Kâinat okuldur. Çocuk ise talebe / öğrenci. Çocuk okula; okumayı öğrenmek için gider. Okumayı söktükten sonra ise, asıl okumaya geçmek gerekiyor. Asıl okumak; okuldan sonra, okulda okumayı öğrendikten sonra başlıyor. Nitekim, çocuk kendine geldikçe, kendini kuşatan etrafını gördükçe; boşuna bakmış sayılmaz. Çünkü artık, gördüklerine akıl erdirmek için bakar. Mahiyet ve içeriklerine nüfuz etmek, onların ne olduklarını ve niçin yaratıldıklarını anlamak için bakar. Büyüdükçe bakmaktan çok görmeye başlar. Bundan böyle kuru bir bakış sahibi olmaktan çıkar. Her şeyin içyüzüne vakıf olmak, olabilmek için bakar ve görmeye başlar. Yavaş yavaş Basar sahibi olmaktan geçer, Basîret ehli olur. Zahirden bâtına / içe geçer. Maddede takılıp kalmaz. Mânâsına yönelir. Gittikçe maddenin; mânânın taşa toprağa bürünerek karşımıza Tabiat olarak çıktığını farkeder. Bakmaktan bakışa geçerek; asıl olanın madde değil, mânâ olduğunu fehmeder.

x

Acaba gözümüz, kulağımız, kolumuz, bacağımız ve bu gibi organlarımız; bedenimizin başka nerelerine konulsaydı; vücudumuz daha güzel olurdu? Ben koyacak başka bir yer bulamadım! Ya siz? Demek ki, hepsi; herşeyi ihatalı / kuşatıcı bir şekilde bilen Biri tarafından tespit edilmiş olup, tabiatta, asla bir rastgelelik ve tesadüfen yer alış yok. Zaten olamaz! Aksi takdirde var oluş ve nizamlı bulunuşta şahit olduğumuz; âzâ ve organların birbirine, hem hâkim hem de mahkûm bir duruşları olmayacak! Hayat karşımıza bu kadar tam ve mükemmel bir şekilde çıkamayacaktı!

x

Kur’an’ı harekeli olduğu için yüzünden okumak; herkesin öğrenmesi mümkün olan bir husus. Arapça Sarf ve Nahvi, yani Arapça grameri / dilbilgisini bilmeden de, Kur’an-ı Kerîm’i yüzünden okumayı öğrenmek herkes için gayet kolay bir husus. Kur’an okunmasını öğreten bir kitapçığı okuyarak herkes bunu başarabilir. Tabii ki, Kur’an’ı anlayarak okumak en güzel şey. Fakat “Mânasını bilmeyen okumasın!” diyenler yanlış söylüyorlar. Elbette mânâsını bilerek okumak, nur alâ nur. Fakat mânâsını bilmiyorum diyerek, okumaktan geri kalmamalı. Meşhur bir ressamın yaptığı bir tabloyu zevkle seyretmek için, Ressam olmak şart değil. Güzel bir müzik parçasını dinlemekten haz almak da böyle bir şey. Yani Müzisyen olmayı gerektirmez. Keza bir maçı seyretmek de Futbolcu olmayı zorunlu kılmaz. Tıpkı otobüse binmek için Şoför, gemiye binmemiz için Kaptan, şiiri sevmemiz için Şâir olmamız gerekmediği gibi. Kaldı ki, Kur’an’ın; kendimizi vererek dinlediğimiz takdirde; gönle, kalbe ve ruha hitap eden mânevî tarafları da var. Kur’an’ın mânâsı için ise, Türkçemizde çok güzel meal ve tefsirler var. Bunlardan istediğimiz birini alıp okuyabiliriz.

x

Ünsiyet, ülfet ve alışkanlık; gözü kör, kulağı sağır anlayışı kıt eder. Düşünceyi dumura uğratır. Varlık içinde yüzen insanı, boğulur vaziyette hissettirebilir.

x

Putlara tapan insanlar akılsız değiller. Öyleyse, akılları bu duruma niçin engel olmuyor? İnsanlarda akıl olduğu halde, Yüce Allah zaman zaman kutsal kitaplar, onları açıklayıcı peygamberler ve her asırda onların mesajlarını, o günün şartlarında nasıl anlaşılması gerektiğini anlatan âlimler de göndermiş. Demek ki sadece akıllı olmak yetmiyor! Aklın; akıl olması da gerekiyor. İnsan alış veriş için teraziyi, kumaşı ölçmek için metreyi kullanıyor. Dükkanında terazi bulundurmayan dükkancı satış yapamaz. Elinde metre olmayan kumaşçı da kumaş satamaz. Çünkü kimseyi memnun edemez. İşte akıl da bir terazidir. Terazi üretmez ama tartar. Akıl da bir terazi olduğuna göre, akıl sahipleri tartı ve ölçüyü sağlayacak ölçekler edinmek zorundadır. Akıl terazisinde kullanılacak ölçekler ise, âyet ve hadislerdir. Âlim ve Kadılar; hakkı bulup göstermek için akıl terazilerinde bunları ölçek olarak almak mecburiyetindedirler.

İşte bunun içindir ki: Beşerde nübüvvet zaruridir. İnsanların doğru yolda olmaları için, peygamberlerin gönderilmeleri ve insanlara Hakk Yolu bildirmeleri bir ihtiyaçtır. İşte insan akıl terazisinde bu Hakk ölçeklerini kullanarak gerçekleri İlahî tartılara tabi tutarak, insanlara hakkı / doğru yolu göstermek imkânını elde ederler. İşte akıl, akıl olacak derken, bunları kastediyoruz.