Günler, aylar, yıllar ne kadar da çabuk geçiyor; İstanbul’u terk edip Datça’ya yerleşeli tam on bir yıl olmuş…

Katıldığım bazı televizyon programlarında İstanbullu olarak neden ailenin ve senin pek çok anılarım olduğu şehrini terk ettin gibisinden sorularla karşılaşmıştım. Onlara benim İstanbullumun artık eskisi gibi olmadığını, yeni şehir yaşantısına ayak uyduramadığımı, insanların değiştiğini ve huzurlu bir yaşam için Datça’yı seçtiğimi söylerim.

Datça’yı otuz yılı aşkın süredir tanıyorum. O yıllarda sakin, huzurlu ve her yönüyle yozlaşmamış, tipik bir Akdeniz ülkelerine benzetiyordum. Yaşamın sonlarına doğru orada sakin bir ortamda yazılarımı yazacağımı düşünmüştüm. .Başlangıçta her şey düşündüğüm gibiydi… 

Kuşadası, Marmaris ve Bodrum’daki yapılaşma ve yozlaşmanın bu şirin yere ulaşmayacağını sanmıştım,  Ama yanılmışım. Önce Marmaris-Datça yolu iki kez genişletildi, tehlikeli dönemeçler ortadan kaldırıldı ve ulaşım kolaylaştırıldı. Böyle olunca da bazı Datçalıların dediği gibi sanki ilçenin idam ferman verilmiş oldu.

Televizyonlarda ve basında Datça’yı tanıtan yazıların çıkmaya başlamasıyla birlikte büyük bir göç salgınıyla karşılaştı. Yaz ve tatil aylarında insan ve araçları artık Datça kaldıramıyor. İnşaat ve emlak komisyoncuların ofisleri çarşı boyunda birbirini izliyor.  Böyle olunca da Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Datça’da betona gömüldü. Küçük ve adı villa (!) denilen yapılar trilyona satılmaya başladı. Kiralar uçtu. Yazlıkçı ve tatilcilerden günlük, haftalık ve aylık olarak istenen 1+1 daire fiyatları akıl almaz boyutlara ulaştı. Bazıları da evlerini terk edip yakınlarının yanına veya çadırlara taşınarak evlerini günlük haftalık kiraya vermeye başladılar. Yeri gelmişken belirtmek isterim ki; bunları yapanların hiç biri Datçalı değil, sonradan gelenler…

Kısacası bu sahil kasabası içinden çıkılamayan sorunları da beraberinde getirdi. Tatilciler kendi şehirlerinde yapamadıklarını burada yapıyorlar. Şehrin hemen her yerinde çöp bidonları olmasına rağmen çöp torbalarını park etmiş araçların yanına bırakıyorlar. Trafikte yasalara uyulmuyor; kendilerini uyaran olmayınca tatilciler biz burada dilediğimizi yaparız diyorlar.

Bir zamanlar Datça’nın her yanından denize girilirken; şimdi bu da ayrı bir sorun oldu. MUÇEV denilen kuruluş kıyıları otellere, restoranlara kiraladı.  Kıyı boyları şezlonglarla donatıldı. Her şezlongun  fiyatı 700 TL’den aşağı değil!.  Datçalıların denize girebilecekleri bir halk plajı kaldı. Orası da üst üste insan yığını halinde.. . Datçalılar ve sonradan Datçalı olanlar; tatilcilerle, yazlıkçılar gittikten sonra denize gireriz diyerek evlerine kapandılar.

Kısacası bir zamanların o güzel, şirin Datça’sı artık sizlere ömür derken bu yaz ikinci kez yancınla baş başa kaldı. 29 Haziran da akşam saatlerine doğru polis lojmanlarının arkasında başlayan yangın yön değiştiren şiddetli rüzgârın etkisiyle kısa sürede Kargı yolu ile şehir merkezi arasındaki yerleşim alanının bir anda ateş ve kesif dumana bıraktı. Kısa sürede gelişen yangın dört koldan ilerleyerek geniş bir alana yayılmaya başladı. Bölgedeki otellerden Villa Karlo’nun  çatısı yanarken  Villa Aşina’nın bahçesi yanarken son anda ve çok hızlı müdahale ile iki otel yanmaktan son anda kurtarıldı.  Marmaris’in çam ormanları geçen yıl geç müdahale yüzünden yanmıştı. O günlerde Türk Hava Kurumunun uçakları arızalı uçacak durumda değil denip yabancı ülkelerden yangın söndürme uçakları kiralanmış, epey zaman kaybedilmişti. Bu kez öyle olmadı; hurda denilen Türk Hava Kurumu uçakları ve helikopterleri havadan; Sahil Güvenliği denizden,  Datça ve Marmaris itfaiyesi ile Datça Orman İşletmesi karadan yangınla mücadele etti. Böylece  büyük bir facianın önüne geçilmek  önlendiyse de da yine de büyük bir alanın yanması önlenemedi.. İnsanlar can vermedi ama ne kadar canlının yok olduğu bilinmiyor.

Bu yangının neden kaynaklandığı konusunda henüz tam bir bilgi açıklanmadı. Bazılarına göre elektrik trafolarından çıktığı söyleniyorsa da bu inandırıcı olmuyor. … Büyük olasılıkla mangal meraklılarından çıkmış olmalıdır. Nitekim yetkili makamlar;  çevrenizde mangalcıları uyaralım, dikkate almazlarsa ilgili makamlara başvurun deniliyor

Datça ‘da neden yangın çıktı sorusunun yanıtı aslında çok açık…

Hava 30-35 derecenin üstünde sıcak ve kuru, nem oran en azından %10-20’ ı dolaylarında; yere atılan şişe ve camların bir anda kuru otları tutuşturması olası… Bunun yanı sıra ormanlık alanlarda ateş yakan piknikçilerin ve şehir içerisindeki mangalcıların önüne geçilmelidir. Oysa bunlar uygulanması çok kolay olmalı; gelenler ikazdan bir şey anlamıyorlarsa o zaman şiddetli ceza müeyyideleri işletilmelidir.  

Kısacası Datça yanmaktan ucuz kurtuldu. Herkesin aklına kazınmalıdır; bir başka Datça daha yok… Toplum ve yönetim bu ilçeye sahip çıkmalıdır.