İnsanın fıtraten / yaratılış itibarıyla malik olduğu çok yönlü oluşunun;

Şaşırtıcı ve hayret vericiliğindendir ki,

Her şeyi sanat, hikmet / gaye ve amaçla yaratan Sani-i Hakîm / Hz. Allah;

Şu küçük cisimde, sınırsız ve sonsuz çeşitli rahmetleri tartmak için,

Sayısız ve sınırsız mizanlar / ölçüler koyup yerleştirmiş.

Esma-i Hüsna / Allah’ın Güzel İsimleri’nin;

Sonsuz ve nihayetsiz olan gizli ve saklı define ve hazinelerini;

Anlamak ve kavramak için, sayısız cihaz ve âletler yaratmıştır.

Meselâ: İşitilen, duyulan ve haber alınan şeyler demek olan Mesmuat,

Meselâ: Görünenler ve görünen âlem demek olan Mubsırat,

Meselâ: Yiyecekler demek olan Me’külât âlemlerini içine alan insandaki duygular;

Sanatla yaratan Allah’ın kayıt altına alınamıyan vasıflarını

Ve geniş keyfiyet, hâl ve işlerini fehmetmek / anlamak içindir.

Nitekim, hardale bitkisinin tohumundan daha küçük hafıza kuvvesi / gücünde;

Öyle bir idrak edici / algılayıcı lâtife / duygu, kabiliyet ve yetenek bırakılmıştır ki,

O hardalenin içine aldığı geniş âlemde,

O lâtife, daimî seyir ve cevelan edip dolaşmakta ise de,

Sahiline / kıyısına ulaşamaz.

Böyle olmakla beraber, bazen bu büyük âlem,

O lâtifeye o kadar darlaşır ki,

Âlem, o lâtifenin karnında bir zerre gibi olur.

O lâtifeyi bütün seyahat meydanlarıyla, etraflıca düşündüğü kitaplarıyla

O hardale dahi yutar, yerinde oturur, karnı da ağrımaz.

İşte insanın birbirinden farklı mertebeleri bu sırdan anlaşılır.

Evet, bazı insanlar zerre / en küçük parçada boğulurlar,

Bazısında da dünya boğulur.

Bazılar da kendilerine verilen anahtarlardan birisiyle;

Kesret / çokluğun en geniş bir âlemini açar, fakat içinde boğulur.

Vahdet ve Tevhid Sahili’ne zorla ulaşır.

Demek, insanın ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyrinde, çok tabakalar vardır.

Bir tabakada insanlara, huzur-i tevhid / birlik inancının rahatlık ve ferahlığı

Pek kolaylıkla nasip ve müyesser olur.

Bir tabakasını da, gaflet ve evham / vehim, kuruntu ve zanlar;

Öyle istilâ eder / yayılır ve onu kaplar ki,

Kesret içinde gark olmak / boğulmakla, tam mânâsıyla tevhîdi unutmuş olur.

Sukutu / değerden düşmeyi; suud / yükselme,

Tedennî / gerilemeyi; terakkî / ilerleme,

Cehl-i mürekkebi / bilmemekle beraber,

Bilmediğini de bilmemeyi; yani:

Katmerli ve kara cahilliği; yakîn / kesin bilme,

Şüpheden sıyrılarak son derece doğru sanmak:

Uykunun son perdesini uyanıklık zanneden

Ve öyle vehmeden bir kısım medenîler;

İkinci tabakadaki insanlardandır.

Onlar iman hakikat ve gerçeklerini;

Derk etmek / anlamak ve kavramakda;

Bedevîlerin bedevîleridir.