23 Nisan 1920'de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış merasiminde, dua eden imamların yanında belki de hepsinden daha coşkulu, hararetli, tutkulu bir papaz göze çarpıyordu. Kara kaşlı kara gözlü o papazın adı Pavlos Karahisaridis idi. Namı diğer Papa I. Eftim.

Selçuklular’dan önce Anadolu’ya gelen büyük bir Türk topluluğu Hıristiyan dininin Ortodoks mezhebini kabul etmiş, fakat Yunanca konuşmayarak yüz yıllar boyunca ana dili olan Türkçe ile konuşmuş ve Rumlar tarafından “Karamanlılar” adı altında anıla gelmişlerdir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de “Baba Eftim” dediği Türk Papa I.Eftim Efendi kimdir kısaca bakalım: “1918 Birinci Birinci Dünya Savaşı antlaşmasını takip eden karanlık işgal yıllarında ihanetin ve Türklere karşı her türlü mel’anetin timsali Fener Rum Ortodoks Patriği Meletios’a karşı mücadeleye girişmiş büyük vatanperver din adamı;

Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhane’sinin ilk Patriği; 1884 de Yozgat’ın Akdağ Madenî kasabasında doğdu; babasının adı Baraş, annesini adı Meryem’dir. Ailesinin eski soyadı “Karahisarlıoğlu”, kendisinin vaftiz adı da Pavli’dir. Doğduğu kasabanın ilk okulunda (1895) ve rüştiyesinde (1898) okudu, 1905 de Ankara İdadisini bitirdi; 1911- 1912 arasında Ticaret Mektebine devam etti, birkaç sene küçük ticaret işleri ile meşgul oldu, bir yandan kiliseye intisap etti.

1914 de Ankara Ortodoks Kilisesi’nde vaiz, aynı yıl içinde papazı oldu ve 1918 de Keskin Metropolit Vekili oldu. O sıralardadır ki Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş olan Osmanlı İmparatorluğu ağır şartlar taşıyan Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamıştı. Türkiye’nin paylaşılması bir oldu bitti hâline getirilmiş ve vatan toprakları yer yer işgal edilmeye başlanmıştı. Fener Patrikhanesi, işte bu bitkin hâlimizden tam istifade etmek için, Türkler aleyhine dünyaya yaygın bir propagandayı faaliyete geçirirken, kendi ajanlarını da Anadolu’ya salmış, bilhassa Trabzon, Samsun çevrelerindeki bazı Türk Ortodoksları’nın zihinlerine ayrı bir hükümet kurma düşüncesini sokmak için şiddetli telkine girişmişti.

Anadolu Rumlarına sürekli olarak Yunanlı oldukları fikri aşılanıyor; gazete broşür ve İstanbul’dan gönderilmiş ajanlarla bu husus bilhassa belirtiliyordu. Kiliseler birer politika ocağı haline getirilmişti. İşte bu sıradadır ki Keskin Metropolit Vekili Türk Ortodoks'u Papa Eftim, işin bu çok tehlikeli zamanda ilk defa ayağa kalktı. Keskin’den dünya Hıristiyanlığına hitap eden 1 Mart 1918 tarihli beyannamesini yayınlayarak Fener Patrikhanesi’ne karşı isyan etti; bu tarihî beyannamenin özeti şudur:

“... Avrupa müdahalesi ve bilhassa, son zamanlardaki Yunan saldırısı karşısında Anadolu’nun biz Hıristiyan Türkleri son derece üzgünüz. Hiçbir Hıristiyan yoktur ki, şu genel felâketin tek sebebinin İstanbul Patrikhanesi olduğunu bilmesin... Meselâ İstanbul Patrikhane’sinin bize Türklüğümüzü unutturmak ve dilimizi değiştirmek için aldığı bunca tedbirler kar etmedi, Anadilimiz Türkçemizi olduğu gibi muhafaza ettik; bu Türk tabiiyeti âdet, kültür ve ahvalimizle ispat etmekteyiz... On asırdan beri Anadolu’da Türk hükümetimiz kiliselerimize ve dinimize ne zaman taarruz etti?... Böyle bir şey vaki midir?... Haşa!... Kiliseler siyaset ocağı değildir. Allah’ın evidir. Din, kötülüğe ve anlaşmazlığa âlet değil, hayra ve iyiliğe, barışa ve huzura kılavuzdur. Fener Patrikhanesi, dinî ve ruhani vazifesini ihmal ederek şanlı Türk Milleti’nin, biz şanlı evlâtlarını oyunlarla ile Yunanlı yapmaya kalkışması ve Avrupa’ya böyle göstermesi, Türk Milleti’nin aleyhine esastan çok şikâyetlerde bulunması, Allah’ın emrine ve hakikate muhaliftir...”

Fener Patrikhanesi Keskin Metropolit Vekili’nin İstanbul’a getirilmesi ve muhakeme edilmek üzere Patrikhaneye teslimi için çok çalıştı ise de muvaffak olamadı. Papa Eftim Efendi Millî Mücadele’ye ilk gününden katıldı; Keskin’de cepheden gönderilen yaralılar için önce 50, sonra 5000 yataklı bir askerî hastanenin kurulması için en ön safta çalışan bir gönüllü oldu ve ordu mensupları ile halk kendisine “Baba Eftim” adını verdi.

1920 de bütün Türkiye’de mevcut 80 mensup metropolitlerden 72 ‘sini ve 548 Ortodoks kilisesi ile cemaatinin delegelerinin oyları ile Anadolu Ortodoks Ana Kilisesi’nin Genel Vekil ve Genel Delegeliğine atanmış ve bu suretle tek temsilci olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne (sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne) bağlı Bağımsız Türk- Ortodoks Kilisesi’ni kurdu. Papa Eftim, Türk Dostu gibi tanımlamaları hayatı boyunca şiddetle reddetti. "Ben Türk dostu değil, öz Türk'üm" dedi. Karamanlı Hristiyanlara mensup olduğunu ifade etti. Karamanlı Hristiyanlar, Türkçe’den başka dil bilmemelerine ve Rum değil Türk olduklarını savunmalarına rağmen 1923 mübadelesinde Yunanistan'a gönderildiler.

İstanbul’un kurtuluşundan sonra İstanbul’a 1923’te geldi ve bir müddet sonra 1924’de Galata’da bulunan Rum Cemaati Merkez Mütevelli Heyeti tarafından Galata’da bulunan 4 kilise ve 1 karma ilk okul Fener Rum Patrikhanesi’nden bağlılıklarını keserek Papa Eftim’e biat ettiler. Papa Eftim Galata’ya gelerek Panaiya Kilisesi'ni Türk Ortodoks Kilisesi’nin merkezi yaptı. Bu teşebbüs o devirde çok gelişebilir ve Fener Patrikhanesi belki de tamamen kalkabilirdi; fakat olmadı, Papa Eftim’in kıymeti, büyüklüğü anlaşılamadı ve kendisine lâzım gelen yardım yapılmadı.

Papa Eftim Efendi, patrikhanenin yeni bazı işlerine karşı ancak kalem mücadelesi yapabildi, bunların arasında Atenagorası’n yandaş yayını Elefteri Foni Gazetesi’ne cevaben ve Fener Patrikhanesi ile Rumluğun iç yüzü” başlığı altında yayınladığı yazı dikkate değer. 1965 de de Panayia Kilisesi’nde tertiplediği bir dini ayinde Patrik Atenagoras'ı aforoz etmesi mücadelesinin son safhasıdır. Artık sıradan bir Papaz değil Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'nin kurucu patriği olan I. Eftim, ailesiyle birlikte mübadeleden muaf tutuldu. Soyadı kanunu çıkınca Zeki Erenerol adını aldı. Ölünceye kadar Türkiye'de yaşadı. 14 Mart 1968'de vefat etti.

Bundan sonra ise yerine ayni idealleri güden büyük oğlu Turgut Erenerol İstanbul Başpiskoposu unvanı ile iş başına geldi. Günümüzde de bu Patrikhane hala aktif ama pek cemaati yok. Uluslararası camialar tarafından tanınması en büyük dileğimizdir. Başında ise Baba Eftim'in torun yani bir önceki Patrik Selçuk Bey’in oğlu Paşa Ümit Erenerol bulunuyor.