Hepimizin hedefleri vardır, kimisi maddi bir hedef peşindedir, kimisi iyi bir kariyer hayatı arzular, kimisi üniversite sınavında iyi bir bölümü kazanmanın tutkusunu yaşar, kimisi kilo vermenin ve zayıf olabilmenin hayalini kurar, kimisi ise belki bizim hiç aklımıza gelmeyecek ama onun için çok önemli olan bir tutkunun peşindedir. İnsan doğası gereği her birimizin kendimize özel, kendi iç dünyamızda hayalini kurduğumuz hedeflerimiz vardır. Bunların olması da son derece doğaldır. Ve hedeflerine ulaşan insan da bir şekilde her zaman fark yaratan insandır.
Tam da bu kısımda “Kaizen”i çok okuyan ve analizini yapmaya çalışan birisi olarak, bu kitaptan aldığım kıymetli bir alıntıya yer vermek istiyorum:
“Önlemler hedeflere ulaşmayı sağlayacak özel uygulama programlarıdır. Özel önlemlere dayanarak ifade edilmeyen hedefler, sadece slogandır.”
Çok açık ve net ortaya konmuş, yalın bir anlam ve mesaj içeren, kaliteli bir cümle. Yukarıda da yer verdiğim gibi hepimizin kendimizce hedefleri vardır; ancak bu hedeflerimizin özel önlemleri olmalıdır. Özel önlemi, yol haritası, planı ve hatta ilk planda başarısız olursak ikinci planı olan, kurgusu tasarlanmış, oyun haritası kâğıda dökülmüş hedeflere bir gün mutlaka ulaşılacaktır; ancak tüm bunlara da gerekli disiplini, isteği, istikrarı, tutkuyu ve arzumuzu verirsek. Bunların dışında her bir hedef toz pembe bir buluttan ibaret olan hayal dünyasıdır, yani Kaizen kavramı ile sadece bir slogandır.
Bunları yazınca da aklıma gelen ilk düşünce, şu an sizlerin de bu satırları okurken başınızın üstünde çıkan beyaz bulutun içinde yazdığı gibi; tüm bunların epeyce bir zaman alacağı olmasıdır. Zaman kavramı bana göre, yüce Allah tarafından bu dünyada her birimize eşit olarak verilen tek şey olsa da bundan her birimiz aynı verimi almayı bir türlü beceremeyiz.
Bu dünyada birçok şey hiçbirimiz için eşit olmasa da bir günü hepimiz yirmi dört saat olarak geçiriyoruz. Hedeflere ulaşabilmek ve fark yaratabilmek için de önlemlerimizi, yol haritamızı ve planlarımızı uygulayabilmemiz gerekmektedir; bunları disiplin ve arzu ile uygulayabilmemiz için de her birimiz bir şekilde kıyısından ya da ucundan günde yer alan bu yirmi dört saatin bir yerinden çalmamız gerekir.
Bir günden, bir-iki saat bir şeyler çalarak hedeflerimiz için emek harcamak düşünce itibariyle hepimizin aklında vardır. Ancak kimisi erteler de erteler ve o pazartesi hiç gelmez, kimisi kendisine ilham geleceğini falan sanarak onun yolunu gözler, kimisi şu olsun da bak mutlaka başlayacağım der ama “şu” dediği şey asla olmaz, kimisi akşam yorgundur, kimisi sözde yirmi dört saat yoğundur, kimisi çoluk çocuğa karışmıştır da “bir vakit bulursam” der, kimisi “tam bu akşam başlıyordum ama arkadaşlar dışarı çağırdı” der, kimisi sevgilimle buluşmam lazım ama yarın mutlaka başlayacağım der, kimisi “aman bugün de hava tam dışarı çıkmalık yarın torbaya mı girdi?” der. Bu bahaneleri o kadar çoğaltabilirim ki sizler için, ancak hepiniz tıpkı benim gibi bunların içinden en az bir tanesini yaşamışsınızdır.
Bunların hepsi halının altına itelediğimiz toz parçacıklarıdır. Direkt göze çarpmasalar da orada olduğunu çok iyi biliriz. Evet gözümüze çarpmaz ama aklımızın bir ucunda vicdan azabı modunda bizi ince ince dürtükler. Ancak o halıyı kaldırma cesaretini bir gösterebilsek, yani o halıyı kaldırmaya bir “zaman” ayırabilsek; tüm bu üstte sıraladıklarım süpürgenizin toz torbasında silkelenmeye hazır şekilde yerini alacak. Sonra ise tertemiz bir sayfa sizi bekleyecek.
Asıl mesele nedir peki? Dürüstçe aynanın karşısına geçip: “Benim bir hedefim var, ama buna ulaşmak için disiplin ve arzu ile uygulayacağım önlem ve planlarıma bir türlü zaman ayıramıyorum.” diyebilmektir. Kusura bakma kıymetli dostum ama gerçekler bunlar. Zaman ayırmak zorundayız.
“Ama halının altına süpürülen o üstte yazdıkların her birimizin de gerçekten yaşadığı durumlar ise nasıl yaratacağız bu zamanı Uğur?” dedi biriniz az önce duydum.
Sabah erken kalkmayı, sabahın huzurunu tatmayı, sabahın verimini keşfetmeyi, güne erken başlamanın avantajını hiç denediniz mi? Sizlere minicik bir örnek vermek istiyorum. Kitap okumayı hedefliyorsun, ama üstte yer verdiğim o bahaneler, o halının altına süpürülen tozlar hep önüne geçiyor bu kitap okumanın. Peki sabah işine ya da okuluna gitmeden, her zaman kalktığın saatinden biraz daha erken kalkarak; mesela sabahları kırk beş dakika kitap okumaya ayırarak kendine bir yıl sonunda ne kazandırırsın? Ortalama bir okur, kırk beş dakikada 20 sayfa kitap okur. Bir yıl 365 gün ama ben sizin için bunun da 65 gününü size bırakıyorum. Yani yılda 300 gün erken kalkarak her sabah hedefiniz olan kitap okumaya 45 dakika ayıracaksınız, bir günde 20 sayfadan 300 günde 6000 sayfa kitap okumuş olacaksınız. Ortalama bir kitabın da 300 sayfa olduğunu düşünürsek yılda 20 kitap yapar. Bizim ülkemizde çeşitli araştırmalara göre bir yılda kişi başına düşen ortalama okunmuş kitap sayısı 7 ya da 8. Bırak kendine bir şeyler kazandırmayı, ülke ortalamasına bile büyük bir katkı yapmadın mı sevgili dostum?
Şu an buraya kadar aldığınız motivasyon ile bana ikinci bir soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim: “Ama sabahları erken kalkmayı ve hedefime kırk beş dakika ayırmayı nasıl başaracağım Uğur?”
Öncelikle her zaman uyandığın saatten 30 dakika erken uyanıyorsun yarın sabah ve bunu üç ay boyunca uyguluyorsun. Üç ay boyunca hastalık haricinde en fazla üç tane fire hakkı veriyorum sana. Üç ay boyunca bu dediğimi uygularsan, yani her zaman uyandığın saatten yarım saat daha erken kalkmaya başlarsan; muhtemelen bunun on beş dakikasını hedefine ayırabilirsin. Ancak şunun farkına varacaksın, dördüncü ay içinde hiç sebepsiz bir sabah yine o eski günlerin gibi geç uyandığında, vicdan azabı yaşayacaksın.
Dördüncü ayın başında bu sefer 60 dakika erken uyanmaya başlıyorsun ve bunu da üç ay boyunca sürdürüyorsun. Bu üç ay boyunca da yine hastalık haricinde en fazla üç tane fire hakkı veriyorum sana. Üç ay boyunca bu dediğimi uygularsan, yani her zaman uyandığın saatten bir saat daha erken kalkmaya başlarsan; muhtemelen bunun otuz ya da kırk dakikasını hedefine ayırabilirsin.
Ve yine şunun farkına varacaksın, yedinci ay içinde hiç sebepsiz bir sabah yine o eski günlerin gibi geç uyandığında, vicdan azabı yaşayacaksın.
Yedinci ayın başında bu sefer 90 dakika erken uyanmaya başlıyorsun ve bunu da üç ay boyunca sürdürüyorsun. Bu üç ay boyunca da yine hastalık haricinde en fazla üç tane fire hakkı veriyorum sana. Üç ay boyunca bu dediğimi uygularsan, yani her zaman uyandığın saatten bir buçuk saat daha erken kalkmaya başlarsan; muhtemelen bunun 45 dakikasını hatta bence 60 dakikasını hedefine ayırabilirsin. Ve yine şunun farkına varacaksın, onuncu ayın içinde hiç sebepsiz bir sabah yine o eski günlerin gibi geç uyandığında, vicdan azabı yaşayacaksın.
Son olarak ne mi olacak?
Artık sen sabahları erken kalkma alışkanlığı kazanmış, herkesin mışıl mışıl uyuduğu o saatlerde kendine zaman yaratan, bu zamanı hedefleri için harcayan ve sonunda fark yaratan biri olacaksın…