EBÛ EYYÛB EL- ENSÂRÎ!... ( 2 )

İbnü’l-Cevzî’nin Hâfız Ebû zür’a ed-Dimeşkî’den rivâyeti de Hirakliyus Hânedân’ından sonra İzoryon Hânedânı zamanında bu halin devam ettiğini te’yid eder. Buhârî Şârih’i Tarihci Aynî de şerhin birinci cildinde Kabri Şerif’in İstanbul sûru’na yakın bir yerde kendi zamanında hala ma’ruf olup ta’zim’e şâyeste görülmekte ve onunla yağmur talebinde bulunulmakta olduğunu söyliyor ki, asılsız olsa bunu söylemeyeceğine şüphe yoktur. Aynî’nin vefatı (855) senesinde ya’nî, Fetih’ten iki sene evvel olduğuna göre, İstanbul’un Fethine yakın zamanlara kadar Kabr-i Şeref’in yeri kaybolmamış demektir. Hulâsa, İlk tarih yazıldığı zamarlardan fetih vaktine kadar bütün tarihçiler bu kabr’in mevcud, muazzam ve muhterem olduğunu, habar verip duyuruyorlar. Bir buna bir de Bizans İmparatorluğu’nun geçirdiği değişikliklere bakılırsa insan işin içinden kolayca çıkamıyor. Rumlar bu Kabr-i Şerifi güzelce muhafaza etmeyi teahhüd ettiklerini ve bu teahhüdlerini sülâle’den sülâle’ye devr’ettiklerini-teahhüdün devamının sebeb ve hikmeti ma’lûm olmamakla beraber bir an için farz’etsek bile ara yşerde latinler gibi barbarlıklarıyla ma’ruf olanlar ve hıristiyan mukaddesatına bile hürmet etmesini bilmeyenler de hükümran olmuşlardır. Diğer taraftan da Fethe yakın zamanlarda Rumeli ve Anadolu cihetleri Türk’lerin elinde olup, o devirde Mısır’da yaşayan Aynî gibi bir tarihci’nin aslı yokken,” Bu kabir el-yevm mevcut’dur ve hürmete layık görülüp onunla yağmur talep olunur,” demesine ne ma’na vermeli?!..

Gerek yukarıdan beri, serd’edilen tarihî rivâyetler, gerek Akşemseddin Hazret’lerinin kabri keşfettiği hakkındaki meşhur, rivâyet hep sahîh ise, fethe yakın zamanlarda kabir münderis olmuş izi kaybolmuş demek lâzım gelecek ki, bu da, binası, kubbesi, zinciurleri, kandili asırlarca yerinde durduktan sonra tam müslümanların İstanbul’un her tarafını ist’lâ edip, feth’e yaklaştıkları devirde harab olmuş olduğunu ifade ederki, akla o kadar mülâyim gelmiyor. Herhalde tarihçilerimiz için derinden incelemeye sermaye olabilecek bir mevzu’olabilir.

TÜBBA’ VE KAVM-İ TÜBBA’ Kavm-i Tübba’Kur’ân-ı Kerim’de: “Bunlar mı daha hayırlı yoksa Tübba’Kavmiyle onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.” (Duhan/ 44/ 37) “Onlardan önce Nuh Kavmi, Res halkı ve Semd da yalanlamıştı “Âd ve Finavn ile Lût’un kardeşleri de (yalanladılar)” “Eyki halkkı ve Tübba’kavmi de bütün bunlar Peygamber’leri yalanladılar da tehdidim gerçekleşti.” (Kaf/50/ 12,13,14) (Semûd, Haz. Salih’in, Âd Haz. Hûd’un, Eyke, Haz. Şuayb’ın kavimleriydiler.)

Ebû Ubeyde, Tübba’ Yemen hükümdarlarına verilen bir unvan. Devirlerinde bütün insanlar onlara tabi olduğu için, bu unvan verilmişti. Tübba’ların Cahiliyye devrindeki yerleri, İslâm’daki Halife’lerin mevki’i’leriydi. Tübba’lar Arap hükümdarlarının büyükleriydi. Âişe Validemiz: “Tübba’ Allah’ın salih bir kuluydu,” buyurmuştu. Ke’ab ise, Allah, Tübba’ kavmini zemmetmiş ve fakat Tübba’ melik’ini zemmetmemiştir,” der. Kelebî ise,: - Tübba’, Ebû Kerib Es’ad’dır,” der. Sevgili Peygamber’imiz salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, : - Tübba’a sövmeyiniz, şüphesiz, o Müslüman olmuştu. Tübba Peygamber midir, değilmidir? Bilmiyorum,” buyurmuştu. (Tefsir-i Kebîr/ Cild/7/ Sahife/473)

Ba’zı kaynaklarda, Ebû Kerib’in Peygamber’imizin salla’llâhu aleyhi ve selem Efendimizin bi’setinden 700 yıl önce yaşadığı, gıyabında kendisine iman ettiği bildirilmektedir. (İbn-i Kuteybe/s/60) başka biri kısım rivâyetler’de ise, Zebûr’a inanan bir kişi olduğu ve Zebûr’da Hazreti Muhammed’in vasıflarına vakıf olduğu nakledielmektedir. (M. Hüseyin el-Ferah/2./ 6479 Medine Tarihine dair eserleriyle tanınan, Semhûdî de:- Ebû Eyyûb el- Ensârî’nin Medine’deki evi’nin ilk Tübba’tarafından Hazreti Peygamber için yaptırıldığını kayd’etmektedir. Bu rivâyete göre, hicretten 700 yıl önce Yesrib’e (Medine’ye) gelen, ilk Tübba’,- Muhtemelen, Yemen’de vuku’bulan Seylü’l-Arîm’den sonra) ileride burada, âhirzaman Peygamber’inin buraya geleceğinin kendisine haber verilmesi üzerine burada Medine’nin, gizli rüzgarlarla havasının en temiz olduğu bu yerde bu eviu yaptırır, ve teşif’lerinde kendisine arz’edilmek üzere bir de mektup yazar. Bu mektup da kendisine iman ettiğini, Kıyâmet gününde kendisine şefaatçı olmasını talep eder. Nesilden nesle intikal eden bu mektup, Hicreti Nebeviyye’de Peygamber’imizin bineği Kasva serbest bırakılınca, doğruca bu evin önünde durur, bağıra bağıra burada çöker. Ebû Eyyûb, Aziz Misafiri’ne 700 yıllık bu mektubu arz’eder. Mektup, Resûlu’llâh’a okununca, Resûl’llâh,” Merhaba Ey Salih Kardeş! Diye onu selâmlar. (Semhûdî/ Sahife/ 340,342,354)…