Kâinatta, sebepler ve sebeplerin meydana getirdiği varlıklara bakıyor ve görüyoruz ki,

En âlâ ve en yüksek bir sebebin; en sıradan bir varlığın yaratılmasına kuvveti yetmiyor.

Demek, sebepler bir perdedir. Varlıkları yapan başkadır. Meselâ:

San’atla yapılmış canlı cansız sayısız varlıklardan, sadece küçük bir misal olarak, insan başı

İçinde, bir hardal bitkisi tohumu küçüklüğünde bir yerde yerleştirilen

Hafıza gücüne bakıyor ve görüyoruz ki, sayısız kitapları içinde toplayan sanki bir kütüphane.

İnsanın bütün hayatı, karıştırılmaksızın içinde yazılıyor.

Acaba Allah’ın bu kudret mucizesine, hangi sebep gösterilebilir? Beyinde bulunan kıvrımlar mı?

Basit, şuursuz / bilinçsiz hücre zerrecikleri mi? Yoksa, tesadüf rüzgârları mı?

Oysa, her biri san’at mucizesi olan varlıklar;

Öyle bir Zât’ın san’atıdır ki; haşirde, ortaya konulacak amel defterini;

İşlenen her fiilin yazıldığı kitabı, sorgu zamanı kulun önüne koyacak olan;

Her şeyi san’at ve hikmetle yaratan Allah olabilir.

İşte, insanın hâfıza gücünün benzeri olarak;

Bütün yumurtaları, çekirdekleri, tohumları da örnek olarak ele alalım.

Bu, çeşitli şeyleri içinde bulunduran, bu küçücük / minnacık

Âdeta mucize depolara sahip, diğer varlıkları da hatırlayalım.

Çünkü, san’atla yarattığı hangi varlığa baksak,

O derece harika bir san’at eseridir ki, onun sebebi; sıradan, basit bir sebeb değil;

Belki bütün sebepler toplansa, ona karşı âcizliklerini gösterecekler.

Meselâ, büyük bir sebep zannedilen güneşi; seçici, bilinçli kabul ederek ona sorulsa:

“Bir sineğin bedenini yapabilir misin?” Elbette diyecekdir ki:

“Hâlık / Yaratanımın ihsanı / bağışı ile dükkanımda ışık, ısı ve renkler çok.

Fakat, sineğin bedeninde göz, kulak, hayat gibi, öyle şeyler var ki,

Ne benim dükkanımda bulunur, ne de benim gücüm bunları edinebilir.”

Çünkü, şuursuz sebepler, elbette bir gaye düşünerek çalışmaz.

Oysa görüyoruz ki, meydana gelen her mahlûk; bir gaye değil,

Belki çok amaçları, çok faydaları, çok hikmetleri takip ederek meydana geliyor.

Demek, bir hikmet sahibi ve kerîm olan Allah;

O şeyleri yapıp gönderiyor. O faydaları onlara, var oluş gayesi yapıyor.

Meselâ: Yağmur geliyor. Görünüşte, yağmuru netice verici sebepler;

Hayvanları düşünüp, onlara acıyıp merhamet etmekten ne kadar uzaktır.

Demek, hayvanları yaratan ve rızıklarını üzerine alan,

Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi, yaratıcı Allah;

Gözettiği hikmet ve amacından ötürü, yardım olarak yağmuru gönderiyor.

Hatta, yağmura “Rahmet” deniliyor.

Çünkü, içinde çok rahmet eserleri ve faydalar bulunduruyor.

Sanki rahmet; yağmur şeklinde cisimleşmiş, damlalaşmış olarak, katre katre geliyor.

Aslında, tüm varlıkların yüzüne gülümseyen

Bütün süslü bitki ve hayvanlardaki süs ve gösterişler; apaçık bir şekilde, gayp perdesi arkasında

Bu süslü ve güzel san’atlar ile kendini tanıttırmak, sevdirmek ve bildirmek isteyen;

Sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi zât olan Allah’ın;

Varlığının olmazsa olmazlığına, vahdet ve birliğine işaret ediyor.

Demek, varlıklardaki süslü durumlar, gösterişli keyfiyetler;

Allah’ın tanıttırmak ve sevdirmek istediği sıfatlarına, kesin birer delildir.

Sevdirmek ve tanıttırmak sıfatları ise, apaçık bir şekilde Vedûd / sevilen,

Maruf / bilen ve bilinen, san’atla yaratan kudretli Allah’ın varlığının;

Olmazsa olmazlığına, yani Vahdet ve Birliğine şahadet ediyor.