Dostoyevski, ‘Ölüler Evinden Anılar’ adlı eserinde hapishanede yaşayan Belka adında bir köpekten bahseder. Belka, sürekli hor görülen ve hapishanedeki herkesten şiddet gören bir köpektir. Bu şiddete o kadar alışmıştır ki, bir süre sonra kendini korumayı bırakarak atılan tekmelere razı olur hale gelmiştir.
Bir gün Dostoyevski, merhametle köpeğin başını okşar. Onca şiddetten sonra belki de hayatında ilk kez şefkat gören Belka, korkudan titrer ve ağlar. Günümüzde benzeri görüntüleri sokaklardaki ve barınaklardaki köpeklerde de üzülerek gördüğümüz bu durum, kötü muamelenin nasıl normalleştirildiğini de anlatır.
Hayatta kimi zaman bizim için tanıdık olan duygu, sevgi ve şefkat değil acıdır. Belka’da da gözlemlediğimiz travmatik yaşantılar ve öğrenilmiş çaresizlik, zamanla acıyı ve değersizlik duygusunu normalleştirir. Gün gelir acıya o kadar alışırız ki, sevgi hatırlatıldığında hissettiğimiz duygu acıdan daha ağır gelir. Zamanla köleleşen ruh, merhamet karşısında tedirgin olur. Mevcut durumumuz, bizim için kötü de olsa daha kabul edilirdir. Çünkü daha tanıdıktır.
Acıyı sevmek olur mu?
1967’de psikolog Martin Seligman tarafından yapılan çalışmalarda sürekli olarak kaçamayacağı olumsuz deneyimlere maruz kalanların, zamanla kaçma fırsatları olduğunda dahi bunu yapmadıkları gözlenir. Öğrenilmiş çaresizlik” olarak tanımlanan bu durum, dışarıdan bakıldığında “Neden bu muameleye katlanıyor, neden karşı koymuyor?” sorusunu sordurtsa da sürekli değersizleştirilmek zamanla kendi değer algımızın yitmesine sebep olduğundan karşı koymak bir tercih olarak ortaya çıkmaz. Çünkü zihin artık doğru ve sağlıklı olanı değil tanıdığını, bildiğini güvenli olarak algılar.
Kimi insanlar için sevgi, bilmediği bir dil gibidir. Özellikle yoğun travmatik yaşantılara sahip olanlar, sevgi ve yakınlıktan kaçarak ona şüpheyle yaklaşır ve yabancı olduğu bu sevgi ve yakınlığı bir tehdit olarak algılar. Bugün birçok insan kırıldıkları ilişkileri sürdürüyor, sevmedikleri işlerde çalışıyor, değerli hissetmedikleri ortamlarda kalmaya devam ediyor. Özgürlüğe ve iyi hissetmeye değil alıştığı acıya ve mutsuzluğa sadık kalıyor. Bu nedenle, Belka bugün sadece bir köpek değil aynı zamanda insanın nelere alışarak boyun eğebileceğinin de simgesi olarak karşımıza çıkıyor.