BİZ’LERİ TANIMAYANLAR’A TANITIYORUZ!...

Mahramkolu- Kayabaşı halkı, Huğlu’dan hicret eden, talebe-i ulûm’a, bağrını açmış,tam manasıyla, mühâcirîn ve ensar kardeşliğine benzer bir kardeşlek göstermiştir. Huğlu’dan hicret edilirken, talebe’nin yarısı başka yerlere gittikleri için Kayabaşı’na gelmemişlerdi. Ama,yeni katılımlarla, Kayabaşı’nda talebe saysı, 100 civarında idi. Tabi’îdir ki, o yıllarda 100 talebe’yi tek çatı altında barındıra cak, kurs’lar-yurtlar bulunmuyordu. Belde’de bulunan tek cami’i’n mahfiline,son cemaat yerine alt kata ve sundurmalara yerleşenler oldu, köy odalarına yerleşenler oldu. Tuttukları işleri dolaysiyle İzmir’e göç eden, Kayabaşı’lılar, Kayabaşı’nda bıraktıkları, dayalı-döşeli, evlerini talebe-i ulûm için açtılar. Talebe’nin kışlık yakacak ihtiyacı için, koruluk alanlarını açtılar bu alanlarda odun kesilmesine, toplanmasına izin verdiler. Kesilen,toplanan odunlar Belde Belediyesi’nin vasıtalarıyla talebe’nin ikamat ettiği evlere taşındı. Kayabaşı’nda talebe,bir taraftan, gece-gündüz, ders çalışırken, diğer taraftan, Ankara’da Hacı Bayram-ı Velî’nin mürid’leri gibi zirâî faaliyetlerle de meşgûl oluyorlardı. Hafta’nın bir gününde, Anamas dağlarına çıkılıyor, Göbek Mantarı ve yenilebilinen diğer mantarlar toplanıyordu. Bu coğrafya’daki Beyşehir Gölüyle irtibatlı derelerde aynalı Sazan Balığı avlanıyordu. Diğer tanraftan,Sahipleri, Belde dışında olanların bağ ve bahçeleri talebe’ye tahsis edilmişti. Talebe buraların bakımını yapar,mevsimine göre yeşillik, sebze üretirdi. Dolaysiyle, talebe’nin iaşesi için aile’lerinden gelen gıda maddelerine bunlar da ilave edilince, ibate sorunu olmadığı gbi, iâşe sorunu da yoktu.

Bu yıllarda, İstanbul ile, daha doğrusu, Hazreti Üstazımız ile, az sayıdaki Anadolu’daki Medreseler arasında, Mektup, telgraf,Teleafon( o yıllarda zâten Telefon yoktu.) irtibat kurulamıyordu. Zâten, çok sıkı ta’kip altındaki Hazreti Üstazımız ve medreseler arasında mektup, telgraf ile irtibat mümkün değildi, mahzurlu idi. Bu bakımdan, haberleşme ve tebliğler, husûsî, ulak vasıtasıyla oluyordu.

Anamurlu, Merhum,Hacı Yusuf Kaplan, bu yıllarda, İstanbul, Hazreti Üstazımız ile Anadolu’daki az sayıda medrese arasında irtibatı te’min eden, tebliğleri ulaştıran, husûsî, ulak,Sefir, elçi idi. Uzun yolculukları,otobüs ve kamyon sürücü mahallinde kat’eder, kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerdeki medreseler, at,katır, merkep sırtında ya da yaya olarak ulaşırdı. Bilgi almak,talebe’nin ders ve tasavvufî durumunu, öğrenmek, haberler ve tebliğ’ler için,Kayabaşı’nı da teşrif etmişti. Cami’i’de toplanan talebe’ye cezbe ve ruhaniyet dolu sohbette bulundu, Hazreti Üstazımızın selamını ve hayır du’a’sını tebliğ etti. Yatsı namazından sonra,Cum’a ve bayram cemaati gibi cami’i, alt ve üst mahfilleri dolduran sığmayanların cami avlusunu doldurduğu, Cem’-i Gafîr’e ( çok kalabalık cemaate) sohbet etmeye 1958 başladı. O kadar samimî, coşkulu, cezbeli, ma’neviyyatı ve ruhaniyyeti yüksek bir sohbetti ki, saat,saat,” geç oldu, yoruldunuz, sohbeti sonlandıralım,” dediyse de Cemaat, “ Hayır, devam ediniz,lütfen sabah’a kadar devam ediniz, sabah naemazını kılar, öyle dağılırız,” diye yüksek sesle haykırıldı. Gerçekten,sohbet o kadar cezbeli ve ruhaniyyeti yüksek bir sohbet idi ki,zamanın nasıl geçtiği anlaşılamadı, kimse bitmesini istemedi. Tâki, Sabah ezanı okununcaya kadar. Ezan okundu, sabah namazı kılındı, Cemaat Hacı Yusuf Bey’i yakından görmek,mümkünse elini öpmek için sıraya girdi. Fakat, Hacı Yusuf Bey, kimse’ye elini öptürmedi, Sadece,” Hiizmet edenlerin eli öpülür,” diyerek geçiştirdi.Bu gecedensonra, Kayabaşı Halkı’nın Süleyman Efendi Hazretlerine, medrese’lerine,talebe-i ulûm’a bakışları çok değişti. Kayabaşı’lı her bir ferd,hocalara ve talebe’ye gelerek, “ bir ihtiyacınız varmı? Sizin için ne yapabiliriz?” demeye başladılar. Karaman’da, Yenidoğan’da ve Huğlu’da zuhur eden fitne ve fesad, asla,Kayabaşı’nda zuhur etmedi. Halk Talebe-i ulûm’dan, talebe-i ulûm halk’dan memnun idi. 1958’in son aylarında,Kayabaşı’na hicret gerçekleşmişti. 1959,1960 yılının 27 Mayıs ayına kadar, huzurlu ve saâdetli geçen bu dönemde, talebe, sarf ve nahiv metinlerini tedris etmiş, kısaca “ Metinler,” dediğimiz, İlmikelâm,fıkıh ve usûl-ü Fıkıh metinleri, bizim Tedrisat Sistemimizde. “ Tekâmülaltı,” dediğimiz sevuiye’ye yükselmişlerdi.Hatta, burada tedrisata devam eden ba’zı arkadaşlarımız, 1959yılının Ocak ayında, Diyanet İşleri Reisliği’nin açtığı, müftülük- vaiz’lik imtihanlarını kazanmışlardı. Nihayet, meş’ûm, 27 Mayıs 1960 ihtilâli, Darbe-i Hükûmeti gelip çattı…