Ezop, ünlü masalı “Kaplumbağa ile Tavşan”da, hızlı ve kibirli bir tavşanla yavaş ama azimli bir kaplumbağanın yarışını anlatır. Kaplumbağanın kendisine yetişemeyeceğini düşünerek yol kenarında derin bir uykuya dalan tavşan, durmaksızın yürüyen kaplumbağaya yenilir. Kibrin ve aşırı güvenin başarısızlığa, istikrarlı ve kararlı olmanın ise başarıya götürebileceğini anlatan bu masal; senelerce azmin ve çalışkanlığın örneği olarak da gösterilmişti. Günümüzde baktığımızda ise, modern insanın en büyük sorunlarından biri olan ‘sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmak’ ile değerlendirebiliriz.

Modern hayat bize sürekli aynı mesajları veriyor: Daha hızlı ol, daha üretken ol, daha başarılı ol. Hep daha fazlası ol. Oysa olduğumuz hiçbir şey bir bitiş çizgisine ulaşmıyor. Aksine bitiş çizgisi sandığımız her nokta, yeni bir başlangıç çizgisiyle buluşuyor. Durmak neredeyse imkânsız hale geliyor, hatta kabahat gibi algılanıyor. Peki, bu kadar hızlı koşmak gerçekten ilerlememizi mi sağlıyor, yoksa sadece daha hızlı yorulmamıza mı neden oluyor?

Kronik stres altında yaşayan insanların dikkat ve karar mekanizmaları ile duygusal dengelerinin zayıfladığını biliyoruz. Haliyle bu durumda iken hız, verimi değil verimsizliği beraberinde getiriyor. Bir süre sonra performans düşüyor, tükenmişlik ve buna bağlı olarak tahammülsüzlük artıyor. Yavaşlama düşüncesi stresi artırıyor, kötü hissettiriyor.

Kaplumbağanın Bildiği Şey

Bugün ‘Kaplumbağa Teorisi’ olarak da adlandırılan durum, istikrarın hızdan daha önemli olduğunu söylüyor. Günümüzde birçoğumuz modern zaman tavşanı gibi yaşıyoruz. Her gün sosyal medyada kimileri geziyor, kimileri kazanıyor, kimileri harika ilişkiler yaşıyor. Bunları gören kimileriyse kendi hızını beğenmiyor, daha hızlı olup diğerlerine yetişmesi gerektiğini düşünüyor. Aynı başlangıç çizgisinde yan yana duran ve aynı yolu kat etmesi gereken iki yarışçı olmadıklarını görmüyor. Oysa kaplumbağa tavşan ile yarışmadı, kendi hızında ilerleyerek yol aldı. Panik yapmadı, kendini tavşanla kıyaslamadı. Başarısının sırrı tam olarak bu oldu.

Anadolu’da güzel bir söz vardır. “Hızlı koşan tez yorulur.” denir. Bazen yavaşlamak vazgeçmek demek değildir. Fark etmek ve düşünmek demektir. Hayatın içinden hızla geçmek değil onu yaşamak demektir. Bugün ihtiyacımız olan şey ise, daha hızlı koşmak değil neden koştuğumuzu hatırlamaktır. Peki siz, hatırlıyor musunuz?