Her gün seni korkutan bir şey yap.

Eleanor Roosevelt’e atfedilen bu söz, insan hayatını çoğu zaman korkuların değil onlardan kaçma biçiminin belirlediğini anlatır. Birçoğumuz için korkunun başladığı yer, durmamız gereken yerdir. Oysa kimi korkular, tam da gitmemiz gereken yönü gösteren bir pusuladır.

Psikolojide ‘maruz bırakma’ adı verilen bu duruma göre bir korku eşiğini aşmanın yolu, korkulandan kaçmak değil kontrollü şekilde ona yaklaşmaktır. Cesaret de burada başlar. Topluluk önünde konuşmaktan çekinen biri olduğunuzu düşünün. Konuşmaktan kaçtıkça sorun yaşamadığınızı düşünürsünüz. Oysa her kaçışınız beyninize şu mesajı gönderir: “Demek ki bu durum senin için tehlikeli ve sen kaçarak ondan kurtuldun.” Böylece bir yerlerde büyümeye devam eden o korkunun ortadan kalktığını sanırsınız. Ta ki, benzer bir durumda yeniden karşınıza çıkana kadar.

Hayatımız boyunca tıkanan birçok durumun, karşılaştığımız birçok duvarın arkasında büyük sorunlar değil bu küçük kaçınmalar bulunur. Bir öğrenci cevabı bildiği halde alay edilme korkusuyla parmak kaldırıp konuşmaz, birimiz reddedilme korkusuyla aramak istediğimiz kişiyi aramayız, tepki çekmekten çekindiğimizden soru sormaktan da çekiniriz, özrümüzü erteler, duygularımızı ifade etmeyiz. Zamanla yapmak istediklerimizden çok kaçındıklarımızın şekillendirdiği bir hayata sahip oluruz.

Anahtar paspasın altında

Psikolog A. Bandura, bir görevde başarılı olma kapasitemize olan inancımızın; motivasyonumuzu, çabamızı ve engellerle başa çıkmamızı belirlediğini söyler. Yani önce cesaret edip sonra eyleme geçmeyiz. Eyleme geçince cesaretimiz artar. Bunun için hayatımızı değiştiren durumlar, attığımız adımlara bağlı ortaya çıkar. Kalabalık bir grupta söz almak, tek başına yemeğe çıkmak, ‘hayır’ demeyi öğrenmek, duyguları ifade etmek basit gibi görünse de çoğu zaman kaçındığımız eylemlerdir. Bunlardan kaçınarak oluşturduğumuz konfor alanı zamanla bir fanusa dönüşür. Oysa ne kadar güvenli de olsa büyüme ancak o fanusun sınırları kadar olur.

Bu nedenle, kendimize soracağımız en önemli soru şudur: “Bugün beni korkutan ne var?” Kim bilir, belki de korkuları silip kişisel dönüşümün kilidini açacak olan anahtar, önünde durup da uzanmaya cesaret edemediğimiz o kapının önündeki paspasın altındadır.