28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı başlayan İran-İsrail-ABD çatışması, onuncu gününe girerken tarafların stratejik hesaplamalarını büyük ölçüde geçersiz kılan bir seyir izlemektedir. Washington ve Tel Aviv'in "kısa ve sınırlı operasyon" beklentisi, yerini bölgesel bir yıpratma savaşının sert gerçeklerine bırakmıştır.

Kafa Kesici Stratejinin Yanılgısı

ABD ve İsrail'in operasyonel planlamasının merkezinde, İran İslam Cumhuriyeti'nin üst düzey liderlik kadrosuna yönelik "decapitation strike" (kafa kesici darbe) stratejisi yer alıyordu. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney dahil 48 üst düzey ismin hedef alınmasıyla, İran'ın karar alma mekanizmasının felç edileceği ve Tahran'ın diplomatik masaya zayıf bir pozisyonda döneceği varsayılmıştı .

Ancak on günlük süreç, Şii siyasal kültürünün dinamiklerinin bu tür bir stratejiyi boşa çıkardığını göstermiştir. Dini liderliğin hedef alınması, toplumsal hafızada Kerbela hadisesinden beslenen "mazlumiyet" ve "şehadet" anlatısını tetiklemiş, beklenen iç ayaklanma senaryosunun tersine toplumsal kenetlenmeyi güçlendirmiştir.

Komuta Devamlılığı ve Yeni Liderlik

Çatışmanın en kritik siyasi gelişmesi, 8 Mart 2026 Pazar günü yaşanmıştır. İran Uzmanlar Meclisi, Ali Hamaney'in yerine oğlu Muciba Hamaney'i yeni dini lider olarak atamıştır . Bu atama, İran yönetiminin önceden planlanmış bir halefiyet mekanizmasını devreye soktuğunu ve devlet işleyişinin kesintiye uğramadığını göstermektedir.Devrim Muhafızları Ordusu'nun yeni lidere "tam itaat ve canlarını feda etmeye hazır oldukları" yönünde açıklama yapması , güvenlik bürokrasisinin yeni liderlik etrafında kenetlendiğini teyit etmektedir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yeni lideri tebrik ederek "ağır sınavlar karşısında İran halkını birleştireceğine" dair güvenini ifade etmesi , uluslararası alanda da İran'ın yeni yönetiminin meşruiyetinin tanınmaya başladığını göstermektedir.

İkili Strateji: Diplomasi ve Savaş

İran yönetimi, on günlük süreçte dikkat çekici bir "ikili strateji" yürütmektedir. Dışişleri Bakanı Abbas Aragçı üzerinden diplomatik kanalları açık tutarken , Devrim Muhafızları askerî operasyonları eşgüdümlü şekilde yürütmektedir. İranlı yetkililerin "ateşkes için arabuluculuk girişimleri, askerî çatışmalar devam ettiği sürece anlamsızdır" açıklaması , Tahran'ın müzakereyi ancak güçlü bir pozisyonda yapabileceği mesajını içermektedir.

ABD Üslerine Yönelik Saldırılar

On günlük süreçte İran'ın misilleme saldırılarının hedefinde ABD'nin Körfez'deki askerî tesisleri öncelikli yer tutmuştur. Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki El-Dhafra Hava Üssü'nün İran Devrim Muhafızları tarafından vurulduğu açıklanmış , Dubai'deki ABD diplomatik yerleşkesi yakınlarında patlamalar meydana gelmiştir. Katar'daki bölgenin en büyük ABD askerî tesisine yönelik İran Su-24 bombardıman uçakları, Katar F-15 savaş uçakları tarafından düşürülmüştür . Bu olay, Körfez ülkelerinin hava savunma sistemlerinin İran tehdidine karşı aktif şekilde kullanıldığını ve bölgesel savunma mimarisinin işlemeye başladığını göstermesi açısından önemlidir.

Enerji Altyapısının Hedef Alınması

Çatışmanın onuncu günü itibarıyla en kritik gelişme, enerji altyapısının doğrudan hedef haline gelmesidir. Bahreyn'in Sitra adasına düzenlenen İran insansız hava aracı saldırısında 32 kişi yaralanmış , yaralılar arasında iki aylık bir bebek ve ağır baş-yaralanması yaşayan 17 yaşında bir kız çocuğu bulunmaktadır .Bahreyn'in El-Ma'ameer petrol tesisine düzenlenen saldırı sonucu, ülkenin ulusal petrol şirketi BAPCO mücbir sebep ilan etmek zorunda kalmıştır . Bu gelişme, İran'ın Körfez ülkelerinin enerji altyapısını hedef alarak ABD'nin bölgesel müttefikleri üzerinde baskı kurma stratejisini yansıtmaktadır.Katar'ın Ras Laffan tesisine düzenlenen insansız hava aracı saldırısı sonrası, ülkenin Kuzey Sahası genişleme projesinin ertelendiği ve LNG ihracatının gecikeceği açıklanmıştır . Suudi Arabistan'ın Şeybe petrol sahasına yönelik dokuz insansız hava aracı, El-Cevf bölgesine yönelik iki insansız hava aracı ve Prens Sultan Hava Üssü'ne yönelik iki balistik füze Suudi hava savunması tarafından imha edilmiştir .

Körfez Ülkelerinin Stratejik Pozisyonu

GCC ülkelerinin on günlük süreçte izlediği politika, dikkatli bir denge arayışını yansıtmaktadır. Bir yandan kendi hava savunma sistemleriyle İran saldırılarını püskürtürken, diğer yandan İran'la doğrudan çatışmaya girmekten kaçınmaktadırlar. Suudi Arabistan'ın "İran'ın Arap devletlerine saldırmaya devam etmesi halinde en büyük kaybedenin kendisi olacağı" uyarısı , Riyad'ın sabrının tükenmekte olduğunu göstermektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Bahreyn'de yabancı uyrukluların çoğunluğu oluşturduğu can kayıpları , bu ülkelerin demografik kırılganlığını ortaya koymaktadır. Abu Dabi'de İran saldırısı sonrası düşen şarapneller nedeniyle iki kişi yaralanmıştır .

Fiyat Şoku ve Stratejik Rezervler

On günlük çatışma sürecinde küresel enerji piyasalarında tarihî bir fiyat hareketi yaşanmıştır. Brent petrol fiyatı ilk kez 100 dolar eşiğini aşmış , bazı işlemlerde 119 dolara kadar yükselmiştir . Bu artış, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana görülen en yüksek seviyedir. IMF Başkanı'nın "akla hayale gelmeyen enflasyon riski" uyarısı ve politika yapıcılara "en kötü senaryolara hazırlanma" çağrısı, durumun ciddiyetini göstermektedir. G7 maliye bakanlarının acil toplantı kararı alması ve Stratejik Petrol Rezervleri'nin koordineli kullanımını görüşmesi , Batılı ülkelerin enerji krizine karşı ortak önlem arayışını yansıtmaktadır.

Başkan Trump'ın yükselen petrol fiyatlarını "ödenmesi gereken çok küçük bir bedel" olarak nitelendirmesi , Beyaz Saray'ın enerji krizinin siyasi maliyetini hafife aldığı şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşılık Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer'ın Stratejik Petrol Rezervi'nin kullanılması çağrısı , iç siyasette enerji fiyatlarının bir tartışma konusu haline geldiğini göstermektedir.

Hürmüz Boğazı'nın Statüsü

İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapalı ilan etmesi , küresel enerji arzında en ciddi kırılma noktasını oluşturmaktadır. Dünya petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği bu stratejik su yolunun kapanması, 1970'lerden bu yana en büyük "miktar şoku" olarak değerlendirilmektedir. Başkan Trump'ın ticari tankerlere ABD donanmasının eşlik edebileceği açıklaması , Washington'un boğazın açılması için askerî seçeneği masada tuttuğunu göstermektedir. Ancak bu tür bir operasyonun lojistik maliyeti ve tırmanma riski, karar alıcılar açısından ciddi bir ikilem oluşturmaktadır.

Küresel Piyasaların Tepkisi

Enerji şokunun etkileri küresel finans piyasalarında sert dalgalanmalara yol açmıştır. Japonya Nikkei endeksi %5,2, Güney Kore Kospi endeksi %6, Hindistan endeksi %2,4, Tayvan endeksi %4,4 ve Avustralya endeksi %2,8 değer kaybetmiştir . Avrupa borsaları %2,5'in üzerinde düşüşle açılırken , doğalgaz fiyatları %30'a varan oranlarda yükselmiştir.Bangladeş'in enerji tasarrufu için üniversiteleri erken kapatması , gelişmekte olan ülkelerin enerji şokundan en kırılgan şekilde etkilendiğini göstermektedir. Afrika ülkelerinde akaryakıt fiyatlarının yükselmesi ve ithalata bağımlı ülkelerde kur baskısının artması beklenmektedir .

Askerî Hedefler ve Sivil Kayıplar

ABD ve İsrail'in on günlük harekâtında öne çıkan hedefler arasında İran'ın balistik füze üretim tesisleri, Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve füze rampaları bulunmaktadır . İsrail, İsfahan'daki güvenlik hedeflerini vurduğunu açıklamıştır. Ancak sivil kayıplar, operasyonun en tartışmalı boyutunu oluşturmaktadır. Minab kentindeki bir ilkokula düzenlenen saldırıda 168 çocuğun hayatını kaybetmesi ve bu saldırının ABD Tomahawk seyir füzesiyle bağlantılı olduğu yönündeki bulgular , uluslararası kamuoyunda ciddi tepki yaratmaktadır. Savunma Bakanı Pete Hegseth'in "soruşturma devam ediyor" açıklaması , Washington'un bu konudaki hassasiyetini göstermektedir.

Lojistik Kapasite ve Mühimmat Tüketimi

Emekli Oramiral Stavridis'in 1 Mart'ta dikkat çektiği lojistik boyut, on günlük süreçte daha da önem kazanmıştır. ABD Savunma Bakanı Hegseth'in "500 librelik, 1000 librelik, 2000 librelik güdümsüz bombalar" kullanılacağı açıklaması , hassas güdümlü mühimmat stoklarının tükenmeye başladığına işaret etmektedir.

ABD Kayıpları ve Tahliyeler

On günlük çatışmada yedi ABD askerî personeli hayatını kaybetmiştir . Başkan Trump'ın şehit cenazelerinin dönüş törenine katılması , kamuoyunun asker kayıplarına duyarlılığını yansıtmaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Suudi Arabistan'daki acil olmayan diplomat personeli ve ailelerini tahliye etme kararı , bölgedeki güvenlik riskinin ciddiyetini göstermektedir. 17.500'den fazla Amerikan vatandaşının bölgeden tahliye edildiği açıklanmıştır.

Avrupa'nın Bölünmüşlüğü

Avrupa ülkelerinin çatışma karşısında ortak bir tutum geliştiremediği görülmektedir. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in, ABD'nin ortak kullanımdaki Rota ve Morón üslerini kullanmasına izin vermemesi , Avrupa içindeki görüş ayrılıklarını yansıtmaktadır. Avrupalı liderlerin operasyon başlamadan sadece dakikalar önce bilgilendirildiği belirtilmektedir .

Rusya ve Çin'in Yaklaşımı

Rusya Devlet Başkanı Putin'in yeni İran liderini tebrik ederek "Tahran'a destek ve İranlı dostlarla dayanışma" mesajı vermesi , Moskova'nın İran'la stratejik dayanışmasını sürdürdüğünü göstermektedir.

Çin Dışişleri Sözcüsü'nün İran'daki liderlik değişikliğini "iç işi" olarak nitelendirip yeni lidere yönelik tehditlere karşı çıkması, Pekin'in Tahran'ın egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiği yönündeki tutumunu ortaya koymaktadır.

Irak, Lübnan ve Suriye Boyutu

Çatışma, İran'ın bölgesel müttefikleri üzerinden yeni cephelere yayılma riski taşımaktadır. Irak'taki İran yanlısı grupların yeni lidere bağlılık açıklaması , Tahran'ın bölgesel ağının işlediğini göstermektedir. İsrail'in Lübnan'ın doğusuna helikopterle asker indirmesi ve Hizbullah'la çatışmalar , kuzey cephesinde de tansiyonun yükseldiğine işaret etmektedir. Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen saldırılar ve yarım milyon kişinin yerinden edilmesi , Lübnan'ın zaten kırılgan olan yapısının daha da istikrarsızlaştığını göstermektedir.

Türkiye'nin Güvenlik Önlemleri

Türkiye'nin altı adet F-16 savaş uçağını Kuzey Kıbrıs'a konuşlandırması , adaya yönelik insansız hava aracı saldırısı sonrası alınan bir güvenlik önlemi olarak açıklanmıştır. Bu gelişme, çatışmanın Doğu Akdeniz'e sıçrama potansiyeli karşısında Ankara'nın proaktif bir güvenlik politikası izlediğini göstermektedir.

İran'da Sivil Kayıplar ve Yaşam Koşulları

İran Kızılayı verilerine göre, harekâtın başlangıcından bu yana İran'da 1.230 kişi hayatını kaybetmiştir . Binin üzerinde yerleşim yerinin hedef alındığı belirtilmektedir . Tahran'da bir vatandaşın ailesinin "büyük baskı altında" olduğu ve Cumartesi gecesi yakıt depolarına yönelik saldırıların "savaşın başından beri en ağır bombardıman" olduğu yönündeki ifadeleri , başkentteki yaşam koşullarının zorlaştığını göstermektedir. İran makamlarının, ABD ve İsrail'le "işbirliği yapan" yurtdışındaki İranlıların mallarına el konulacağı ve cezai yaptırım uygulanacağı açıklaması , rejimin muhalefete karşı sert tutumunu sürdürdüğünü göstermektedir.

Körfez'de Sivil Yaşam

Dubai Uluslararası Havalimanı'nın kapanması ve bölgesel uçuşların iptali , Körfez'deki sivil hayatı doğrudan etkilemektedir. Özel jet fiyatlarının 200.000 avroya kadar yükselmesi , varlıklı kesimin bölgeden kaçışını yansıtmaktadır. Körfez ülkelerinin sosyal medyada "yanıltıcı bilgi" paylaşımına karşı sert önlemler alması , otoritelerin kamuoyu algısını kontrol etme çabasını göstermektedir.

Kadın Futbol Takımı Örneği

İran kadın futbol takımının Avustralya'da oynadığı Asya Kupası sürecinde, oyuncuların İran'a dönüşlerinde baskıya maruz kalabilecekleri endişesiyle ülkede kalmalarına izin verilmesi yönünde çağrılar yapılmaktadır . Bu durum, çatışma ortamında bireysel hakların ve insan güvenliğinin nasıl risk altında olduğunu gösteren sembolik bir

ABD'nin Teslim Şartları Söylemi

Başkan Trump'ın İran'a yönelik "teslim şartlarını" ABD'nin belirleyeceği ve savaşın ne zaman biteceğine İsrail'le birlikte karar verecekleri açıklaması , Washington'un rejim değişikliği hedefine işaret etmektedir. Savunma Bakanı Hegseth'in de benzer ifadeler kullanması , bu söylemin bir koordinasyon içinde dile getirildiğini göstermektedir.Trump'ın yeni İran liderliğini "kabul edilemez" bulduğu ve savaş sonrası İran yönetiminde söz sahibi olmak istediği yönündeki ifadeleri , Washington'un Tahran'ın iç siyasetine doğrudan müdahale niyetini ortaya koymaktadır.

İran'ın Diplomatik Dili

İran Dışişleri Bakanı'nın, ateşkes için arabuluculuk girişimlerinin askerî çatışmalar devam ettiği sürece "anlamsız" olduğu açıklaması , Tahran'ın müzakereye ancak güçlü bir pozisyonda yanaşacağını göstermektedir. ABD-İsrail saldırılarının tüm uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgusu , İran'ın diplomatik alanda da haklılık tezini işlediğini göstermektedir.

Bölgesel Arabuluculuk Çabaları

GCC ülkelerinin arabuluculuk girişimlerine dair somut bir ilerleme kaydedilmemiştir. Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik sertleşen uyarıları , Riyad'ın Tahran'la doğrudan diyalog kapısını tamamen kapatmasa da sabrının tükendiğini göstermektedir.

Tarafların Kazanım ve Kayıpları

İran açısından on günlük sürecin bilançosu:

· Siyasi kazanım: Liderlik geçişinin hızlı ve sorunsuz gerçekleşmesi, kurumsal devamlılığın sağlanması

· Askerî kazanım: ABD üslerine ve Körfez enerji altyapısına yönelik başarılı saldırılar, caydırıcılık kapasitesinin gösterilmesi

· Kayıplar: Üst düzey lider kadrosunda ağır kayıplar, 1.200'ün üzerinde sivil ölümü, enerji altyapısında hasar

· Kırılganlıklar: Lojistik stokların tükenme riski, halkta savaş yorgunluğu başlangıcı

ABD-İsrail açısından:

· Askerî kazanım: İran'ın füze üretim kapasitesinin ve komuta merkezlerinin önemli ölçüde tahribi

· Stratejik kazanım: İsrail'in güvenliği için en büyük tehdit olarak görülen İran'ın askerî gücünün zayıflatılması

· Kayıplar: Yedi ABD askerî personeli, yüksek mühimmat tüketimi, bölgesel müttefiklerin enerji altyapısında hasar

· Kırılganlıklar: Savaşın uzama riski, küresel enerji krizinin siyasi maliyeti, uluslararası kamuoyunda artan eleştiriler

Körfez ülkeleri açısından:

· Kazanım: Kendi hava savunma sistemlerinin etkinliğini kanıtlama fırsatı

· Kayıplar: Can kayıpları, enerji altyapısında hasar, ekonomik faaliyetlerin sekteye uğraması, turizm gelirlerinde düşüş

· Kırılganlıklar: ABD güvenlik şemsiyesinin sorgulanmaya başlaması, enerji tesislerinin kırılganlığının ortaya çıkması

Sistemik Kırılma Anı

On günlük çatışma, bölgesel bir askerî operasyon olmanın ötesine geçerek şu boyutları içeren sistemik bir kırılma anına dönüşmüştür:

· Jeopolitik kırılma: ABD'nin Körfez'deki güvenlik garantilerinin sorgulanmaya başlaması

· Enerji kırılması: 1970'lerden bu yana en büyük "miktar şoku" ve küresel enflasyon riski

· Siyasi kırılma: İran'da liderlik değişimi ve "Hamaney hanedanlığı"na geçiş

· Askerî kırılma: Hassas güdümlü mühimmat stoklarının tükenme eğilimi ve lojistik gerçeklikle yüzleşme

BELİRSİZLİĞİN ONUNCU GÜNÜ

İran-İsrail-ABD çatışması, onuncu gününde tarafların stratejik hesaplarını yeniden yapmasını gerektiren bir aşamaya gelmiştir. Kısa süreli bir operasyon olarak tasarlanan harekât, bölgesel bir yıpratma savaşına dönüşme potansiyeli taşımaktadır.

İran'ın liderlik geçişini sorunsuz gerçekleştirmesi ve karşılık verme kapasitesini koruması, ABD-İsrail'in "hızlı çöküş" beklentisini boşa çıkarmıştır. Buna karşılık, İran'ın enerji altyapısı ve askerî kapasitesi ciddi hasar görmüş, Körfez ülkeleri çatışmanın yükünü doğrudan hissetmeye başlamıştır.

Önümüzdeki günlerde belirleyici olacak faktörler şunlardır:

1. İran'ın direnç kapasitesi: Liderlik değişimi sonrası toplumsal kenetlenmenin sürüp sürmeyeceği

2. ABD'nin lojistik derinliği: Mühimmat stoklarının ve finansal kaynakların savaşın süresini kaldırıp kaldıramayacağı

3. Enerji piyasalarının tepkisi: Petrol fiyatlarındaki artışın küresel ekonomi ve siyaset üzerindeki etkileri

4. Bölgesel aktörlerin pozisyonu: Körfez ülkelerinin daha aktif bir rol üstlenip üstlenmeyeceği

Başkan Trump'ın savaşı durdurma iradesi, ABD iç siyaseti, İsrail lobisi ve finans kapitalin çıkarları arasında şekillenecektir. Ancak nihai belirleyici, İran toplumunun direnme kapasitesi ve bölgesel güvenlik mimarisinin bu çatışmayı absorbe etme kabiliyeti olacaktır.

On günlük süreç göstermiştir ki, bu çatışma yalnızca İran, İsrail ve ABD arasında bir savaş değil, Körfez'in siyasi ve ekonomik geleceğini, küresel enerji dengelerini ve uluslararası sistemin dayanıklılığını test eden bir stres sınavıdır. Bu sınavdan hangi aktörün nasıl çıkacağı, önümüzdeki haftaların en önemli jeopolitik sorusu olarak durmaktadır.