Yeşilçam’ın çok önemli bir değerini daha kaybettik. Ama bu kez hiç beklenmedik bir trafik kazasında…

Engin Çağlar, ömrünü sinemaya adamış, başarılı bir oyuncu ve mimar ve de sağlıklı bir şekilde 85 yaşını ailesiyle mutlu yaşayan bir sanatçı. Geçtiğimiz günlerde gece karşıdan karşıya geçerken ‘tabakhaneye … yetiştirmeye çalışan’ gözü dönmüş motosikletlerden birinin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bu sürücü sadece ve sadece 21 yaşında. Kulağa ne kadar kötü geliyor, değil mi, hani pisipisine ölüm dediklerinden.

Sanatçıya Allah rahmet eylesin.

Son yıllarda şehir içinde bu ve bunun gibiler vızır vızır her yerden çıkıyordu ama maalesef bu yıl bu konu iyice ürkütücü bir hal aldı. Kaldırımdan çıkıyorlar, ters yoldan geliyorlar, insanın üzerine üzerine sürüyorlar. Bir deli akımın içinde canımızı kurtarmak adına yollarda slalom yapıyoruz . Piyango kime çıkarsa… Nedir bu acele nedir bu nefret?

Evden eve acele mal teslim hali kuryeler, serbest motosiklet sahipleri herkes ‘bas gaza’ Ona buna çarpa çarpa zamanında teslim helal yani kim ölürse ölsün! Bunlar kendi canlarını da hiçe sayıyor anlaşılır gibi değil!

Sadece bir yıl içinde 500 motor kazası olmuş memlekette.

Otomobille çarpışıyorlar, motosiklet motosikletle çarpışıyor, ineğe, tıra, durakta bekleyenlere çarpıyorlar, refüje çarpıyorlar, ambulansa çarpıyorlar, nehre uçuyorlar… Trajikomik bir gerilimin içinde akıl tutulmaları. Çok ama çok fena hallerdeyiz. Otomobiliyle motosikletliye çarpıp ölümüne neden olan sanık: Çarptığımı fark etmedim demiş. Bu daha da vahim. Ne yaptığımızın farkında bile değiliz artık. Çok geç tedbirlere uyanan büyüklerimiz kınıyor, ağlıyor, denetleme başlıyor; Yasaklar, para cezaları, şamar oğlanları nasibini alıyor.

Eee sonra?

Yine herkes bildiğini okuyor. Zemberek boşalmış. Beyinler yıllar içinde akmış gitmiş. İnsani çizgiler merhamet, saygı, sevgi kalmayınca hele de hırs ihtiras kapıya dayanınca ne ana ne baba ne insan tanınmıyor işte. Tam da bu kelime;

tabakhaneye … yetiştirmeye çalışan’ bir hasta toplum olduk.

Dünyanın sonunun geleceğini hepimizin bir gün mefta olacağımızı da biliyorduk ama, bu panik atak hangi ara kondu tepemize? Her şey jet hızıyla yaşanmak isteniyor. Ben mi eskidim yaa ‘acele ecele’ denmez miydi?

Böyle işte Engin Çağlar’ın ölümündeki can sıkıcı hale kafayı motosikletlere takmış bir zamanda- bu arada artık akşamları fosforlu giysilerle dolaşmak gerek- İstanbul’a tatil için gelen dört kişilik bir ailede ikinci günde iki çocuk ve annenin hayatını -büyük ihtimal gıda zehirlenmesi- kaybetmesi babanın yoğun akımda ecelle mücadelesi, arada yaşadığımız yüreklerimizin yandığı 20 şehit ve hemen akabinde yangın söndürme uçağının düşüp pilotun şehit olması haberlerinin hemen önüne geçti. Hit liste canına yandığım!

Artık ‘Kötü Haberler’ den geçilmiyor. Kadın cinayetleri mi… sayısını bile hatırlayamaz olduk. Yani kötü haberler kanıksandı.

Giriş gelişme sonuç ve günlerce kanallarda voooww nasıl oldu önce böyle olmuş sonra buraya geçilmiş bla bla açık oturumları… Herkes bir ahkam içinde bilse de bilmese de. Halk zaten muhabir elinde cep telefonu dışarlarda avel avel haber peşinde…

Şunu yiyin bunu alın spor yapın bilmece çözün Alzheimera iyi gelir. Eeee sonra… bir serseri kurşun parkta oynayan çocuğunu alsın götürsün… Onca yıl emek çaba bir dangalağın elinden!

Kahveden zehirlenen mi istersin, dondurmadan çıkan dışkıdan mı?

Size de gına geldi değil mi?

Nasıl düzeleceğiz ya da böyle iki ucunu bir araya getirmeye çalışıp ölenlere ah vah sonra bize gelmesin diye dua mı edeceğiz?

BU NASIL Bİ ŞEY ALLAHAŞKINA ANLAYAN VAR MI ?