Kültür hayatının en önemli can damarlarından biri olan kitap fuarları, son yıllarda edebi bir buluşma noktası olmaktan hızla uzaklaşarak ticari bir panayıra dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Kelimelerin, fikirlerin ve estetiğin konuşulması gereken bu alanlarda artık daha çok agresif satış stratejileri, pazarlamacı edasıyla okur avına çıkan figürler ve popülizmin gölgesinde kalan edebi kimlikler boy gösteriyor. Bu manzara, maalesef "yazarlık" müessesesinin o tarihsel ve entelektüel ağırlığının ne denli büyük bir erozyona uğradığını da gözler önüne seriyor.

Yazarlık, her şeyden önce ağırlığı, entelektüel duruşu ve saygınlığı olan bir meslektir. Yazar; ürettiği metnin gücüne, dilinin kalitesine ve anlatısının derinliğine güvenir. Onun okurla kurduğu bağ; fuarlarda zoraki bir ikna çabasıyla veya agresif satış teknikleriyle değil, satır aralarında fısıldaşan ortak duygularla inşa edilir. Edebiyatı bir şov alanı, yazarı da bir animatör veya tüccar gibi konumlandırmaya çalışmak, bu köklü mesleğin doğasına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.

Daha da düşündürücü olanı, dille ve edebiyatla doğrudan bağı olan, hatta bu bilinci genç nesillere aktarmakla görevli eğitimcilerin veya dil uzmanlarının dahi bu popülist dalgaya kapılabilmesidir. Dilin estetiğini ve edebiyatın haysiyetini koruması beklenen figürlerin, fuar alanlarında birer pazarlamacı kimliğine bürünmesi, kültürel yozlaşmanın boyutlarını göstermesi açısından çarpıcıdır. Kitabın niteliğiyle değil de sergilenen satış performansıyla övünülen bir iklimde, gerçek edebiyatın ve nitelikli üretimin sesi maalesef gürültünün arasında kaybolmaktadır.

Bugün popüler kültürün ve sosyal medyanın dayattığı "görünürlük ve tüketim" çılgınlığı, edebiyat dünyasını da bir pazar yerine çevirmiş durumdadır. Takipçi sayıları, satış grafikleri ve pazarlama bütçeleri, edebi estetiğin önüne geçirilmeye çalışılmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; gürültü her zaman geçicidir, kalıcı olan ise kelimelerin insan ruhunda bıraktığı o derin ve asil izdir.

Yazarlığın bir onuru, kalemin bir haysiyeti vardır. Kitap fuarları, tüccarların mal beyan ettiği alanlar değil; düşüncenin, duygunun ve estetiğin paylaşıldığı kutsal zeminler olarak kalmalıdır. Kelimelerin o sarsıcı gücünü ve edebiyatın asil ağırlığını korumak, bu yozlaşmaya karşı dik durabilmekten ve kalemin saygınlığını her ne pahasına olursa olsun savunmaktan geçer.

Bu son zamanlarda şunu sormadan edemiyorum: Yazarlık ne ara bu kadar ayaklar altına alındı? Kelimelerin o asil ve sarsıcı gücü ne zaman "ne koparsam kârdır" mantığına kurban edildi?