Fyodor Dostoyevski’nin 1864 yılında kaleme aldığı “Yeraltından Notlar”, modern edebiyatın ve varoluşçuluğun en sarsıcı başlangıç noktalarından biri kabul edilir. Hemen her yerde bu yorumu bulmanız da pek mümkündür. Ayrıca bu eser Dostoyevski'nin ileride yazacağı romanlarının da ipucu niteliğindedir.

Roman psikolojik açıdan insan ruhunun en karanlık, en çelişkili yerlerini ele alıyor. Eser, 19. yüzyıl ortası Rusya’sını, özellikle de St. Petersburg’un boğucu atmosferini temel alır. O dönem Rusya’sı, batılılaşma sancıları çeken, rasyonalizm ve pozitivizm akımlarının etkisi altına girmeye başlayan bir toplumdur.

12 Ugur Maleri̇ Kitap Resmi

Dostoyevski, bu kitapla dönemin popüler düşünceleri olan akılcılık ve faydacılık kavramlarına sert bir eleştiri getirir. Yazara göre insan, sadece mantıkla hareket eden bir makine değildir.

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ben kendi görüşlerimi bildirmeden önce kitapta bununla ilgili yazan ayrıntıyı da paylaşmak, incelemeyi daha anlaşılır hale getirir diye düşündüm.

“Gerek notlar yazarının, gerek notların tamamen hayal mahsulü olduğu şüphesizdir. Bununla beraber, çevremizdeki insanlar üzerinde biraz düşünülürse, bu notların yazarı gibi şahısların aramızda bulunmasının yalnız mümkün değil, muhakkak olduğu anlaşılır.”

“Ben sadece pek yakın bir zamanın sıradan bir tipini daha açık olarak kamu huzuruna çıkarmak istedim. Bu, henüz hayatta olan kuşağın tiplerinden biridir. Yeraltı adı verilen bölümde bu şahıs kendisini, fikirlerini tanıtırken; neden muhitimizde yer aldığını ve bunun neden kaçınılmaz olduğunu açıklamak ister gibidir. İkinci bölümde ise bu şahsın hayatına ait bazı olayları anlatan gerçek notlar yer almaktadır.”

İlk bölümde yeraltı adamının felsefi monologlarını görüyoruz. Birinci bölümde erdemsizlikten, nankörlükten, arzulara yenik düşmekten bahsediliyor. İnsanların akıl ve gönülle değil de, çıkarlarına göre hareket ettiği vurgulanıyor.

Çıkarlara dayanan bir sistemde de insanlığın asla ıslah olmayacağı belirtiliyor. Vakarla ölebilmenin kıymetine değiniliyor. Yani bu bölümde kişinin hem kendisi hem de fikirleri tanıtılıyor.

İkinci bölümde ise protagonistin geçmişindeki utanç verici anılarını okuyoruz. Yaşanmışlıklarla ve hayattan örneklerle beraber, insanın iç dünyasındaki karmaşa inceleniyor. İnsan psikolojisinde kalple dilin sürekli olan çatışma haline dem vuruluyor.

Bence bu kitabın en güçlü mesajı, insanın kendi özgür iradesini matematiksel bir doğruluğa tercih edeceğidir. Karakter, “2 kere 2 dört eder” kesinliğine isyan ediyor, çünkü bu kesinlikte insana dair bir özgürlük yoktur.

Yine bu kitabıyla Dostoyevski, acının ve korkunun insanın bilincini uyandıran en önemli hislerden olduğunu savunur. Refah ve konforun insanı tek tipleştirdiğini, oysa acı ve korkunun kişiyi kendisi yaptığını, kişiyi yeniden yarattığını ve kişiyi kendisine getirdiğini vurgular.

Edebi açıdan bu eser, modernist anlatının öncüsüdür. Geleneksel roman yapısını yıkar. Anlatıcı güvenilmezdir; bir sayfa önce söylediğini bir sayfa sonra yalanlar. Bu da dediğim gibi dil ile kalbin en büyük çekişmesidir.

Dostoyevski’nin kullandığı iç monolog tekniği, okuyucuyu karakterin zihnindeki kaosa hapseder. Dil, karakterin ruh hali gibi parçalı, hırçın ve ironiktir. Bu haliyle eser, birçok yazarı etkileyen bir varoluşçuluk manifestosudur.

Peki bu kitap neden kanonlaşmış bir eserdir ve günümüzde neden hâlâ bu kadar popülerdir hiç düşündünüz mü?

“Yeraltından Notlar”ın bugün hâlâ bu kadar popüler olmasının sebebi, modern insanın hiçlik ve anlamsızlık duygusuna ilk kez bu kadar dürüstçe dokunmuş olmasıdır. Günümüz insanı, sosyal medyanın ve modernitenin sunduğu kusursuzluk imajının altında, tıpkı yeraltı adamı gibi yetersizlik, hissizlik ve anlamsızlık hisseder. Duygusuzlaşır, hiçlik yaşar, hissizleşir. Ayrıca bu kitap, okuyucuya en gizli ve utanç verici duyguların bir başkası tarafından da hissedilebildiğini göstererek sarsıcı bir rahatlatma sağlar.

Kitaptan aldığım en güzel alıntı:

“Bugünün insanı pek çok bakımdan barbarlık çağı insanından daha üstün görüşlü olduğu halde; aklın, bilginin gösterdiği yoldan gitmeye bir türlü alışamamıştır.”

Kesinlikle tavsiyemdir. Kalple dilin çekişmesini yaşanan olaylarla somutlarken, insan psikolojisine de derinden değinen, insanın iç dünyasında halı altına süpürülenleri gün yüzüne çıkaran bir roman.

İki bölümden oluşması ise harika bir fikir olmuş çünkü birinci bölümde kişiyi ve düşüncelerini tanırken; ikinci bölümde bu kişinin yaşadığı bazı anılara tanıklık ediyoruz. Böyle bir kurgu yaratılınca da hem verilmek istenilen mesaj hem mesajı vermek isteyen kişi hem de zincirin tüm halkaları çok daha iyi anlaşılıyor.

Ben keyifle okurken bir yandan da sorguladım, düşündüm, endişe ettim, hissettim. Bakalım sizlerde nasıl bir etki bırakacak?

Acılarla yoğrulup, bir dehaya dönüşebilmek: Fyodor Dostoyevski...

Dostoyevski’nin hayatı, eserlerindeki derin trajedinin ve psikolojik tahlillerin kaynağıdır. 1821’de Moskova’da doğan yazar, genç yaşta mühendislik eğitimi alsa da edebiyata yönelmiştir. Ancak hayatının kırılma noktası, Çar aleyhine bir gruba üye olduğu gerekçesiyle tutuklanması ve kurşuna dizilmek üzereyken son anda affedilerek Sibirya’ya sürgüne gönderilmesidir.

Dört yıllık kürek mahkûmiyeti ve ardından gelen zorunlu askerlik süreci, onun insan doğasına, dine ve acıya olan bakışını kökten değiştirmiştir. Sara nöbetleri, kumar tutkusu ve bitmek bilmeyen borçlarla boğuşan Dostoyevski, bu kaosun içinden “Suç ve Ceza”, “Karamazov Kardeşler” gibi dünya edebiyatının zirve noktalarını çıkarmayı başarmıştır.

Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…