SAKÎFE-İ BENÎ SÂİDE!...

Sakîfe-i BenÎ sâide, Ensâr’dan Hazreç Kabilesi’nin ikâmetgah’ı olan bir sofa’dır. Resûl-i Ekrem, ara sıra bu oda’ya teşrif buyurduğu ve Ebû Bekr radiya’llâhu anh’e burada bî’at olunduğu için Sakîfe-i Senî Sâİde, İslâm tarihinde ma’rûf mahaller arasındadır. (Sâide),İbn-i Kâ’b İbn-i Hazrec’dir. Hazrecî’lerin ikâmetgahı olarak müşârün ileyh tarafından te’sis edilmiş olacaktır. Hazrecî’ler hicretten evvel müslüman oldukları ve dîn-i MübîN-İ İslâm’a pekçok faydaları bulunduğu için Resûl-i Ekrem bu Sakîfe’ye ( sofa’ya- avluya), teşrif buyurup, Hazrecî’leri taltif ederdi. Sakîfe, Sofa demektir, Sabat da denilirki, iki evin arasına umûmî bir yol üstüne yapılan tavandan ibaret olup, altından yol geçer olacaktır. Resûl-i Ekrem Efendimizin bu oda’ya gelmiş, Ashab-ı Kirâm ile oturmuş olmaları, Sakîfe ittihaz etmek ve umuma aid bu mahalde oturmanın câiz olduğuna işaret etmektedir.Sonra, Buhârî, bütün bu iddiaları te’yid için, muttasıl sened’le İbn-i Abbas vasıtasıyla Hazreti Ömer radiya’llâhu anh’den şu haberi tahriç etmiştir.( çıkartmıştır). Hazreti Ömer buyuruyorki,:- Allâhu Teâlâ Nebiyy-i Zî-şân salla’llâhu aleyhi ve sellem’in irtihalini irade buyurduğu zaman, Ensâr Sakîfe-i Benî Sâİde’ de toplanmışlardı. Bunu ben işidince Ebû Bekr’e, ( Ebû Ubeyde’yi kasd’ederek) :- Bizimle ( Ensâr kardeşlerimizin yanına) gitseniz, dedim. Üçümüz, Benî Sâide Sakîfesi’ne gittik. Bu haber de cevaz ifade eder, böyle Sakîf ittihazı caiz olmasaydı, Resûl-i Ekrem Benî Sâide Sakîfi’ne tekerrüren gitmez ve orada oturmazdı ve Halife İntihab(seçimi) ve bî’at gibi müslümanların en mühim bir işi orada görülmezdi…

Şâhinşâh-i Kevneyn Efendimiz bu dünya’dan âlem-i Bekâ’ya irtihal buyunrduklarında ilk önce Ashab-ı Kirâm arasında ihtilâf mevzu’u olan mes’ele, Halife seçimi keyfiyyetiydi. Resûl-i Ekrem’im irtihali başta Hazreti Ömer olduğu halde herkesi şaşırtmıştı. Şaşırmayan ve derîn te’essürlerine galebe çalan birisi vardı; Ebû Bekir. O büyük adam, Buhârî’nin Âişe radiya>’llâhu anhâ’dan rivâyet ettiği veçhile İrtihal-i Peygamberî’yi( Sünh) daki evinde işitince, hemen atına binip geldi. Mescide girdi ve kimseye bir şey söylemeden Hazreti Âişe’nin hücresine dâhil oldu. Resûl-i Ekrem’in firaşine( yatağına) doğru ilerledi. Mübârek yüzündeki bürdeyi örtüyü) açtı, Kemâl-i İhtiram ile eğildi, huzu’ ve huşu’ ile eğildi alnını öptü, gözlerinden yaşlar akmaya başladı, ve:- yâ Nebiyyallâh, babam, anam sana feda olsun! Allah senin üzerinde iki ölüm cem etmeyecektir. Her insan için mukadder olan ölümü tatmış bulunuyorsun. Aziz Peygamber’im bundan sonra sana ebedî surette ölüm isabet etmeyecektir,! Dedi ve Resûl-i Ekrem’in yanından ayrıldı. Mescid-i Nebî’de heyecan içinde ne yapacağını şaşıran Ashabın meşhur hitabesiyle heyecanlarını teskin etti, herkese derin bir teseli verdi. Ve bu mühim işi gördükten sonra Resûl-i Ekrem’im teçhiz ve tekfiniyle meşgul olmak üzere, Hazreti Ömer’i alıp, hane-i Saâdete girdi. Resûl-i Ekrem’in en yakın akrabasıyla birlikte Resûl-i Ekrem’e yapılacak bu son vazife ile meşgul bulundukları sırada haliyle meşgul bulunduğumuz hadısi şerifte bildirilen haberi işittiler: Ensâr’ın Benî Sâide Sakîfe’sinde halife seçimi için toplandıkları…

Haberi getiren Haz. Ömer’i çağırmış, Ensâr’ın ve bi’lhassa Hazrec Kabilesinin( Sa’d bin Ubâde)’ye bî’at etmek üzere müzâkere halinde olduklarını ve müslümanlar arasında kanlı bir tefrika çıkması muhtemel bulunduğunu söylemişti. Bunun üzerine Haz. Ömer Ebû Bekr’e:- Haydi şu Ensâr kardeşlerin yanına gidelim, dedim. Birlikte gittik, diyor. Kendilerine Ebû Ubeyde de refakat etmişti. Bunların Benî Sâide Sofasına varmaları İslâm birliğini, vuku’u kuvvtle muhtemel bir tefrikadan kurtardı. Orada da Hazreti Ebû Bekir, yüksek bir hitabeden sonra Hazreti Ömer ile Ebû Ubeyde’nin adaylığını teklif etmişti. Hazreti Ömer ise:- İçinde Ebû Bekr gibi zât-ı âlî kadr ( şerifi yüksek) birisi bulunan bir cemaate riyâset edemeyeceğin bildirerek ve Hazreti Ebû Bekr’e :- Elini uzat, sana bî’at ediyorum, diyerek Hazreti Ebû Bekr’in elini tutup, bî’at etmiş, bunu Ebû Ubeyde’nin, Osman’ın, Abdurrahman İsn-i Avf’ın bî’at’ları ta’kip etmiş, bunları da Ensâr da dâhil olmak üzere, oradake Ashab’ın bî’atları ta’kip ederek bu çok mühim ihtilâf çok iyi bir surette nihâyete ermiştir. Hazreti Peygamber’in teçhiz ve tekfiniyle meşgul bulunan Hazreti Alî ile, Hâşimî’ler de bir müddet sonra bî’at etmişlerdir. Bu bî’ate muhalif kalan yalnız,( Sa(d İbn-i Ubâde) olmuştur. Hulâsa’da bildirildiği üzere, bu kişi Mediene’den çıkmış, Şam mülhakatından Havrân’a gitmiş ve Hicretin 14. Veyahut 16. Senesinde orada vefat etmiştir.

Sa’d İbn-i Ubâde’nin bu çok yanlış hareketiyle birlikte İslâm için sebkat eden hizmetleri de pek çok büyüktür:Evvela Akabe bî’atinde bulunmuş seçilmiş delegelerdendir, SÂNİYEN, Bedir’den i’tibaren, bütün gazâ’larda bulunmuş ve Ensar’ın alemdarlığı vazifesini ifa etmiştir. Hazrecî’lerin seyyidi idi, Yüzmek ok atmak gibi sporculuğu meşhur idi. Böyle pekçok beşerî faziletleri üzerinde topladığı için, ( Kâmil) unvanıyla meşhur idi…