Bir köprü düşünün. Bir kişiye geçmesi için şu şart koşuluyor: “Köprüden geçerken bir cümle söyleyeceksin. Cümle doğruysa geçersin, yanlışsa aşağı atılırsın.” Kişi bir an duruyor ve şöyle diyor: “Bu köprüden geçemeyeceğim.” Basit ama rahatsız edici bu hikaye, Orta Çağ’a ait bir düşünce deneyidir ve adı, Buridan’in Köprüsü Paradoksudur.

Bu paradoksa göre; bu cümle doğruysa kişi köprüden geçemez. Ancak cümle doğru çıktığından köprüden geçmesi gerekir. Geçerse de cümle yanlış olur ve aşağı atılması gerekir. Bu durumda sistem kilitlenir ve karar verilemez. Buridan’ın köprüsü, aynı zamanda insan zihninin de köprüsüdür. Bugün o köprülerden yürüyerek geçmiyoruz belki ama günümüz köprülerinin taşları ilişkilerimizden, seçeneklerimize, tercihlerimizden yazdığımız e-postalara kadar çok çeşitli malzemelerden oluşuyor.

Hayatımızın içinde sıkça yer alan ve zaman zaman o köprüden geçerken zorlandığımız anlar zihnimizde “Bu işte çalışmak istemiyorum ama çalışmazsam da daha uzun süre işsiz kalacağım.”, “Ondan ayrılmak istemiyorum ama birlikte de mutlu değilim.”, “Söylesem kırılacak ama söylemezsem de kendime saygımı yitireceğim.” ve benzeri cümlelerde kendini gösteriyor. Bu cümlelerin ortak noktası da şu oluyor: Her seçenek kendi gerekçesini kendi içinde iptal eder.

Reçel deneyi

İşletme Profesörü Sheena Iyengar’ın meşhur reçel deneyi vardır. İki gruptan birine 6 çeşit, diğerine 24 çeşit reçel sunuluyor. Daha çok seçenek sunulan grup reçellere daha çok bakıyor ancak satın alma oranları diğer gruba nazaran daha düşük oluyor. Restoran menülerini düşünün: Bir ya da birkaç sayfa olan menülerde karar verme rahatlığınız ve süreniz ile önünüze katalog gibi sunulan menülerde karar verme rahatlığınız ve süreniz aynı olmuyor. Çünkü seçeneğiniz arttıkça beraberinde özgürlüğünüz değil sorumluluğunuz artıyor.

Günlük hayatta insan kazanacağından çok, kaybedeceklerine odaklanır. Bu nedenle, iki tarafı düşme ihtimali taşıyan bir köprüde adım atmamayı daha güvenli bulur. Oysa tam da burada önemli bir nokta vardır: Adım atmamak da bir adımdır. Tıpkı bir seçim yapmamanın da bir seçim olması gibi. Zihnimiz her ne kadar belirsizlikten hoşlanmasa da belirsizliği ortadan kaldıracak kesin bilgiye de çoğu zaman ulaşamaz. Hal böyle olunca karar vermemeyi stratejik bir bekleyiş olarak tanımlar. Oysa hayat, eksik de olsa cesaretle alınmış kararlarla ilerler. Bu nedenle, Buridan’ın Köprüsünden geçebilmek için zihnimizi adım atmamak yerine doğru kararları almak için çalıştırmak gerekir.