Değişik bir deneyim;

Şifalı suları ve tedavi edici özellikleri ile Eskişehir bir kaplıca şehridir…

Ey su ak su berrak su

Ey dağların kırların

Ey yalçın kayaların

Gümüş saçlı yıldızı

Hangi diyardan geldin

Uzak mı geldiğin yer…

Sevgül

Ahhh

Anacığım felçli halde, artık gözleri bile görmez iken yatağında bu şarkıyı söylemekten hiç vaz geçmedi. Herkes duysun, fotokopi yapıp herkese dağıtacağım derdi. Onun bu arzusunu buradan yazarak çok daha büyük kitlelere duyurmakla içim biraz hafifliyor. Suya verilen önem, eskilerin, günümüzde kıymeti bilinmemekle beraber hala bizlere ulaşan mirasları…

Hamam Giriş

Su… Kimyasal formülü (H2O) ile dünya üzerinde bol miktarda bulunan ve biliyoruz ki tüm canlıların yaşaması için vazgeçilmezdir. En azından insan vücudunun yaklaşık % 50-70 inin, dünyamızın ise 2/3 nün su ile kaplı olduğunu düşünürsek suyun ne kadar önemli olduğunu hatırlarız. Evet su içten dıştan bize çok önem taşır. Susuz kalınca bedenimiz kurur. Ayrıca su temizliğin ve ruhu arındırmanın da bir yoludur.

Hamam Müzesi Ön Cephe

Efendim;

Eskişehir’in Bizans’tan beri sıcak suları ve hamamları ile bilinen bir şehir olduğunu bilen bilmeyenlere söylesin dermişim... Eskişehir, Kütahya-Afyon kırık fay hatlarının olduğu tektonik bir yapıya sahip olan şehirden çıkan sıcak sular, bu topraklarda yaşayan tüm kavimlere temizlik ve sağlık vermiş. Bizans döneminden beri gelen hamam kültürü Selçuklular, ardından Osmanlı ve Cumhuriyet ile devam etmiş. Eskişehir’in suyu da canım Türkiye’min birçok bereketli noktası gibi geçmişten bu yana şifalı olarak bilinmiş ve kullanılmış.

Hamam Müzesi

Erkek Hamamı

“Hamama giderken nefis ve nadide yemekler, kahveler ve şerbetler hazırlatırlar, bütün hamamı gülsuyu misk kokularına boğarlar. Bu tür hamam alemleri, çoğunlukla çalgılar, şakalarla devam eder, kukla oyunlarıyla sona erer. Ancak böyle günlerde hamam zenginler tarafından tamamen kiralanır ve diğer müşterilere kapatılır”

Guillaume- Antoine Olivier

Odunpazarı' nın eski evlerini çevreleyen daracık sokaklarında yürürken farkettiğim Eskişehir Hamam Müzesi’ ne hiç de girme arzusunda değildim. Hamam işte n’olacak hava güzel sokakları gezerim derken, bir içsel çekimle müzeye doğru bir adım attım. İyi ki de atmışım binlerce yıllık su ve temizlik ritüellerine uzanan bir zaman tüneline de böylece girmiş oldum. 22 Ekim 2022 de ziyarete açıldığını öğrendiğim bu yapı, Osmanlı’dan önce Roma ve antik dönemlerden bugüne kadar uzanan hamam kültürünü modern bir kurgu içinde sunmakta …
İçeriye adım attığınız anda gerçekten hamama girmiş gibi sizi mis gibi bir sabun kokusu karşılıyor. Müzenin atmosferine eşlik eden bu koku ve hamam taşlarının sessiz sesi, bir hamam ortamına davet ediyor. Tellak, natır, meydancı, hamam anası, şerbetçi, helvacı, külhancı gibi karakterler de balmumu heykelleri ve pano anlatımlarıyla tanıtılıyor. Sergi alanları arasında “Kadın Hamamı” ve “Erkek Hamamı” ritüelleri, “Antik Çağ’da Yıkanma Kültürü”, “Koku ve Sabun” gibi bölümler yer alıyor. Her alanda hamam tası, ibrik, buhurdan, nalın, peştamal gibi objeler o dönemin atmosferini canlandırıyor
. Müze hamam tası, ibrik, buhurdan, nalın gibi hamam malzemeleri ve peştamal, havlu, hamam bohçası tekstil ürünleri koleksiyonlarını da içinde barındırıyor.

Yani o kültürü yaşatmak, o kültür hakkında gelecek kuşaklara bilgi vermek için müzede tüm unsurlar sergilenmiş.

Halkımızın hamam kültürünü ve buna ilişkin tarihi ritüelleri gelecek kuşaklar a taşımak adına çok başarılı…
Müze, üç katlı kubbeli yapısıyla geleneksel Türk hamam mimarisini koruyor gerek mimari tasarımıyla gerekse yıkanma kültürünü geçmişten bugüne konu edilmesiyle Türkiye’de ilk ve tek. Yolunuz düşerse bu görsel şöleni mutlaka görün derim. Gerçi gezilecek çok müze var. Laf aramızda Eskişehir adeta bir müzeler şehri.

Şunu da unutmamak gerek;

“Hamama giren terler”

Bazı bilgier de vereyim bari;

Buhurdan; Arapça ‘Bahür’ kelimesinden gelen buhur Türkçede tütsü anlamında da kullanılmaktadır. Buhurdansa tütsünün yakıldığı metal ya da toprak kaba verilen isim.

Sabun; Temizliğin ve güzel kokunun vazgeçilmezi olan sabun tarihi çok eskilere dayanıyor. Üretimi MÖ 6. YYa kadar uzanan sabun özellikle Finike ve Roma dönemlerinde yaygınlaşmışve önemli bir ticaret malzemesi haline gelmiş.

Toplumsal yaşamla suyun buluştuğu, özünde temizlenmek, yıkanmak ve ruhun arınması olarak ortaya çıkan hamamlar; geçmişten günümüze bir araya gelme, gündelik telaşlardan uzaklaşma saflaşma ritüelleri ile günlük yaşamın vazgeçilmez ögelerinden biri haline gelmiştir. Bu koleksiyon Türk Hamam Kültürü’nün olmazsa olmazlarından oluşan kurnalardan akan şifalı suların doldurduğu taslardan, temizliğin baştacı sabunlardan ve onlarla buluşan kildencelerden, mekanı saran buhurdanlardan gülabdanlara kadar uzanan bir serüvene götürüyor.

Bu ritüellere gelin, damat, lohusa hamamını da ekleyince ne zengin bir kültürün izlerini taşımakta olduğumuzun farkına varıyoruz…

Aklıma ilk gelen de rahmetli Adile Naşit ile Ayşen Gruda’nın filmdeki hamam sahnesi tabii…