Kendimize de bir “artı” koyabilir miyiz?
“Hayatı Eksiltmeden Çoğaltmak” ve ”Eleştiriden Katkıya” isimli İlk iki yazımızda Plussing'in fikirleri ve insan ilişkilerini nasıl geliştirebileceğinden söz ettik.
Fakat konunun belki de en önemli tarafını sona bıraktık.
İnsan başkalarına uyguladığı bu yaklaşımı kendisine de uygulayabilir mi?
Bence asıl dönüşüm burada başlıyor.
Çünkü çoğu insan başkalarına söylemeyeceği kadar ağır sözleri kendisine söylemekte hiç zorlanmıyor.
“Yine başaramadım.”, “Ben zaten beceremiyorum.”, “Benden bir şey olmaz.”, “Çok geç kaldım.”, “Artık değişemem.”
Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Belki de hayatımızın en sert eleştirmeni çoğu zaman başkaları değil, kendi içimizdeki sestir.

Kendimize Bir “Artı” Vermeyi Öğrenmek
Plussing'i kendimize uyguladığımızda hayatın gerçeklerini inkâr etmeyiz. Başarısızsak “başarılıyım” demeyiz. Hatalıysak “hata yapmadım” demeyiz. Eksiklerimizi görmezden gelmeyiz. Sadece eksikliğin üzerine yeni bir düşünce koyarız.
“Bu kez olmadı ve bir sonraki denemede neyi değiştireceğimi artık biliyorum.”
“İstediğim noktada değilim ve bugün oraya ulaşmak için bir adım atabilirim.”
“Geç kaldım ve bundan sonraki zamanı daha verimli kullanabilirim.”
Bu küçük “ve” kelimesi, insanın zihnindeki kapıyı kapatmak yerine açık bırakır.
Çünkü hayat, tek bir başarısızlıktan ibaret değildir. Bir yanlış karar, bütün hayatın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Birkaç kötü gün, kötü bir hayat demek değildir. Bir kayıp, bütün geleceğin kaybedildiği anlamına gelmez. Her zaman üzerine koyabileceğimiz bir şey vardır.
Hayatı Eksilterek mi Yaşıyoruz?
Bazen insan farkında olmadan çevresindeki insanların hayatından bir şeyler eksiltir.
Bir çocuğun cesaretini… Bir eşin huzurunu… Bir çalışanın motivasyonunu… Bir arkadaşın heyecanını… Bir insanın kendisine olan güvenini…
Bunu çoğu zaman kötü niyetle yapmayız. Sadece kullandığımız kelimelerin gücünün farkında değilizdir.
“Sen yapamazsın.”, “Bununla mı uğraşıyorsun?”, “Boşuna uğraşma.”, “Bundan bir şey çıkmaz.”
Belki o cümle bizim için birkaç saniyelik bir konuşmadır. Ama karşımızdaki insan için yıllarca taşınabilecek bir yük olabilir.
Bu yüzden Plussing'i yalnızca bir iletişim yöntemi olarak değil, insan hayatına karşı sorumluluk bilinci olarak da görmek gerekir.
Çünkü sözlerimiz insanlarda iz bırakır. Önemli olan, nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Her Gün Bir “Artı”
Plussing hayatımıza büyük bir teori olarak değil, küçük alışkanlıklar olarak girebilir.
Bugün bir insanın fikrini dinleyin ve hemen reddetmeyin.
Bir çocuğun hatasını yüzüne vurmak yerine gelişebileceği alanı gösterin.
Bir çalışanın eksikliğini söylerken güçlü tarafını da görün.
Eşinizle konuşurken suçlamak yerine çözüm önerin.
Bir arkadaşınızın hayalini küçümsemek yerine ona yeni bir pencere açın.
Ve günün sonunda kendinize şu soruyu sorun:
“Bugün bir insanın hayatına ne kattım?”
Belki bir tebessüm. Belki bir fikir. Belki bir cesaret. Belki bir fırsat. Belki sadece “Sen bunu yapabilirsin.” cümlesi…
Bazen bir insanın hayatında büyük değişiklikler yapmak için büyük şeyler yapmamız gerekmez. Bir “artı” yeter.
Sözün Sonu:
Plussing bana göre yalnızca Walt Disney'den Pixar'a uzanan yaratıcı bir çalışma tekniği değildir. Daha geniş bir anlamda ele alındığında, insanın hayata ve insana bakış biçimidir.
Bize şunu söyler:
Yıkma, geliştir. Reddetme, üzerine koy. Suçlama, çözüm ara. Eksik arama, katkı sun. İnsanı değil, problemi eleştir.
Ve belki de en önemlisi:
Hayatı eksiltme, çoğalt.
Çünkü insanın değeri yalnızca kendi hayatında başardıklarıyla ölçülmez. Başkalarının hayatına ne kattığı da onun hikâyesinin bir parçasıdır. Bir toplantıdan çıktığınızda insanlar sizin hakkınızda ne hissediyor? Bir çocuk sizinle konuştuktan sonra kendine daha mı çok inanıyor? Eşiniz sizinle konuştuğunda kendisini daha mı değerli hissediyor? Çalışanınız sizinle görüştükten sonra daha mı güçlü hissediyor? Arkadaşınız sizin yanınızdan ayrıldığında hayallerine biraz daha mı yaklaşıyor? Ve siz, günün sonunda aynaya baktığınızda kendinize ne söylüyorsunuz? Belki de bütün mesele burada.
Hayata ne kattığımızda.
Çünkü bazı insanlar gittikleri yerde iz bırakır. Bazıları ise gittikleri yeri daha güzel bırakır.
Plussing bize ikinci yolu hatırlatıyor: Bulduğundan daha iyisini bırak.
Bir fikri daha iyi, bir ilişkiyi daha güçlü, bir insanı daha umutlu, bir günü daha anlamlı, bir hayatı daha değerli bırak.
Çünkü hayat, eksilterek değil; üzerine koyarak güzelleşir.
Ve bazen bütün bir dönüşüm, yalnızca tek bir kelimeyle başlar: Ve…