TATİLE ÖZEL İKİ KİTAP TAVSİYESİ

Öncelikle tüm İslam Alemi’nin mübarek Kurban Bayramı’nı kutlar, hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ederim. Bayram vesilesi ile de birçoğumuz tatile çıktı. Gezip, tozmak tabii ki tatillerde ilk sırada yer alıyor, ancak bu tatilde de ellerden kitap düşmesin. Size tatilinizde keyifle okuyacağınız iki kitap tavsiyesi ile geldim bugün.

GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

Gece Yarısı

İnsan hayatında keşkeler hiç bitmez. Ömrümüz pişmanlıklarımız ve vicdan azaplarımız ile kum saatinin içindeki kumlar gibi saatin üst kısmından, alt kısmına akmaya devam eder. Hayat bu kadar hızlı akıp giderken, kimisi yaptığı okul tercihine, kimisi seçtiği işe, kimisi yaptığı evliliğe, kimisi ekonomik alanda yaptığı bir yatırıma, kimisi de belki önüne gelen bir fırsatı değerlendirmedim diye pişmanlık duyar. Peki sizce de yaptığımız bu tercihler gerçekten pişmanlık duyulacak ve ömür boyu vicdan azabı çekmemize neden olacak yaşamlar mıdır?

İşte Matt Haig bu kitabında, yaşayamadığımız, yaşamayı hayal ettiğimiz ve pişman olduğumuz geçmişimizin, aslında hiç de düşündüğümüz gibi pişmanlıklarla dolu olmadığını anlatıyor.

“Gece Yarısı Kütüphanesi”nde kitabın protagonisti Nora Seed intihar düşüncesiyle kendisini yaşamla ölüm arasında bir kütüphanede bulur. Bu kütüphanede seçeceği her bir kitap daha önce yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatlar olacaktır. Ancak hangi kitabı seçerse seçsin, hangi hayatı yaşarsa yaşasın, deneyimlediği hiçbir yaşam, kök yaşamı gibi olmayacaktır. En sonunda ise hayatın ve kök yaşamın güzelliğine, kıymetine varacaktır.

Matt Haig, gençlik yıllarında önce intiharı düşünüp sonrasında ise pişmanlıklarından vazgeçip, hayata tutunarak, yaşamın kıymetini anlamasını ve bu psikolojisini, Nora Seed’in üzerinden “Gece Yarısı Kütüphanesi” romanıyla okuyucusuna aktarmış.

“Kaçıp gitmek istediğiniz yerin, kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı.”

Kesinlikle okunması gereken, özellikle hayatta pişmanlıklar ve vicdan azabı yaşayanlar için belki de bir baş ucu kitabı olabilecek, bir solukta bitireceğiniz bir eser.

Unutmayın, yapamadıklarımıza üzülerek başarı gelmez. Bazen hayat zannettiğimiz gibi çıkmayabilir ve öğrenmenin tek yolu da yaşamaktır. Hiçbiri pişmanlık değil, aksine öğrenilmiş tecrübelerdir. Dolayısı ile yapamadıklarımıza değil, yapmak istediklerimize odaklanırsak, hayat zaten mutluluklar ve başarılarla bizim olacaktır. Hayallerinizin peşinden gitmeniz için hiçbir zaman geç değildir.

İNSANIN ANLAM ARAYIŞI

İnsanın Anlam

Bu kitap olayların ve olguların değil kişisel anıların, milyonlarca tutsağın defalarca yaşadığı deneyimlerinin bir beyanıdır. Bir toplama kampının, oradan çıkanlardan biri tarafından anlatılan içeriden hikâyesidir. Bu masal yeterince anlatılmış büyük dehşetler değil, küçük eziyetlerden oluşan birikimle ilgilidir. Başka bir deyişle şu soruyu cevaplamaya çalışır: Ortalama bir tutsak için toplama kampında gündelik yaşam nasıldır? Gaz odası ya da fırınlara verilmek üzere seçilen bu tutsakların numaraları neydi? Doğru okudunuz, isimleri yoktu bu masum insanların, sadece derilerine dövme ile damgalanmış numaraları mevcuttu.

Auschwitz kampı, gaz odaları, fırınlar, katliamlar…

Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi zulmü altında tutsak olduğu kamp hayatı boyunca yaşadıklarından ve edindiği tecrübelerinden yola çıkarak yazdığı bu kitabı ile bizleri hayatın anlamını keşfetmeye yöneltiyor.

O günleri yaşayan insanların psikolojilerini üç evreye ayırıyor kitapta Frankl ve en büyük yoğunluğu bu konuya veriyor. Kamp günlerinde yaşadığı anıları ile bu üç evreyi derinlemesine anlatıyor ve inanılmaz insan psikolojilerine tanıklık ediyorsunuz. Tutsakların kampa getirilişleriyle başlayan döneme birinci evre, kamp rutinine uyum sağlanan döneme ikinci evre, özgürlüğün gelmesiyle başlayan hayata üçüncü evre ismini veriyor. Birinci evrede insanların genellikle şoka uğradığını belirten Frankl, ikinci evrenin duyguları körleştirdiğini ve artık hiçbir şeyin insanların umurunda olmadığını anlatıyor. Bu evrede tutsaklar kendilerinde bir gelecek göremediği için çöküşe uğruyorlardı. Üçüncü ve son evre içinse öncelikle insanların keyif alma becerilerini yitirdiklerini belirtiyor. İnsanların başına gelene psikolojik olarak depersonalizasyon adını veriyor. En kötüsü olarak da özgürlükten sonra bazı insanların evlerine vardıklarında onları bekleyen kimse olmadığını anlayınca “vay o insanın haline” sözlerini dile getiriyor Frankl. Ve o andan sonra insanın tüm ıstıraplarının ardından “Tanrı’dan başka korkacak hiçbir şeyin kalmadığını” fark ettiğini söylüyor.

Kitapta ilk kısımda üstte yer verdiğim toplama kampı deneyimleri anlatıldıktan sonra, ikinci kısmında çeşitli örneklerle logoterapiyi, varoluşu, hayatın ve sevginin anlamını keşfediyoruz. Final bölümüne geldiğimiz kitabın üçüncü kısmında ise iyimserlik için ve daha iyi bir dünya yaratmak için bizi motive eden yazılar okuyoruz.

Kitabın en sonunda yer alan çok etkileyici ve ajandalarınıza not olarak yazacağınız bir paragraf ile devam etmek istiyorum yazıma. Sonunda da düşünmeniz gereken iki konu bulacaksınız.

“Dürüst insanlardan bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığa katılmanın, büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır. Bu yüzden uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım: Auschwitz’ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz. Hiroşima’dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu!”

Kitabı tamamlayınca o insanların yaşadığı psikolojiyi anlamaya çalışıyorsunuz, maddesel hazların hiçbir öneminin olmadığının farkına varıyorsunuz, geriye dönüp baktığınızda kırdığınız insanlar varsa bunların ne kadar boş sebeplerle olduğunu düşünüyorsunuz çünkü bir insanı sevebilmenin güzelliğini ve sevdiğiniz bu insanların kıymetini anlıyorsunuz, iyiliğin ve dürüstlüğün önemine varıyorsunuz, en önemlisi de kendinizi keşfetmenin gerçek haz olduğunu anlıyorsunuz.

İnsanın anlam arayışı, kendisini keşfetmesi, yaşamı keşfetmesi hayatımızın temel motivasyonudur. Bu anlam arayışı ve keşifler her bireye göre özeldir. Hayatın anlamını keşfetmek sizin elinizdedir ve bunu ölüm döşeğinde fark etmeniz sizin için çok geç olabilir; o zaman pişman olmamak için şimdi yapmanız gereken sadece o adımı atmak.

Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…