ADNAN KAHVECİ!...
Merhum, Adnan Kahveci, 20 Şubat 1949 tarihinde Trabzon, Köprübaşı, Başköy’de dünyaya geldi. İlk tahsilini burada aldı. Türk Mülkiye tarihinin efsânevî, Veli’i, Merhum, Recep Yazıcıoğlu’nun çocukluk ve ilkmektep’de sınıf arkadaşıydı. Aile’den çok iyi dînî ve ahlâkî eğitim almıştı. Türkiye’nin en i’tibarlı, Ortaöğretim ve Yükseköğretim kurumlarıdan me’zun olmuştu. Kabataş Erkek Lisesini, Tıpkı, Merhum, Turgut Özal gibi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik ve Eletronik Fakültesinden me’zun olduktan sonra, kariyer için, A.B.D.’nin en i’tibarlı, üniversitelerinden birisinde iken, Merhum, Turgut Özal tarafından 1983 yılında kuracağı, Anavatan Partisi’nin kuruluşuna katkı vermesi ve kurucular arasında bulunması için, da’vet edildi ve Türkiye’ye döndü. Kuruluşundan i’tibaren, Parti’de Merhum, Turgut Özal’ın en yakın çalışma arkadaşlarından birisiydi. 14 Aralık 1987-1991 tarihlerinde iki dönem, 18 ‘inci ve 19’uncu, dönemlerde, İstanbul Milletvekili olarak seçildi. Bu müddette, Devlet Plânlama Teşkilatı (D.B.T) ve Hazine’den sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Merhum, Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden sonra, Başbakanlık vazifesine getirilen, Yıldırım Akbulut tarafından, tarafından Maliye ve Gümrük Bakanı olarak ta’yin edilmişti. 29 Mart 1990- 20 Kasım 1991 tarihleri arasında, Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz tarafından kurulan hükûmet’lerde, Maliye ve Gümrük Bakanı olarak vazife yapmıştı…
Merhum, Adnan Kahveci, Milletvekili ve Bakanlık yaptığı devirlerde, eğer, yurtdışında değil ve Ankara’da da ehemmiyetli bir toplantısı yok ise, hafta sonlarını mutlaka, İstanbul’da, Seçim Bölgesinde geçirirdi. Seçim Bölgesi, İstanbul’un Anadolu Yakası, Kartal, Pendik ve Tuzla… Yakacık, Dolayoba ve Tuzla’ya bağlı nispeten kırsal bölgeler..
Cum’a akşamları mesâi bitimi, Saat 21’de İstanbul’a hareket eden trene biner Cumartesi Sabahı 7,30 gibi İstanbul’da olurdu. Neredeyse hurdaya dönmüş Valiz cibiyle, Seçim Bölgesini sokak sokak dolaşır, nerede bir hasta, yaşlı, dul ve yetim ihtiyaç sahibi varsa, kapılarını çalar, bütün ihtiyaçlarını giderir, dertlerine deva olurdu.
Merhum, Adnan Kahveci, T.B.M.M.’sinde Milletvekillerinin maaşlarına zam yapılmasına, Partisi’ne rağmen karşı çıkmış, red reyi vermiş, maaşının artırılan kısmını Hazine’ye iade etmişti.
Bir tesâdüf veya tevâfuk, Gazete İmtiyaz Sahibi ve Neşriyat Gurubumuzun umum müdürü olduğum için, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık protokol listelerinde olduğum için, sık sık, Ankara’ya gitmek mecburiyetindeydim. T.H.Y. (Türk Hava Yollarıyla) barter anlaşmamız vardı, ilân ve reklâm karşılığı ücretsiz, bilet alma hakkımız olduğu halde, Ankara’ya trenle gidi-dönmeyi tercih ederdim. Tren yolculuğu, yataklı veya kuşetli, yoğun geçen, yorucu günden sonra dinlendiriyordu. Yine bir gün Ankara’ya gitmek üzere, Haydarpaşa’dan saat 21,00’ da hareket edecek tren’e bindim, kuşetli vagonda harekat saatini bekliyorum. Biraz dalgın bir vazi’yette, belki de yolculuğa çıktığımda, hareketten önce i’tiyad edindiğim, en az, yedi def’a olmak üzere, âyete’l-Kürsî okuyordum, yanıb aşımdaki koltuğa, “Hayırlı Yolcuklar,” diyen birisi oturdu. Bir an için dikkatimi topladım, bir de ne göreyim, yanı başıma oturan Zât, Maliye ve Gümrük Bakanı, Adnan Kahveci…
Hayrola! Sayın Bakan, Uçak, Makam arabası.. Niye tren? “Ben İstanbul’a, devlet işi için değil, seçim bölgemdeki seçmenlerimle görüşmek için geliyorum. Uçak pahalı, husûsî otomobil çok masraflı, benim bütçeme en uygun olanı tren, hem de haftanın, günlerin yorgunluğunu tren’de istirahat ederek geçiriyorum,” dedi. Tren Ankara garı’na ulaşıncaya kadar sohbeti ettik. Elimizde valiz’lerimiz, trenden indik, Ankara Gar’ında, Makam Şöförü’nün, Makam aracıyla kendisini karşılayacağını bekliyordum. Bana dedi ki ,Mustafa Bey, sen buradan, Bakanlığa kadar yürüyerek gideceğim, eğer bana refakat edersen, giderken, sıcak Ankara simidi alırız, Ahmed Ağabey çayı demlemiştir, - Ahmed Ağabey, dediği, Bakanlık’taki hademe… Ankara Bürokrasisinde, hademeler “Bey,” diye hitap edilmez. “Efendi,” diye hitap edilir. Adnan Kahveci’nin nezaketi, hademe’ye yüzüne karşı da gıyabında da “Ağabey,” diyor. Ulus’taki eski Maliye Bakanlığı binasına kadar yürüdük. Yol boyunca Esnaf’a selam veriyor, hal-hatır soruyor, dertlerini dinliyor. Bir simitçi fırınından sıcak simitler aldı, parasını almak istemediler, ısrar etti, eğer ücretini almaz iseniz, “Bir daha fırınızın önünden bile geçmem”, dedi. Bakanlığa ulaştığımızda, gerçekten Ahmed Ağabey çayı demlemişti. Çay-simit mükellef bir kahvaltı’dan sonra. “Haydi bakalım, sen işine, ben işime”, dedi ve veda edip ayrıldık…