ABD/İsrail’in İran’a saldırıları, bir ayını doldurduğu halde barış ümidi gözükmemektedir. İran’ın Hürmüz Boğazı kısıtlaması ABD ekonomisini ve iç siyasetini sarsarken, küresel Siyonist odaklar krizi sermayeye çevirmektedir. Bu süreçte Hayfa’nın bölgesel enerji üssü haline getirilme projesi derinden derine olgunlaştırılmaya çalışılmaktadır. Böylece Siyonist patronlar küresel enerjideki kontrolünü doğrudan bir İsrail şehir limanı üzerinden takviye etmeyi amaçlamaktadır. İsrail’in Hayfa liman şehri, Avrupa’nın Rotterdamı yapılmak istenmektedir.

Dünya petrol-doğalgaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Bunun önemli bir kısmı İran dışındaki Körfez ülkelerine aittir. İran’ın Hürmüz kozunu her fırsatta dillendirmesi, Körfez ülkelerini yeni rotalar aramaya yöneltmiştir. Bölge kaynakları için yeni alternatif rota arayışı, Hayfa’nın aynı zamanda rafineri, depolama, yükleme, pazarlama merkezi haline getirilmesi projesine destek anlamına gelmektedir. Esasen gerek İsrail içindeki yatırımlar gerekse bölgesel projeler ve işbirliği sözleşmeleri sayesinde Hayfa’nın “Orta Doğu Rotterdamı” haline getirilmesinde önemli mesafeler kat edilmiştir. Azerbaycan petrolünün Bakü-Tiflis-Ceyhan üzerinden Hayfa’ya ulaştırılması, bu cümledendir.

İran’a yönelik yaptırımlar ve saldırılarla Suriye’deki rejimin ABD destekli terör organizasyonuyla birleşmesi de bu projenin önemli bileşenlerindendir. Belirtmek gerekir ki Fırat’ın doğusundaki yapılanma, Şam merkezli devlet örgütlenmesinden çok daha güçlü, ekonomik ve siyasi temeli her yönüyle organizedir. İsrail-ABD ürünü bu yapının Suriye devlet örgütüne katılması Teröristan’ın kendini feshetmesinden ziyade Suriye’nin Teröristanlaşması tehlikesini gündeme getirmiştir. Esed rejiminin düşmesi sürecinde o günkü ismiyle Colani güçleri, bu yapının desteğiyle ilerlemiştir. Dolayısıyla uluslararası terör suçuyla tescillenmiş nice Mehmetçik katillerinin, Suriye devlet protokolünün ön sıralarına yerleşmesi, planlı-programlı bir sürecin aşamasıdır.

Şam yönetimiyle uzlaşmayla Fırat’ın doğusundaki organizasyonun Suriye’nin parçası haline gelmesinin Kerkük-Hayfa boyutu son derece önemlidir. Belirtmek gerekir ki Haseke ve Deyrizor’daki kaynakların ekonomik değeri zayıftır. ABD’nin bölgeye yaptığı askeri harcamalar ve aldığı siyasi risk, buradaki kaynaklarla ilgili değildir. Esasen Trump daha ilk başkanlık döneminde, bütçeye yükü sebebiyle buradaki askerini çekmek istedi, Siyonist lobiyi, “savaş lordlarını” aşamadı.

Teröristan’ın Suriye’ye katılmasıyla bölge petrollerinin Hayfa’ya akması yönünde önemli bir adım atılmış demektir. Bundan sonraki aşamada ise ilk defa Theodor Herzl’in kavramsallaştırdığı “Davut Koridoru” üzerinden bölgedeki diğer kaynakların ulaştırılması bulunmaktadır. Bunların başında ise Kerkük petrolleri bulunmaktadır. 1930’larda bu güzergahda, İngilizler, Kerkük-Hayfa petrol boru hattını kurmuş, İsrail kuruluncaya kadar işletmiştir.

Arz-ı Mev’ud’un omurgasını oluşturduğu iddia edilen, Osmanlı’nın Bağdat ve Halep vilayetlerinde yer alan bu güzergâhın İngilizler üzerinden Siyonistlerin kontrolüne geçmesinde nice entrikalar çevrilmiştir. Kut’ül-Amare zaferine rağmen Siyonist NİLİ teşkilatına çalışan paşaların da katkısıyla Rauf Paşa’nın tek başına imzaladığı Mondros Mütarekesi şartları gereği bölgedeki askeri varlık sona ermiş, cephede kaybeden İngilizler bölgeye yerleşmiştir. Kudüs’ün Ali Fuat Paşa tarafından kurşun atılmadan İngilizlere teslimiyle Kerkük’ten Filistin’e Siyonist projelerin önü açılmıştır. İngiltere ve Fransa arasındaki Irak, Suriye ve Filistin paylaşımındaki gel-gitlerin önemli ölçüde Siyonist hedefler boyutu vardır.

İngiliz manda yönetiminin 1932-1948 arasında kurup işlettiğ Kerkük-Hayfa hattı İsrail’in kurulması sürecindek çatışmalarda devreden çıktı. ABD’nin 2003 müdahalesinin başından itibaren Hayfa hattının yeniden açılması, BTC’nin henüz devreye girmediği dönemde Hazar kaynaklarının da buradan Hayfa’ya akıtılması sıklıkla gündeme geldi, Kerkük-Yumurtalık hattı ise hemen her hafta bombalandı. Siyonist medya Kerkük-Hayfa hattının kurulup genişletilmesini heyecanla işledi. 36. Paralelin kuzeyinde özerk Kürt yönetiminin temelinde de bu hattı garantiye almak vardı. Arap Baharı isyanlarının başında ÖSO’nun açtığı yoldan IŞİD, nihayet YPG-Teröristan ile Davut Koridoru güzergâhı zemini oluşturuldu.

Suriye’ye katılmış gibi görünen Teröristan-ABD kontrolündeki Fırat’ın doğusu, Hayfa’ya giden hattın omurgasını oluşturmaktadır. İran’a saldırılar ile Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamalar bu hattın gerçekleşmesi yolundaki fırsatları İsrail’e altın tepside sunmaktadır. Arabistan’ın Hürmüz yerine Kızıldeniz’e ulaşan Yanbu hattını kullanıma açması, Süveyş’teki muhtemel riskler karşısında Eylat-Aşkelon-Hayfa alternatifini güçlendirecektir. Ekonomik bakımdan tartışmalı olmakla birlikte başta Küveyt ve Katar başta olmak üzere diğer Körfez ülkelerinden Hayfa’ya boru hatlarına zemin hazırlanmaktadır. Bununla beraber bir ayını dolduran savaşın aşamaları dikkate alındığında Siyonist lobinin Hayfa’yı enerji üssü haline getirme hevesi kursaklarda kalacaktır.

Hürmüz’e getirilen sınırlamalar, her yönüyle Rusya’yı memnun ederken başta AB olmak üzere ithalatçı ülkeler enerji kriziyle karşı karşıyadır. Sadece artan petrol fiyatları değil fakat çatışma sürecinde öneminin artmasıyla Ukrayna’daki kazanımlarını takviye etmesi de Rusya’nın artı hanesine yazılmaktadır. Siyonist lobinin isteği doğrultusunda çatışmalara yeni aktörlerin katılması, İran saldırısına hedef ülke listesinin genişlemesi, küresel enerji krizi yanında Türkiye açısından ciddi güvenlik sorunlarını gündeme getirmiştir.

Teröristan-Suriye ittifakına karşı strateji arayışları sürerken Adana’daki 6. Kolordu’nun NATO şemsiyesi altında, Türkiye düşmanı, NATO üyesi de olsa terör örgütü destekçisi ülkeler personeli komutusunda müdahale gücü haline getirilmesi, İran açısından zorunlu hedef haline gelmesi demektir. Esasen Siyonist lobinin stratejileri yanında bazı NATO ülkeleri de Türkiye’nin katılacağı bir Orta Doğu savaşı arzusunu her fırsatta izhar etmiş, bölgesel çatışmalara katılması için her vesileyi kullanmışlardır. Belirtmek gerekir ki Türkiye’nin ittifak üyeliği yükümlülükleri kapsamında İran’ın hedefi haline gelme zorunluluğu kesinlikle yoktur.

Beykoz’da konuşlanacak İngiliz-Fransa komutasındaki Ukrayna Çokuluslu Gücü, Rusya’yı karşımıza almak demektir ki bu iki ülke Suriye savaşı boyunca Türk-Rus Savaşı için ellerinden geleni yaptılar. Montrö Sözleşmesi’nden kaynaklanan hak, yetki ve sorumluluğu yanında kendi çıkarları da Türkiye’yi tarafsız kalmaya mecbur kılmaktadır. AB-D, enerji krizi yüzünden Rusya’ya karşı yaptırımlar yumuşatılırken Türkiye’nin cepheye sürülmesi büyük felaket/basiretsizlik olup bu konudaki haberlerin bilgi kirliliği olduğu ümit edilmektedir.

[email protected]

twitter.com/alaeddinyalcink