Geçtiğimiz hafta sevgili hocam Farmakolog Prof. Dr. B. Faruk Erden, beni gülümseten bir görsel gönderdi. Görselde ayakta duran, bir eliyle bir dizüstü bilgisayar tutarken diğer elinde bir kadeh ve ağzında puro bulunan genç bir adam yer alıyor. Görselin altında ise şöyle bir not var: “Günün başyapıtı: Dizüstü bilgisayarını kullanamıyor; çünkü elinde içecek var. İçeceğini içemiyor; çünkü ağzında puro var. Purosunu içemiyor; çünkü iki eli de meşgul. Bu, hiçbir şeyin yapılmadığı bir çoklu görev başyapıtı…” Görsel, birçok şeyin yapıldığı ama hiçbir şeyin yapılmadığı, sürekli meşguliyetle gelen düşük üretkenliği de resmediyor.

Birçoğumuz güne telefonlarımızla başlıyoruz. Belki sosyal medyada birkaç kaydırma yapıyor, sabah kahvemizi hazırlıyor, ardından günün planlanmasına geçiyoruz. Gün içinde birçok işi bir arada götürmeye çalışıyoruz ve buna çoklu görev diyoruz. Keyifli bir sohbetin içinde bir yandan mesajlara cevap veriyor, bir e-posta yazarken arka planda toplantı dinlemeye çalışıyoruz. Zihnimizde aynı anda sürekli birçok sekme açık halde yaşıyoruz. Günümüzün görünmez becerisi gibi sunulan çoklu görev, beraberinde şu soruyu getiriyor: “Aynı anda birden fazla işi gerçekten yapabiliyor muyuz, yoksa sadece hızlıca bölünüyor muyuz?”

Beynimiz sanıldığı gibi aynı anda birden fazla karmaşık görevi etkin şekilde yürütemiyor. Bunun yerine, dikkatimizi farklı görevler arasında hızla kaydırmamızı sağlayan bilişsel süreç olan ‘görev değiştirme’ devreye giriyor. Görevler arasında hızla gidip gelen beynimiz, yeni kurallara uyum sağlamak için zamana ihtiyaç duyuyor ve bu da performansta yavaşlamaya ve daha fazla hataya neden oluyor. Yani aslında bir işi bölmek onu hızlandırmıyor.

Bir verimlilik masalı

Birçoğumuz aynı anda birçok işi yürütmekten dolayı kendimizi üretken hissediyoruz ama aslında çoğu zaman sadece meşgulüz. Çoklu görev sadece verimi düşürmüyor, zihinsel bir parçalanma hissi de yaratıyor. İzlediğimiz bir şeyi tam olarak hatırlayamamamız, okuduğumuz bir metni sürekli başa sarmamız, konuşmaları zihnimizde akışında sıralayamamamız bundan kaynaklanıyor. Çünkü zihnimiz bir görevden diğerine geçtiğinde bir kısmı önceki işte kalıyor. Akıllı telefonlardaki sürekli akış ve bildirimler, dikkatimizi parçalıyor ve aslında hiçbir işe yüzde yüz başlayamıyoruz.

Teksas Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, telefon sadece masadayken dahi bilişsel performansımızın düştüğü görülüyor. Kullanmasak da zihnimiz onun olasılığıyla meşgul olduğundan sürekli bölünebilir olma hali yaşıyoruz. Oysa zihnin doğal çalışma biçimi olan tekli görevle bir işi bitirmeden diğerine geçmemek, zamanı bölerek çalışmak ve bildirimleri sınırlamak mümkün görünüyor. Verimin yanı sıra zihinsel bütünlük hissini de artıracak olan bu duruma geçmediğimizde yine sevgili Faruk Hocamın dediği gibi; “Önce iki iş bir arada başlıyor, ikili görev çoklu oluyor. Sonra üç işi bir arada yapabileceğimizi düşünüyoruz.” Ama işler düşündüğümüz gibi olmuyor.