
Türk askerinin Balkan Savaşı'nın mahcubiyetini üzerinden attığı, Çanakkale'nin geçilmez olduğunu dünyaya öğrettiği ve vatanımızın bir karış toprağı için bile canlarımızı düşünmeden verebileceğimizi gösterdiği bir destandır Çanakkale...
İsmail Bilgin’in kaleme aldığı “57. ALAY ÇANAKKALE” romanı bu destanı anlatırken, tarihin en şanlı kahramanlık hikâyelerinden birisini salt bir anlatı olmanın ötesine taşıyarak adeta ete kemiğe büründürüyor. Yazar, kullandığı dil sayesinde okuyucuyu bir kitabın sayfaları arasında değil, beyaz perdenin tam önündeymiş gibi hissettiriyor.
Bazı sayfalarda karakterlerin insani yanlarına ve cephede aralarındaki o şakalaşma anlarına tanıklık edip, zafer anlarında gelen mutluluklarıyla tebessüm ederken; bazı sayfalarda ise savaşın o soğuk, sert ve acımasız yüzüyle, askerin cephede yaşadığı aile ve memleket hasretiyle, beklenen ama gelmeyen o mektuplarla, dibindeki arkadaşının şehit olmasıyla sarsılarak derin bir üzüntünün içine düşerek, duygulanıyorsunuz.
İsmail Bilgin, askeri dehanın ve vatan sevgisinin harmanlandığı bu trajik serüveni, duygular arası çok keskin geçişlerle işleyerek okuyucusunu adeta 1915 yılında Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale’de bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Kitap bizi önce 1915 başlarında Sofya’ya götürüyor, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile devam ediyor, daha sonra ise Gelibolu Yarımadası’na düşmanın Nisan 1915’te yaptığı kara çıkarması işleniyor ve emperyalist güçlerin yenilerek geri çekildiği kısımla da finalini yapıyor.
İsminden de anlaşılacağı üzere kitabın ana merkezi 57. Alay. 19. Tümen’e bağlı olan bu alay, mertliğiyle, yiğitliğiyle, kahramanlıklarıyla, yeri geldiğinde düşmanına bile gösterdiği saygısı ile, her zorlu görevinin altından başarıyla çıkmasını bilmesiyle tarihin tozlu sayfalarına kendisini altın harflerle yazdırmış yenilmez alaydır.
25 Nisan 1915 sabahı Anzak kara çıkarmasıyla başlayan süreçte, Mustafa Kemal’in “Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözüyle tarihe geçen direnişin merkezinde işte bu şanlı alay vardır.
Ayrıca kitapta Mustafa Kemal Atatürk’ün coğrafya bilgisi, komşu bölgeler ve Gelibolu Yarımadası’na kusursuz hakimiyeti, savaş önsezisi ve kritik anlarda kendini düşünmeden aldığı dahice kararları, okurken muazzam keyif alacağınız ve hakkında çok şey öğreneceğiniz bölümler olacak. Kendisine bazı anlarda çıkarılan zorluklar, yapılan haksızlıklar ise romanı okurken sizleri son derece kızdıracak.
İsmail Bilgin, sadece askeri manevraları değil; askerlerin ruh halini ve cephe gerisindeki hazırlıkları da detaylandırarak okuyucuyu her açıdan cephenin içerisine çekiyor. Kendinizi Anzak Koyu’nda, Kanlı Sırt’ta, Bomba Tepe’de, Seddülbahir’de ya da Anafartalar’da bulmanız çok mümkün. Ayrıca kitap, belgelerle desteklenen bir kurguyla işleniyor.
Eserin en güçlü yönlerinden biri de savaşı sadece rakamlar ve tarihler üzerinden değil, insan hikâyeleri üzerinden anlatmasıdır.
Yarbay Hüseyin Avni Bey: 57. Alay komutanı olarak disiplini, babacan tavrı ve vatan sevgisiyle ön plandadır. Yazar, Hüseyin Avni Bey’in stratejik zekâsını ve askerleriyle kurduğu sarsılmaz bağı titizlikle işlemiş. Sonunda ise gözlerimiz doluyor.
Mustafa Kemal Atatürk: Kitapta stratejik dehası, coğrafya hakimiyeti, Arıburnu’ndaki inisiyatifi ve 57. Alay’ı doğru zamanlarda doğru yerlere sevk etmesi, askeri bir perspektifle muazzam ele alınmış.
Kara Emin: Gözü kara Emin. Beni kitapta en duygulandıran karakterlerin başında geliyor. Cephede gösterdiği mücadelesi, yardım severliği, yaşadığı mahcubiyeti, saygısı, ailesinden beklediği haberler ve mektuplar. Türk askeri her yönüyle, bu kadar güzel anlatılabilirdi.
Erat ve Alt Rütbeli Subaylar: Kitapta her bir askerin kendi memleketine dair özlemleri, ailelerine yazdıkları mektuplar ve cephedeki dayanışmaları geniş yer tutuyor. Bu da okuyucunun karakterlerle duygusal bir bağ kurmasını sağlarken, sanki yaşanan diyalogları beyaz perdede izliyormuş gibi bir havaya sokuyor.
Sadece bir bölgeyi değil, bir medeniyeti savunma azmi; vatan ve toprak aidiyeti; fedakarlığın zirvesi, sizler kitabın sayfalarında gezinirken, aklınızda yer edecek. Ayrıca cephede yaşanılan açlık, susuzluk, uykusuzluk, yorgunluk ve cephane konusundaki imkânsızlıklar gibi zorlu koşullar da detaylıca gözler önüne serilmiş. Kitaptaki betimlemeler çok kaliteli, hemen her detay o kadar güzel sunulmuş ki her şey gözünüzde canlanıyor. Çanakkale’nin coğrafi yapısı, Gelibolu Yarımadası’nın sarp yamaçları ve siperlerin içindeki yaşam o kadar canlı anlatılmış ki okurken kendimi o tozlu ve barut kokulu atmosferin içinde hissettim.
İsmail Bilgin, coğrafya ve bölgeye hakimiyet konusunda Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatırken; kendisinin de tarihçi bir yazar olarak o hakimiyete ne derece yüksek seviyede sahip olduğunu da işte o coğrafi betimlemelerden anlıyorsunuz. Bence kitabın tek eksiği bu coğrafyanın kritik yerlerinin, çatışmaların olduğu yerlerin, cephelerin ve koyların harita olarak sunulmaması olmuş. Yeni baskıda haritalar da eklenirse kusursuz bir tarihi eser olur.
Kitapta çok beğendiğim bir başka detay ise, yazarın arşiv taramalarına dayanan çok kıymetli bilgileri kendi kurgusuyla harmanlamasıydı. Kitabı sadece tarihi bir roman olmaktan çıkarıp, öğretici ve eğitici bir kaynak haline getirmiş.
Askerlerin kendi aralarındaki konuşmaları ve hiyerarşik yapıdaki saygı çerçevesi, dönemin ruhunu ve yöreye ait insanı yansıtan önemli detaylar olmuş.
Bu kitap, Çanakkale ruhunu anlamak isteyen, 57. Alay’ı her yönüyle öğrenmek isteyen ve Mustafa Kemal Atatürk’ü çok daha yakından tanımak isteyen her okur için bir başucu eseridir.
Tarih bilincinin genç nesillerimize aktarılmasında kilit rol oynayacak kitaplardan birisi diyebilirim. Bir karış toprağın düşmana verilmemesi için, 57. Alay’ın sancağının yere düşmemesi için verilen o efsanevi mücadelenin, okuyucuda derin bir hüzün bırakacağına, hemen herkesi duygulandıracağına ve çok gururlandıracağına eminim. Kesinlikle tavsiyemdir. Kaleminize, yüreğinize ve emeğinize sağlık kıymetli İsmail Bilgin.