Ben görmediysem kimse görmesin”ciler

Bir kesim var toplumda… Yoksulluğu bir gün aşılabilir bir engel olarak görmek yerine, sanki alnımıza yazılmış bir alın yazısı gibi kabullenip kutsuyorlar. Kendi imkânsızlıklarını fazilet, cahilliklerini ise tevazu zannediyorlar. Çünkü dünyayı hiç görmemişler, ufukla göz hizası hiç buluşmamış.

Ve işin kötüsü; kendi dar yaşamlarına tüm toplumu mahkûm etmek istiyorlar.

Benim görmediğimi kimse görmesin.”

Ben yaşamıyorsam kimse yaşamasın.”

İşte bu, bir kıskançlık değil; bir medeniyet gerilemesidir.

Teknolojiyi Lüks, Bilgiyi Tehlike Görenler

Evde dört kişi olup dört telefon olduğunda bile bir kıyamet kopuyor:

Ne bu lüks?!”

Oysa telefon artık okuldur, hastanedir, dünyaya açılan penceredir.

Ama hâlâ radyo devrinin kıyaslarıyla konuşan, ilerlemeyi ayıplayan bir kesim var.

Onlara göre ilerlemek şımarıklık;

Bilgiye erişmek züppelik…

Dünya görme isteği ise hıyanet…

At gözlükleriyle bakınca gökyüzü bile daralıyor.

Yoksulluğu Yüceltmek: Sessiz Bir Toplumsal Felaket

İnsanın yalnızca karnını doyurarak “yaşıyorum” sanması sefalettir.

Fakat bu sefaleti erdem sanmak, toplumu uçuruma iten en büyük tehdittir.

Yoksulluk kader olabilir;

Ama yoksulluğu sabit kılmak, asıl felakettir.

Sorgulamayı hor gören, merakı yasaklayan, hayali suç sayan bir zihniyet…

Bu zihniyet değişmezse, hiçbir ekonomik gelişme anlam ifade etmez.

Çünkü zihinsel çürüme, en derin yoksulluktur.

Gençlerin Hayallerine Zincir Vuranlar

En çok da gençler zarar görüyor bu bakıştan…

Liseli bir çocuk hayal kuruyor: “Yurt dışına gitmek istiyorum.”

Hemen saldırı başlıyor:

Sen önce ekmek parasını kazan!”

Ne o öyle şatafatlı hayaller?!”

Sanki hayal kurmak bile zengin işiymiş gibi…

Sanki umut, bazılarına yasak bir duyguymuş gibi…

Oysa bir ülkenin geleceği, gençlerinin kurabildiği hayaller kadardır.

Karanlığı Dayatmak Değil; Işığı Çoğaltmak Gerek

Her birimiz insan gibi yaşamak isteriz.

Onurla, umutla, öğrenerek, keşfederek…

Birileri istemiyor diye kimse karanlıkta kalamaz.

Çünkü:

Hayat, katlanmak için değil; yaşamak içindir.

Ve unutmayalım:

Kendimize neyi reva görüyorsak, çocuklarımıza da onu miras bırakıyoruz.

İnsanca yaşamak bir lüks değil; doğuştan gelen bir haktır.

Biz bu dünyaya sadece var olmaya değil,

dünyayı görmeye, öğrenmeye, güzelleştirmeye geldik.

Kimsenin korkuları, ufkumuzun sınırı olamaz.”