hadi buyurun! Şimdi Hazreti Mevlana’nın huzuruna çıkalım,” buyurur, herkes şaşkındır, hem Cumartesi, hem sabah erken saatler, Müze-Türbe açık değil, Bu zat bizi nereye da’vet ediyor. Cami’i’den çıkılıyor, hep beraber Müzeye-Türbeye doğru ilerleniyor, bir de ne görsünler, Müze-Türbe Müdürü, Merhum, Necati Elgin başta olmak üzere, bütün Müze-Türbe personeli, Müze-Türbe’nin kapısında bekliyorlar, Selam verip içeri giriliyor, Hazreti Mevlana ve diğer kabirler ziyaret ediliyor. Çıkışta herkes şaşkın, herkes bir şeyler biliyor, fakat söyleyemiyor. Süleyman Efendi Hazret’leri, Hacı, İsmail Yakutlu Bey’e müteveccihen, “Hacı İsmail Bey, İsmail Bey! Ben size söylemiştimki, “Hazreti Mevlana Çok Kerîm, misafirperverdir, Kapısına gelen misafirini, geri çevirmez, mutlaka kabul eder, Görüldüğü gibi, kabul etti ve geri çevirmedi. (Mustafa Akkoca’nın Notu), Devrin, Konya Mevlana Müze-Türbe’sinin Müdürü, Merhum, Necati Elgin, Sabah ve Ufuk Gazete’lerinde, uzun yıllar, Yazıişleri Müdürü, Umumî Neşriyat Müdürü olarak beraber çalıştığımız, Merhum, Sadeddin Elgin’in,- müstear olarak, (Ahmed Güner,) ismini kullanırdı- babasıydı, Ahiri ömründe, vak’a’yı bizzat kendisinden dinledim, te’yidini aldım. Hazreti Üstazımızın Tedrisat sistemi, ta’bir caiz ise, Konya ve civarında, kısaca, Orta Anadolu’da, ilk def’a, Karaman’da başladı. O Yıllar, Karaman il değil, Konya’nın bir ilçesiydi. Hazreti Üstazımızın ilk talebesinden. Merhum, Şükrü Taşkıran, 1956 yılında, Diyanet İşleri Reisliği’nin açtığı, müftülük-vaiz’lik imtihanını kazanmış, Karaman’a vaiz olarak ta’yin edilmişti. Hazreti Üstazımızın ilk talebe ve müntesipleri için, müftülük-vaiz’lik, imam-hatiplik gibi me’muriyetler, tali hizmetlerdi. Asıl vazife ve hizmet Tedrisat idi. Şükrü Taşkıran Hoca’ da vaizlik vazifesini bi’hakkın yerine getirirken, geceyi gündüze katarak, Karaman ve civarından, Konya’nın başka ilçelerinden gelen, yüze yakın talebeyi de Hazreti Sistemiyle okutuyordu.