İnsanın dinlemesi, konuşması, düşünmesi cüz’î / sınırlı ve yetersizdir.
Bu yüzden hepsiyle aynı anda ilgilenemez.
Ancak onlarla, birini bırakıp diğerine geçmek sûretiyle ilgilenebilir.
Himmeti / çalışıp çabalaması da yetersiz. Her şeye, birden el atamaz.
İnsanın kıymetini tâyin eden mâhiyeti / aslı, esası ve niteliğidir.
Mahiyetinin değeri ise, himmeti nispetindedir.
Himmeti ise, hedef edindiği maksadın önem derecesine göredir.
İnsan hangi bir şeye yönelirse, ona bağlanır ve onunla hem-hâl ve onda fânî olur.
Bu sır ve gizli hakikatten dolayıdır ki, insanlar;
Bayağı, basit ve küçük şeyleri büyük adamlara dayandırmazlar.
Ancak sebep ve vesilelere verirler.
Sanki, basit işlerle uğraşmak; onların onuruna uygun olmadığı gibi,
Küçük şeyler de, onların büyük himmetlerini meşgul etmeye lâyık değildir.
İnsan, bir şeyin ahvâlini / hâllerini muhakeme ettiği / değerlendirdiği zaman,
O şeyin rabıta ve bağlarını, sebep ve esaslarını önce kendi nefsinde,
Sonra kendi cinsinden olanlarda, sonra etraftaki imkân dâhilindeki şeylerde arar ve araştırır.
Hatta hiçbir sûrette, mümkün olanlarla, benzerliği olmayan Allah’ı düşünecek olursa,
Vehim ve hayâl duygusu ve kuruntusu ile bir insanın mukayeselerini, esaslarını, ahvâlini
Mikyas ve ölçü yaparak, Allah’ı düşünmeye başlar.
Oysa, Allah’a bu gibi mikyaslarla bakılamaz. Çünkü sıfatları kayıt-kuyut altına alınamaz.
Allah’ın kudret, ilim ve iradesi; Güneş’in ışığı gibi bütün varlığı kapsar.
Bu husus hiçbir şeyle kıyas edilemez.
Arş-ı Azam’la münasebeti olduğu gibi, zerrelerle de münasebeti vardır.
Allah, Güneş ve Ay’ı yarattığı gibi, Sineğin gözünü de O yaratmıştır.
Allah, kâinata koyduğu yüksek nizam gibi,
Mikroskobik hayvanların bağırsaklarına da, pek ince lâtif bir nizam koymuştur.
Semadaki cirm ve kütleleri birbiriyle bağlantı içinde bulunduran genel çekim kanunu gibi,
Zerre ve atomları da, o kanunun bir benzeriyle nazmetmiştir.
Sanki bu zerreler âlemi, o semavî âleme küçük bir misaldir.
Kısaca, aczin müdahalesi ile, kudret mertebeleri ayrılır.
Aczi imkânsız olan Kudretçe, büyük-küçük birdir.
Ezelî Kudret, en evvel eşyanın iç yüzüyle alâka kurar. Bu yüz ise, herkes için güzel ve şeffaftır.
Evet, Güneş ve Ay’ın yüzleri parlak olduğu gibi, Gece ve Bulut’ların da iç yüzleri parlaktır.
İnsanın zihni ve fikri, Allah’ın azametine bir mikyas, kemalâtına bir mizan,
Vasıflarının muhakemesine bir vasıta bulmak imkânına sahip değildir.
Ancak sanatlı bir şekilde tüm yarattıklarından ve eserlerinin tamamından
Ve bütün fiillerinden hâsıl olan, tecellî eden bir vecihle bakılabilir.
Evet, zerre ayna olur, fakat mikyas / ölçü olamaz.
Anlaşıldığı şekilde, Allah’ın mümkün olan şeylere kıyas edilmesi
Ve mümkün olanların onun işlerine mikyas yapılması, en büyük cehalet ve ahmaklıktır.
Çünkü aralarındaki fark yerden göğe kadardır.
Zira, Vâcibi / varlığı zorunlu olan ve başkasının varlığına bağlı olmayanı;
Mümkine / imkân dâhilinde olana kıyas etmekten; pek garip ve gülünç şeyler çıkar.
Meselâ tabiatperestler, o aldatıcı kıyas ile, gerçek tesir ve etkiyi sebeplere vermişlerdir.
Güya yanlış kanaat ve inançlarınca, Allah; azametinin büyüklüğü
Ve kusur ve noksanlıklardan uzak oluşundan ötürü, bu gibi basit ve çirkin şeyleri kabul etmez.
Demek, akılları vehimlerine esir olanlar, bu gibi gülünç şeyleri doğururlar.
Velhasıl, vesvese ile bu vehme kapılmaktan uzak durmak lâzımdır.