İnsan, bazen kendi dilini kendisi yaratır…

DEĞERLİ OKURKAR: İnsanların bir araya geldiklerinde yaptıkları, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama aslında üzerinde düşünülmeye değer bir alışkanlıkları vardır: Kendi kelimelerini, kendi deyimlerini, hatta kendi küçük dillerini yaratırlar.

Bir oyun sırasında, dost sohbetinde, ortak bir hobinin başında ya da yıllardır sürdürülen bir alışkanlığın içinde… Bildikleri, gördükleri, ezberlerinde tuttukları nesnelerden, hayvanlardan, bitkilerden, insanlardan ve olaylardan esinlenerek yeni sözcükler üretirler. Bazen bir kelimeyi değiştirir, bazen bir cümleyi kısaltır, bazen de hiçbir sözlükte bulunmayan bir ifadeyi tekrar tekrar kullanırlar.

Başlangıçta anlık bir şaka veya rastgele söylenmiş bir söz olan bu ifadeler, zamanla o topluluğun ortak diline dönüşür.

Düşünün; bir arkadaş grubunda sürekli geç kalan birine takılan isim, bir süre sonra onun gerçek adının önüne geçebilir. Her defasında yemeğin tuzunu kaçıran birine verilen lakap, yalnızca mutfakta değil, ölçüsüz davranılan her durumda kullanılmaya başlanabilir. Bir kişinin kendine özgü yürüyüşü, konuşması veya hareketi, yeni bir kelimenin doğmasına neden olabilir.

Üstelik bu kelimelerin çoğu, onları üretenlerin dışında kimse için bir anlam taşımaz. Ama zaten mesele de budur. O kelime, grubun ortak hafızasına aittir.

Oyunların da kendilerine özgü bir dili vardır.

Tavla oynayanların, iskambil meraklılarının, satranç tutkunlarının, balıkçıların, bahçıvanların veya birlikte spor yapanların zamanla geliştirdikleri özel ifadeler vardır. Bir hamleye, bir hataya, beklenmedik bir sonuca ya da sürekli tekrarlanan bir davranışa isim takarlar.

İlginç olan, aynı oyunu oynayan başka bir grubun aynı durum için bambaşka bir kelime kullanabilmesidir. Çünkü burada dili belirleyen oyun değil, oyuncuların hayal gücü ve ortak yaşanmışlıklarıdır.

Aslında insanlar iki oyun oynarlar: Biri elleriyle, gözleriyle, akıllarıyla; diğeri kelimelerle…

Hobilerde de durum farklı değildir. Balıkçılar balığın hareketine, bahçıvanlar bitkinin gelişimine, fotoğrafçılar çekim sırasında yaşanan aksiliklere, koleksiyoncular nesnelerin sıra dışı özelliklerine kendilerince isimler verebilirler. Zamanla bu ifadeler, yaptıkları işin ayrılmaz bir parçası hâline gelir.

Bir de tekrarın gücü var.

İlk söylendiğinde herkesi güldüren bir söz, birkaç kez tekrarlandığında bir beklentiye dönüşür. Bir süre sonra cümlenin tamamını söylemeye bile gerek kalmaz. İlk kelime yeterlidir; gerisini herkes bilir. Çünkü o ifade artık yalnızca bir söz değil, ortak bir anının anahtarıdır.

Bazen bir ses taklidi, bazen anlamsız gibi görünen iki hece, bazen de bilinen bir kelimenin değiştirilmiş biçimi yıllarca kullanılabilir. Dışarıdan bakanlar anlam veremez ama o topluluğun üyeleri tek kelimeyle birbirlerini anlarlar.

Burada dilin en doğal ve yaratıcı hâliyle karşı karşıyayız. İnsanlar dilbilimci oldukları için değil, eğlendikleri, gözlemledikleri ve birbirleriyle iletişim kurdukları için kelime üretirler.

Üstelik bu küçük dil yaratma alışkanlığı, insanın topluluk oluşturma ihtiyacını da karşılar. Çünkü ortak bir kelimeyi bilmek, ortak bir geçmişe sahip olmak gibidir. O kelimenin arkasında bir olay, bir şaka, bir dostluk veya yıllar önce yaşanmış unutulmaz bir an bulunur.

Her ailenin, arkadaş grubunun, iş çevresinin, oyun masasının ve hobi topluluğunun aslında kendine ait küçük bir sözlüğü vardır. Bu sözlüklerin yazarı belli değildir, basıldığı bir yayınevi yoktur, kuralları önceden konulmamıştır. Bir kişi söyler, diğeri geliştirir, bir başkası başka bir anlam yükler. Böylece kelime ortaklaşa üretilir.

Ne yazık ki bu ifadelerin çoğu yazıya geçirilmez. Topluluk dağıldığında, insanlar birbirinden uzaklaştığında, bazen o kelimeler de unutulup gider. Oysa her biri küçük bir kültürün, yaşanmışlığın ve insan yaratıcılığının izini taşır.

Belki de dilin yalnızca sözlüklerde aranamayacağını bize en iyi gösteren örnekler bunlardır.

Sözlükler kelimelerin anlamlarını kaydeder; insanlar ise kelimelere yaşanmışlıklarını yükler.

Sonuçta insan, yalnızca konuşmak için değil, birbirine ait olduğunu hissetmek için de kelimeler üretir.

Ve bazen herkesin anlamadığı bir sözcük, onu bilen birkaç insan için koca bir dünyanın kapısını açar.