İsrail’in köklü gazetelerinden Haaretz’de Nir Hasson imzalı manşetten verilen yazı “BM Raporlarına Göre Gazze’de Yetersiz Beslenme Sorunu Yaşayan Çocukların Sayısında Keskin Artış” başlığını taşımaktadır. Siyonizmin sesi yanında liberal özellikleriyle de bilinen Haaretz’deki bu yazı, Gazze Soykırımını hafife alsa da önde gelen bir Yahudi medya organı olarak vahşeti gündemine alabilmesi önemlidir. Yazıda Gazze’de kötü beslenme ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya olan çocuklar hakkında BM raporlarından rakamlar nakledilmektedir. Genellikle Yahudi kökenli yorumcular bu durumun İsrail’i zor durumda bırakacak bir süreç olduğunu yazmaktadırlar.
“Soykırım” pek kullanılmamakla birlikte “Filistin’de beslenme sorunu” benzer başlıklı haberler Siyonizmin sesi durumundaki başta New York Times, Washington Post olmak üzere küresel etkiye sahip medya organlarında daha sık görülmeye başlandı. İsrail’deki bazı grupların hükümeti “Gazze’de soykırım suçu işlemekle suçladığı” haberler ve yorumlar da artmaktadır. Başta ABD olmak üzere batılı ülkelerde Filistin lehine gösterilerde Yahudiler de ön saflarda görülebilmektedir. Bütün bunlara karşın Netanyahu’nun önemli ölçüde siyasi geleceğini kurtarmak, yolsuzluklarına sis perdesi stratejisine dayalı vahşeti karşısında İsrail ve dünya Yahudilerinin sesi oldukça zayıf kalmaktadır. Soykırıma dur diyen üniversitelerin cezalandırılması da Siyonist lobinin eseridir.
Gazze Soykırımı, tarihin en kapsamlı soykırımlarından olmayabilir. Bununla beraber iletişim imkanları sayesinde bu soykırım, dünyanın en yoğun izlediği ve bilgi sahibi olduğu, buna karşın en fazla (yaşananların ciddiyetine göre) ilgisiz örneği durumundadır. Filistin’de Müslümanlara yönelik soykırım kapsamındaki zulümler İttihat ve Terakki Yönetimi döneminde başlamış, İngiliz mandasında şiddetlenmiş, İsrail’in kurulmasından sonra zirveye çıkmıştır. Bununla beraber dünya kamuoyu, bu coğrafyada her gün binlerce Müslümanın kurşuna dizildiğini, yüzlerce köyde sağ kalanın bulunmadığını çok sonra öğrenebilmiştir. 7 Ekim 2023’ten sonra yaşananlardan günü gününe haberdar olunmakta, Siyonist medyanın ve güç odaklarının bütün çarpıtmalarına karşın vahşet kamuoyundan saklanamamaktadır.
Yaklaşık bir asırdır Filistin’deki uygulanan soykırım, bazı yönleriyle tarihin en uzun süreli soykırım örneklerinden olabilir. Bununla beraber Xi Jinping iktidarıyla şiddetlenen, 2017’den beri her türlü teknik, biyolojik, psikolojik yöntemlerin de uygulandığı Doğu Türkistan’daki soykırımının çok daha kapsamlı, etkili ve kalıcı olduğu görülmektedir. Doğu Türkistan’da soykırım kapsamındaki öldürme, sakat bırakma, doğumları engelleme, çocukları/bebekleri Çinlileştirme yanında yaygın bir şekilde zorla çalıştırma, işkence ve kadınlara tecavüz, tecavüzden doğan çocuklar Çinlileştirilirken anneleri ölüme terketme gibi başka coğrafyalarda görülmeyen vahşetler sistematik bir şekilde uygulanmaktadır. Müslümanların böbrek, kalp, göz sıvısı gibi organlarını zorla alarak pazarlama, organları alınanları ölüme veya körlüğe mahkum etme gibi çeşit çeşit işkence, sakatlama ve öldürme koleksiyonları bulunmaktadır. Çin’in işkence kamplarından sağ çıkanların da deri-kemik kaldığı görülmektedir. Bununla beraber Gazze’de açlıktan ve susuzluktan ölenlerin, susuzluktan böbrekleri çürüyenlerin ve sakat kalanların daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.
Doğu Türkistan’da yaşananlar, bir şekilde naklen, muhtemelen on binlerce çalışanın videolarından, bizzat kamplardan kurtulanların beyanlarından, hatta Çin resmi belgelerinin ifadelerinden öğrenilebilmektedir. En önemlisi 10 yıla yaklaşan bu vahşet iddialarına karşın Doğu Türkistan coğrafyasına giriş-çıkış mümkün olmamaktadır. “Urumçi’ye gitttim, soykırım görmedim” diyen diplomatımıza hangi kampları ziyaret ettiğini, hangi şehirleri, köyleri gezdiğini sorduk. Diplomatik kısıtlılığı bahane eden ekselansları, diplomatların gezi serbestliğinden haberdar olmadığını da ifşa etti. Gazze’de olanlardan ise günü gününe haberdar olma imkanları son derece önemli olduğu halde, bir kısmına temas edilebilen bu veri akışı Filistinlilere zulmü normalleştirmek, sıradanlaştırmak, hatta meşruiyet kazandırmak stratejine mi dayandığından şüphelenmekteyim.
İsrail’in Filistinlilere yönelik zulmü Batı Şeria’da ve Kudüs-ü Şerif çevresinde de tırmanarak devam etmektedir. Netanyahu’nun çatışmaları tırmandırma ve genişletme stratejisi çerçevesinde Arz-ı Mev’ud kabul edilen diğer coğrafyalara da saldırılar düzenlenmektedir. Sorun, bu şiddet ve soykırım sadece Netanyahu’nun veya onun koalisyon ortaklarının mı eseri, yoksa bütün Yahudilerin bu vahşette hissesi var mı?
Özellikle Müslüman Arap yöneticilerinin lafta kalan kınamaları dışında İsrail’e dokunacak bir çıkışta bulunmamalarının sebebini Netanyahu daha başta açıklamıştı: “Koltuklarınızı bize borçlusunuz!” Bu yöneticiler listesinde, yanı başındakilerin çoğu öldürüldüğü halde halen minderini koruyan İran liderinin de bulunması mümkündür. Zaten şimdiye kadar yaşanan belki de tek İran-İsrail savaşındaki sahneler bunu göstermektedir. Türk cumhuriyetlerinin Doğu Türkistan için olduğu gibi Gazze Soykırımı karşısındaki sessizliği ise ürkütücüdür. Petrolünü Türkiye üzerinden İsrail’e satan Azerbaycan’ın bu konuda ikna edilmesi, uluslararası hukuktan doğan soykırım kapsamındaki yetkilerin kullanılması gerekmektedir. Azerbaycanlı kardeşlerimizin “Hocalı katliamı yapılırken Araplar neredeydi?” benzeri mantığının siyaset, etik veya insanlık açısından geçerliliği yoktur. Çünkü bu coğrafyada yönetcileri seçenler ve yerinde tutanlar halkın kendisi değildir. Çeyrek asırdan fazla Karabağ işgal altında iken İsrail’in veya Siyonist lobinin sonuç alacak bir çıkışı olmamış, bilakis hemen her konuda Ermeni ve Rum lobisi ile işbirliği içinde olmuştur.
Hristiyan batılı ülkelerde yönetimleri zora sokan protestolar, İsrailli turistleri ülkeye almayan veya gemiyi limana yaklaştırmayan örnekler son derece önemlidir. Siyonist lobinin güçlü olduğu ülkelerden Fransa’nın Filistin’i tanımasında bu kamuoyu baskısı önemlidir.
Filistinlilere karşı yıllardır süren vahşetten elbette bütün Yahudiler sorumlu değildir. Ancak 7 Ekim’den sonra şiddetlenen soykırım sürecinde Netanyahu’ya desteğin arttığı önemli bir gerçektir. Öte yandan 7 Ekim’den önce İsrail’de Netanyahu karşıtı gösteriler gittikçe yoğunlaşmaktaydı. Halen sürmektedir. Gösterilerin hedefindeki Netanyahu’nun bugünkü suçu, rehinelerin serbest bırakılması için gerekli girişimlerde bulunmaması. Gazze’nin yerle bir edilmesi, onbinlerin öldürülmesi, çocukların açlıktan erimesi Yahudilerin pek gündeminde değil. Bu vahşete isyan sesini yükseltebilenler oldukça azınlıkta kalıp genel siyaseti/kamuoyunu etkileyecek düzeyde değil. Aynı şekilde ABD medyasının ve ekonomisinin önemli bir kısmına sahip Yahudi lobisi de Gazze Soykırımını desteklemektedir.