İstanbul Kültür Yolu Festivali ve…
Büyüleyici dünya bakışı ile SALVADOR DALİ
Sürrealizmin Başyapıtları Sergisi
7 Ekim - 30 Aralık
O sürrealizme ‘Paranoyak-eleştirel yöntem’ ini getirdi. Bu yöntem, irrasyonel olarak , zihnin hezeyanlı çağrışımlarını kullanıp çift anlamlı, yoruma açık çift görüntüler yaratmayı içerir.

Salvador Dalí (1904-1989) 20. yüzyıl modern sanatın en özgün ve tartışmalı figürlerinden biri. Eserlerini İstanbul Kültür Yolu Festivali etkinlikleri içinde Atatürk Kültür Merkezi salonlarında görerek, onu ‘Dali’ yapan bakış açısının gizemli dünyasına biraz açıldım.
Sürrealizm… İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin bizi yutan salonlarında sanatın öyküsünü öğrenirken o minik kafalarımızla çözemediğimiz gerçekten de deli midir acep diye baktığımız Dali… aslında protest ruhuma oturan bir sanat olduğunu yıllar içinde anladım. 1920’lerde ortaya çıkan ve bilinçaltının özgürce ifade edilişi, rüya mantığının sanata yansıtılmasını savunan bu sanat ekolü aynı zamanda bir edebiyat akımıdır…
Bu akımda gerçeklik ile hayal arasındaki sınırlar bulanıklaştırılır, mantık dışı sahneler son derece gerçekçi tekniklerle sunulur. Dalí, bu anlayışı kendi “paranoyak-eleştirel yöntem” adını verdiği teknikle geliştirerek, irrasyonel imgeleri bilinçli bir kompozisyon düzenine oturtur.

Hayatı üzerine;
Salvador Domingo Felipe Jacinto Dali i Domenech 1904 yılında İspanya- Katalonya’nın Fiqueres kendinde burjuva bir ailede doğmuş. Küçük yaşlardan itibaren güçlü bir hayal gücüne ve teknik resim yeteneğine sahip. Katı ve saygın bir noter olan babası ona sert otorite uygularken, annesi daha yumuşak ve korumacı haliyle oğlunun sınır tanımıyan hayal gücünün yolunu açar. Ailenin yine Salvador adı verilen abisi Dali doğumundan kısa bir süre ölünce derin bir dram yaşayan aile Dali’ nin bir tür reenkarnasyon olduğuna inanınca daha küçük yaşlarda adeta ikiz bir varlık olduğu hissiyle narsist ve mistik kişiliğinin temelleri atılır. Aşırı hassas, hayalperest ve öfkeli bir çocuk olan Dali küçük yaşta çizim konusunda olağanüstü bir yetenek sergiler.
17 yaşında annesini kaybedince perişan olur üstüne babası baldızıyla evlenince bunu ihanet kabul eden Dali tam anlamıyla sanata sığınır.
1929 da önce sevgilisi, ilham perisi, sonra eşi olan Gala Eluard ile tanışır. Ondan daha yaşlı ve güçlü bir karaktere sahip olan Gala onun kaygılarını yönetir, kariyerini organize eder ve sosyal başarısını inşa eder tutkulu ve bazen fırtınalı olan ilişkileri ölüme kadar devam eder. Eşi Gala’yı kaybetmesi onu derinden etkiler içine kapanır ilaç bağımlısı olur. Parkinson hastalığı ve birkaç kaza nedeniyle zayıf düşer defalarca hastaneye kaldırılır ve 23 Ocak 1989 da 84 yaşında hayata veda eder.

Kariyeri
Madrid’deki San Fernando Kraliyet Güzel Akademisi’nde aldığı eğitim, onu empresyonizm ve kübizm gibi farklı sanat anlayışlarıyla tanıştırır. Akademide hem yeteneği hem eksantrikliği ile dikkat çeker. Uzun saçları ve gösterişli paltolarıyla- akademilerde dikkat çeken tarz- provakatif tavırlarıyla sıra dışıdır. Çeşitli sanat akımlarından etkilenir. Empresyonizm, kübizm, Fransız avangard deneyleri olur. Velazquez ve İngris gibi klasik ustalara ilgisi çoktur. Ancak asi tavrı ve öğretmenlerine duyduğu açık küçümseme okuldan atılmasına sebep olacaktır. Aynı yıl Paris’te rekabet etmek istediği Pablo Picasso ile tanışır. Hırsı iyice pekişir. Hızlı adımlarla yükselir ve gösterişe olan düşkünlüğü çevresini rahatsız eder. Paragözlükle suçlayan yakın arkadaşı ona ‘Açgözlü Dolar’ lakabını takar. Ün ve çatışmalar sürer. gravür serilerine el attıktan sonra tiyatral, dramatik ve fantastik hayal gücü için ideal bir zemin sunan Shakespeare eserlerinden bir oyunu veya bir temsil karakterini betimler. Hamlet, Macbeth, Kral Lear, gibi…



Günümüzde Shakespeare serisi, Dali’nin gravürcü olarak en önemli serilerinden biri olarak kabul edilir. Dali’nin evrensel edebiyatın büyük figürlerini kendi düşsel, erotik ve sembolik hayal gücünün süzgecinden geçirerek sahiplenir. Delilik, aşk, ölüm, illüzyonlar ve görünümlerle örülü Shakespeare evreni, Dali ile karakterlerin, dramların sürrealist uyumu ile mükemmel olarak uyar ve layık bir yorumcu ile buluşur.

Sanatçının en tanınmış eserlerinden ‘Belleğin Azmi, 1931’ eriyen saatleriyle zamanın göreceliğini ve algısal kırılganlığı simgeler. Narkissos’un ‘Metamorfozu, 1937’ mitolojik bir temayı çift imgeli kompozisyonla yorumlar. ‘Aziz Antonius’un Baştan Çıkışı, 1946’ dini simgeleri rüya benzeri bir atmosferde sunar.

Dalí, yalnızca tuval resmine odaklanmamış; heykel, sinema, fotoğraf ve sahne tasarımı gibi alanlarda da üretim gerçekleştirmiştir.
Dali, teknik ustalığı, teatral kişiliği ve sıra dışı imge dünyası sayesinde, hem sanat tarihinde hem de popüler kültürde unutulmaz bir figür olarak klasizm dünyasında kalır.

