Hafta sonu tatile çıkmadan önce kitaplarımızı da çantalarımıza ekleyelim ve yine kitaplı bir hafta sonu geçirelim. Bu hafta size bilimkurgu ve distopya önerileri ile geldim.
Bilimkurgu ve distopyalar çoğunlukla yazıldığı kendi zamanlarından gelecek dünyaya bir mesaj bırakırlar. Bu tarz eserlerin yazarları, öngördükleri ve gerçekleşme ihtimali olabilecek toplumsal bir problem ile ilgili insanlığı uyarmak ve aydınlatmak için mürekkeplerini harcamışlardır. Yazdıkları distopyaları ve bilimkurguları ile bizleri düşünmeye, araştırmaya ve hayal etmeye zorlarlar.
Ayrıca bilimkurgu ve distopya, edebiyat dünyasının en güçlü, en düşündürücü ve genellikle birbiriyle dirsek teması halinde olan iki dev türüdür. Her ne kadar sık sık bir arada kullanılsalar da odaklandıkları noktalar ve felsefeleri birbirinden oldukça farklıdır.
Bilimkurgu teknoloji, bilim ve keşiftir; distopya ise siyasi rejim, toplumsal kontrol ve baskıdır. Bilimkurgu merak uyandırıcı, nötr veya umutlu olabilir; distopya ise temelde karamsar, uyarıcı ve eleştireldir. Bilimkurgu insanın bilinmeyenle veya yeni teknolojiyle mücadelesi iken; distopya ise bireyin totaliter sistemle ve kaybolan özgürlüğüyle mücadelesidir.
İkisi de elinize aldığınızda bir çırpıda okunacak, büyük anlamlar içeren, çok kıymetli mesajlar veren, sürükleyici ve tutkuyla sayfalarında kaybolacağınız kitaplar olacak.
“Fahrenheit 451” romanının filmini çok tavsiye etmem ve benim için sınıfta kalan bir filmdi, ama “Körlük” romanının filmini de kesinlikle tavsiye ederim. Ancak her zaman dediğim gibi önce kitabı okumanızı, sonra filmini izlemenizi tavsiye ederim.

FAHRENHEIT 451
451 Fahrenheit, bir kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığıdır. Fahrenheit 451 ise Ray Bradbury'nin bu böyle sürerse artık kimse kitap okumayacak düşüncesiyle yazdığı spekülatif bir kurgudur.
Yangına dayanıklı evlerin olduğu bir dünyada, kitaplar itfaiyeciler tarafından yakılıyordu. Sundurmalar, mobilyalar ve bahçeler ise insanlar burada oturup da fikir alışverişinde bulunmasın diye iptal ediliyordu. Kitap okurken yakalanan insanlar da kitaplarla beraber yakılıyordu. İnsanlar zamanlarını evlerinde televizyon karşısında eğlence programları izleyerek geçiriyorlardı.
Televizyon ve teknolojinin hüküm sürdüğü bu dünyada Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. Kitaplar ise neredeyse yok olmak üzereydi, çünkü Montag ve diğer itfaiyeciler yangınları söndürmek yerine kitapları yakıyorlardı. Bu işi neden yaptığını asla sorgulamayan Montag’ın, bir gün yeni komşusu Clarisse ile tanışması sonucunda tüm hayatı ve bakış açısı değişecekti. Kitapları okumaya başlayacaktı. İtfaiyeciler kitapları yakmaya devam ederken, bazı insanlar ise gizlice kitapları ezberleyerek, kitapların yeniden basılacağı ve kitap okumanın serbest olacağı dönem yeniden gelir düşüncesiyle her biri bir kitap olma görevini üstleniyordu. Kimisi Arthur Schopenhauer’dan “Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar”nı, kimisi Marcus Aurelius’dan “Kendime Düşünceler”i kimisi ise Platon'un “Devlet”ni oluyordu. Ezberledikleri kitapların bir gün yeniden yazılmasına yardımcı olmak istiyorlardı. Bakalım bu karanlık dünya yeniden kitapların serbest olacağı aydınlık bir dünyaya dönüşebilecek mi? Yoksa teknoloji çağı kitapların sonunu mu getirecek?
Kitaptan aldığım güzel bir alıntıyı da sizlerle paylaşmak istedim:
“Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı. Ne olduğu önemli değil. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında sen orada olursun.”
Ray Bradbury bu kadim eseri ile bilgisayar, televizyon ve teknoloji çağının kitap okumayı bitireceğini 1950’lerde görerek insanlığı uyarmış. Herkesin bir kez daha düşünmesi gereken ciddi bir soru var. Sosyal medya ve televizyona ayırdığınız zamanı, kitap okumak için de ayırıyor musunuz? Yoksa bir boş vaktim kalırsa belki kitap okurum diyenlerden misiniz?
Hem bizler düzenli olarak kitap okumalıyız hem de gelecek nesilleri kitap okumaya teşvik etmeliyiz. Bu bizim en önemli sosyal sorumluluk projelerimizden biri olmalıdır.

KÖRLÜK
Her insanın, bazı kitapları okuması için en uygun zamana ihtiyacı olduğuna inanırım. Ayrıca kimi kitaplar koltuğunuza uzandığınızda bir çırpıda okunabilirken, kimi kitaplar ise sindire sindire okunmalı ve kendisinden ders alınmalıdır. Öncelikle bu romanı, bahsettiğim ikinci kategoriye alıyorum.
1995 yılında Saramago’nun kaleme aldığı Körlük, okuyucusuna çok farklı bakış açısı kazandıran, bilim kurgu ve düşünce edebiyatının ürünü olan bir distopyadır. Ve bu eser, ahlak duygusunu yitirmiş, değer yargılarını kaybetmiş insanlığa yazılmış ders niteliğinde bir kitaptır.
Saramago’nun “Körlük” adlı romanı bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde geçerken, kitapta karakter isimleri de bulunmamaktadır. Toplumsal bir salgının ahlak duygusunu kaybedip, bencilleşen insanlar tarafından nasıl vahşete dönüşebileceğini gözler önüne seren roman, bir kadının da tek başına gayreti ile toplumu hayatta tutabilmek adına neleri başardığını anlatıyor.
Hikâyede araba kullanan bir adam aniden kör olur, ancak bu körlük beyaz bir körlüktür. Hastalık ikinci olarak, kör olan adama tedavi için bakan doktora da bulaşır ve ardından bir salgın hastalık olarak tüm topluma yayılır. Devlet bu insanları bir akıl hastanesinde karantinaya alır.
Doktorun eşi kör olmasa da eşini yalnız bırakmamak için kör oldum diyerek, o da karantinaya katılır, aynı zamanda gören tek kişidir. İlerleyen zamanlarda hastanede kargaşalar çıkar, çeteler kurulur, güçlü olan çete güçsüzleri ezmeye başlar, kadınlara tecavüz edilir, insanlar pislik içinde yaşarlar, açlık vardır, zorbalıklar vardır. Sonunda ise gözleri gören tek insan olan doktorun karısının, toplumu bu salgın hastalıktan kurtarmak için akıl hastanesindeki cesaret dolu mücadelesine ve tek başına örgütlediği dayanışmaya tanık oluyorsunuz.
Kitabı, okuyucusunu düşündüren ve sorgulatan bir eser olduğu için, toplumsal kriz anlarında ahlak duygusuna ve insanlığa farkındalık yaratan bir distopya olduğu için ve bir kadının tek başına neleri başarabileceğini gösterdiği için kesinlikle tavsiye ediyorum.
Ancak cinsellik temasının fazla belirgin olması nedeniyle 18 yaş altı okuyuculara tavsiye etmiyorum. Aynı şekilde filmini de 18 yaş altına tavsiye etmiyorum. İnceleme yazımı kitaptan aldığım iki güzel alıntı ile sonlandırıyorum.
“Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, gören körler mi, gördüğü halde görmeyen körler.”
“Dış görünüş yanıltıcıdır, insanların yüreğindeki güç yalnızca yüzlerine ya da bedeninin çevikliğine bakarak değerlendirilmez.”
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…