İyi İnsanlar Neden Geç Anlar?

Hayat bazen bir satranç tahtasına benzer; ama iyi insanlar bu tahtaya bir savaş alanı olarak değil, bir oyun parkı olarak bakarlar. Çoğu zaman duyarsınız: "O kadar zeki biri nasıl oldu da bunu göremedi?" ya da "Bu kadar saflık da fazla!" Oysa mesele ne zeka eksikliğidir ne de saf bir cehalet. Mesele, bir insanın dünyayı algılama biçimidir.
İyi insanların ortak ve belki de en hüzünlü özelliği, hakikati hep en son kabullenmeleridir. Peki ama neden?

İyi bir insan, karşısındakinin hatasını gördüğünde ona hemen bir isim koymaz. "Yalan söylüyor" demez, "dili sürçmüştür" der. "Beni kullanıyor" demez, "ihtiyacı vardır" der. Bu bir kaçış değil, bir onarma çabasıdır. Onlar, insanın içindeki o küçük ışığa o kadar odaklanırlar ki, etrafı saran karanlığı fark etmekte geç kalırlar. Çünkü kendi içlerinde kötülükten bir parça taşımadıkları için, bir başkasının saf kötülükle hareket edebileceğine dair bir referans noktaları yoktur.

Psikolojide "yansıtma" dediğimiz bir kavram vardır. Biz dünyayı olduğumuz gibi görürüz. Kalbi temiz olanın dünyası da temizdir. Bir iyi insan için birinin maskesini düşürmek, sadece o kişiyi kaybetmek değildir; aynı zamanda insanlığa olan inancından bir parça koparmaktır. Bu yüzden, o inancı korumak adına tüm uyarı sinyallerini, tüm o kırmızı bayrakları görmezden gelirler. Göz görür ama gönül "hata yapıyorsun" diyerek aklı susturur.

Kötülük kurnazdır, ilk anda iyiliği tanır ve onu neresinden vuracağını bilir. İyi niyetli insan ise bir laboratuvar titizliğiyle kanıt toplar. Bir hata yetmez, iki yetmez, üç yetmez... Ta ki o son damla bardağı taşırana kadar. Bu süreçte en çok kendilerini hırpalarlar. "Belki ben yanlış anlıyorumdur" cümlesi, iyi insanın kendi kendine attığı en büyük düğümdür.

Ancak bu geç uyanışın bir bedeli olduğu kadar, muazzam bir gücü de vardır. İyi insan geç ikna olur ama tam ikna olur. O büyük uyanış anı geldiğinde; aylardır, yıllardır rafa kaldırdığı tüm o küçük şüpheler birer birer önünde dizilir. O an bir "aydınlanma" değil, bir "vazgeçiştir."
İyi insan uyandığında, artık onu eski masallarla uyutamazsınız. Bir kez kandırıldığını anlayan o saf kalp, bir daha asla aynı yerden kırılmasına izin vermez. Bu bir sertleşme değil, bir olgunlaşma mevsimidir.

Eğer siz de "nasıl fark etmedim?" diye kendinize kızanlardansanız, durun ve derin bir nefes alın. Geç anlamış olmanız, aptal olduğunuzu değil; birine, bir şeye veya bir umuda dünyalar kadar şans verecek kadar büyük bir kalbiniz olduğunu gösterir.
Unutmayın; geç anlamak kaybetmek değildir. Geç anlamak, artık kimsenin sizi kandıramayacağı o bilgece uyanışın kapısıdır. Ve o kapıdan bir kez geçince, dünya artık eskisi kadar belirsiz görünmez.