Haziran’ın son haftası…
23 Haziran akşamı oyun var.
Hem de prömiyer…
Sezon biteli çok oldu aslında!
Ama oyun izleyecek olmak mutlu etti bir yandan da!
Hem de bir tiyatro adamı olan Hakan Altıner’in 55 yıllık dolu dolu sanat hayatına, tiyatro dolu bir yaşamı sayfa sayfa açarak, zaman zaman da anılara katılarak eşlik edecek olmak, gözlerime ve ruhuma bir ışıltı katıyor.
Derken tam o anda aklıma geliyor; Tiyatro Kedi, 16 yıldır bunu yapıyor. Yani sezonu bitirmiyor, oyunlara devam ediyor. Haziran 2009’da; ‘Kibarlık Budalası, Figaro’nun Düğünü, Çalıkuşu’ ile sonraki yıllarda da sezondaki oyunlarla yaz boyunca sanatseverlerle buluşmayı sürdürdü, hâlâ sürdürmeye devam ediyor.
Oyunun başlamasına iki saat kala fuayede oturmuşken, ilk karşılaştığım Hakan Altıner oluyor. Ayaküstü sohbet ederken, sahne alacak olan Hakan Bey’in gözlerindeki ışıltıyı fark ediyorum, heyecanını hissederek! 55 yıllık tiyatro hayatı olsa da, o sahne heyecanı, tılsımı başka, anlatılmaz ve anlaşılmaz.
‘Bakalım beğenecek misin?’ diyor, yanımdan ayrılırken.
Konu tiyatro, sanat, anlatım da sade ve gerçek bir hayat olunca beğenmemek mümkün olur mu?
Dünyaya gözlerini açmasıyla başlayan yaşam hikayesinin satır araları, öğrenim hayatı boyunca sanata olan merakı ve ilgisi, Dormen Tiyatrosu’nun ‘Yaygara 70’i ve Kenterler’in ‘Pembe Kadın’ oyununu defalarca seyrettikten sonra; bu dünyanın içinde olmak istediğini keşfetmesi, 1969’da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kayıt işlemlerini tamamlamış, tam da eve dönmek üzere yolda yürürken, bir rastlantıyla hayatının değişiminin nokta atışlarıyla yol alan bir hayata nasıl eşlik edilmez?
Yekta Kara’nın, Hakan Altıner’in kolundan tutup, İstanbul Belediye Konservatuvarı’na götürerek, sınav için kaydını yaptırmasıyla başlayan sanat macerasının kapısını açmak…
Dörtyüz aday ile birlikte sınava girip, de sırası geldiğinde; jüride Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Nedim Otyam’ı görünce çözülen dizlerinin bağı ve oynadığı Cyrano’nun tiradı ile sınavı kazanması… Sonrasında hem hukuk öğrencisi hem de konservatuvarda sanat öğrencisi olması…

NİHAYET ŞUURLU BİR SES ÇIKTI!
Hazırlık sınıfında, ilk sahne dersinde, Yıldız Kenter’in tüm öğrencilere tek tek adını - soyadını, neden bu bölümü seçtiğini sorduğunda, çoğu kişi ‘oyuncu olmak için’ cevabını verirken, Hakan Altıner’in ‘Rejisör olmak istiyorum’ cümlesine, Yıldız Kenter’in ‘Nihayet şuurlu bir ses çıktı’ cevabıyla başlayan yoğun bir konservatuvar dönemi…
Konservatuvarda okurken; Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya, Seyid Mısırlı, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, İncila Yar, Mürşide Evyapan gibi değerli isimlerin, öğrencileri olarak yol almaları…
Kenterler’de hem öğrenip hem çalışma sürecinde yol alırlarken, provalarına başlanan ‘Karar Kimin?’ oyununda ikinci gün, Yıldız Kenter tarafından değiştirilen rolünün neden değiştirildiğini soran Hakan Altıner, o gün tiyatroyu bırakıyor ve avukatlık mesleğini yapmaya başlıyor.
8 yıl avukatlık yapıyor ama aklı tiyatroda. 8 yıl sonra Yıldız Kenter’in arayıp, o dönem Şehir Tiyatroları’ndaki Gencay Gürün’e sağ kolu olması için tanıştırıyor. Ve Hakan Altıner, istediği, olması gereken asıl mecraya geri dönüyor.
İşte o gün bugündür, tiyatro ve sanat yolculuğunda; Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni, oyunculuk, yönetmenlik, Tiyatro Kedi bünyesinde yaptığı çalışmalar, imza attığı başarılar, bunların yanı sıra uğradığı haksızlıklar, verdiği mücadeleler, hayatındaki birçok konunun önemli dönüm noktaları, yol alışı, virajları, biz izleyenlere sanatsal hediyeydi, Hakan Altıner’in yaşamından anlattıkları, sanata kattıkları!
Yıldız Kenter’den Haldun Dormen’e; Nükhet Duru’dan Aydan Şener’e, Levent Kırca’dan İlhan Şeşen’e, Kenan Evren’den Bedrettin Dalan’a ve daha birçok isimle yaşadıkları anılar, yaşananlar kadar şaşırtan durumlar…
2001’de kurulan Tiyatro Kedi bünyesinde sahnelenen; Haldun Dormen, Göksel Kortay, Can Gürzap, Nurseli İdiz, Tamer Karadağlı, Ayda Aksel, Dilek Türker, Tarık Pabuççuoğlu, Ebru Cündübeyoğlu, Arsen Gürzap, Nedim Saban, Atılgan Gümüş, Aydan Şener ve daha nice değerli oyuncularla çok seyirciye ulaşan başarılı oyunlar…
İşte tüm bunları sanat eşliğinde yaşadığımız oyunda; anlatımıyla Hakan Altıner, güçlü sesiyle soprano Gonca Birol Bahar ve oyunculuk heyecanını kaybetmemesini temenni ettiğim Halis Murat Canaz anlatılan olgulara, olaylara; Alihan Yılmaz da enstrümanıyla şarkılara eşlik ettirerek izleyenleri sanat dolu bir yaşama kattılar.
Yapımını MB Organizasyon/ Murat Bozkuş’un, yardımcı yönetmenliğini Başak İlhan’ın üstlendiği oyunu kaleme alan, Hakan Altıner’le yaptığı nehir söyleşiden yola çıkarak, oyuna dönüştüren Pınar Çekirge.
Çok oyun izleyen Pınar Çekirge’ye bu oyunu yazma sürecinin nasıl başladığını soruyorum.
‘Cahil cesareti mi, desem acaba? (Gülüşmeler) Aslında Hakan Bey, nehir söyleşi kitabını tamamladığımız gün bana bu oyunu yazmamı önerdi. Çok rahatsızlık duydum, ürktüm açıkçası. Çünkü hayatımda hiç oyun yazmış biri değilim. Altmış yıldır, Üstün Akmen‘in ifadesiyle ‘koltuk tozu’na bulanmış biçimde yaşıyor olsam da bir ‘tekst obur’ olarak, hiç abartmıyorum, yüzlerce tekst okumuş olsam da, piyes yazmak farklı bir olaydı. Haliyle ilk tepkim de ‘Yapmamam, böyle bir deneyimim hiç yok’ demek oldu. Haldun Dormen ve Yıldız Kenter‘in kullandığı iki sözcükle beni ikna etti Hakan Bey: ‘Yaparsın, caniko’ dedi. (Gülüşmeler) Önce Hakan Bey bana ufak, düz; örnek bir sahne yazıp gönderdi. Sonrasında ben bir şeyler yazıp kendisine gönderdim ve karşı taraftan o kadar olumlu geri dönüşler gelmeye başladı ki, benim hayatımın en önemli hadisesi ve aldığım en önemli ödül oldu. Hakan Altıner’in tiyatrosunda bir oyunun içinde olmak benim için çok değerli bir olay’ diyerek cevaplıyor sorumu Pınar Çekirge.
Haldun Dormen, Göksel Kortay, Nuri Gökaşan, Ayşe Kökçü, Arsen Gürzap, Dilek Türker, Aydan Şener, Sibel Taşçıoğlu, Metin Zakoğlu, Ayşen İnci, Kahraman Sivri, Ayşegül Yalçıner, Ali Yalçıner, Dilek Uluer, Selena Demirli Doğan, Ersin Doğan, Cüneyt İngiz, Cengiz Korucu da prömiyeri izleyenler arasındaydı.

HEP GÜNEŞE DOĞRU UÇAN KUŞLARDIR, TİYATROCULAR!
İzlediğimiz ‘Bu Işıltılı Hayali Ben Seçtim’ oyunuyla iki gerçeğin farkına vardık sanat paydasında;
Füruğ Fehruhzad’ın ‘Kuş ölür. Sen uçuşu hatırla’ dizesini anımsayarak… Hep güneşe doğru uçan kuşlardır, tiyatrocular. Kanatları yanar, güçleri tükenebilir, ama o uçuş hissini hiç kaybetmezler.
Ve benim, sanatın gücüyle bir kez daha hayatın şekillenmesi konusunda farkına vardığım; zorluklara, iniş - çıkışlara rağmen ne istediğini bilen, mücadeleden vazgeçmeyen, her koşulda kararlarının arkasında duran bir insanın, ışıltılı bir hayali, nasıl da şahane bir gerçeğe ve sanatsal bir hayata dönüştürdüğü!
Ve hepimiz için geçerli olan bu gerçeğin, sanatla nasıl da katmanlı bir şekilde kesişerek, aklımıza sorular sordurarak, kendimiz hakkında nasıl da düşündürdüğü!
İnanıyorum ki, oyundan çıkan herkesin bir hayali ışıldamaya başlamıştı, gerçeğe dönüştürmek üzere...



