Reform, papalığın Hristiyanlığı paganlaştırmasına ve keyfine göre istismarına karşı Alman kiliselerinin isyanıyla siyasi literatüre girmiştir. İngiliz ajan Hampher’in “İslam’ı Nasıl Yok Edelim?” sorusuna karşı dinde reform gündeme gelmiştir. Öyle ki misyonerlerin yerine günümüzde bazı İlahiyatçıların bir kısmı dinde reformcu kesilmiştir. Neticede okullarda dini ağırlıklı ders alanların yüzde altmışı deist-ateist olmuştur.
Hemen her yeni bakanın müfredatta, sınav sisteminde, tatil günlerinde dahi reform olarak sunduğu değişiklikleri gündeme gelmiştir. Bir usul yerleşmeden, fayda-zarar analizi yapılmadan, kadroların, öğrencilerin, velilerin fikri alınmadan, dünyadaki uygulamalar dikkate alınmadan bir sabah yeni bir sisteme geçilmiş, reform yorgunluğu baş göstermiştir.
Gerek ilk-orta-lise düzeyinde gerekse yüksek eğitimde birçok sorunlar vardır. Bunların bir kısmı değişen şartlarla ortaya çıktığı halde önemli bir kısmı sistemdeki çarpıklıkların sonucudur. Bununla beraber sistemi kökten düzeltecek reform niteliğindeki değişikliklerin daha fazla çarpıklıklar içerdiği, tecrübe ve bilimin dikkate alınmadığı sıklıkla yaşanmaktadır.
İlk-orta öğretimde, kadroların niteliksizliği söz konusu ise sebep başta eğitim fakülteleri olmak üzere öğretmen yetiştiren kurumlardadır. Ücretli, sözleşmeli ve kadrolu öğretmenlerin ekonomik durumu, yıllardır sefalet ücretiyle ders verenler, evlenmek için kadroyu bekleyenler yanında kadroluların da ekonomik sorunları ayrı bir konudur. Ancak temel fonksiyonu öğretmen yetiştirmek olan fakültelerdeki müfredatı güncellemek yerine idari ve mali işlerle görevli bakanlığa bağlı eğitim akademisi, muhtemelen bir sonraki bakan tarafından lağvedilecek veya keyfi kadrolaşama araçlarından biri haline getirilecektir. Akademik, bilimsel, yenilikçilik bakımından anlamsız ve tartışmalı bu girişim, sadece öğretmenler arasında değil üniversitelerde de tartışmaya sebep olmuştur. Mali külfeti ise vergisini ödeyen vatandaş, kadrosuzluktan ataması yapılmayan öğretmen, yeterli imkanı olmadığından araştırma yapamayan akademisyen üzerinde kalacaktır.
Kadro, mali işler, müfredat, kurumlaşmalar dahil günümüzde bütün kamu birimleri netice itibariyle tek merkezden yönetilmektedir. Yüzbinlerce üniversite mezunu atama beklerken eğitim bütçesine getirilen yeni bir yük, gerçek ihtiyaç alanlarından aktarılmaktadır. Ön lisanstan doktoraya hangi dersler, uygulamalar eksik de bunları eğitim akademisi telafi edecek? Eğitim fakülteleri kadrolarının bütün aşamalarda cahil kaldığı, fakat sayın bakanın gerekli gördüğü dersler, sınavlar, uygulamaların üniversite programlarına eklenmesi için hangi girişimlerde bulunuldu? YÖK ve MEB ayrı gezegenlerde mi yaşamaktadırlar? 1.180.000 kişilik öğretmen topluluğunun ne kadarı eğitim akademisi ile müşerref olabilecektir? Akademiye kabul edilen öğretmenlerin taşradaki aileleri ne olacaktır? Eğitim ordusu içinde çeşitli alanlarda lisansüstü eğitim almış olanlar bulunup bundan sonra da bilimsel kıstaslara göre üniversitelerdeki akademik kadrolar desteği ile daha fazla bilimsel/yenilikçi/gelişmeci faaliyetler teşvik edilebilir.
MEB üst kademe görevlileri dahi bu girişim konusunda yutkunmakta, sadece hizmet içi eğitim diyebilmektedirler. Hizmet içi eğitim bütün kurumlarda vardır. İlçe, il, ulusal bazda eğitim ordusu için de gereklidir. Dijital çağda bunun oldukça başarılı yöntemleri bulunmaktadır. Gerektiğinde fiziki olarak da hizme içi eğitim verilebilir. Ancak üniversitelerden akademisyen transferiyle onların üzerinde bir kurum oluşturma, bilimsel araştırma ve akademik faaliyeti hiç anlamamak demektir.
Harp akademileri veya polis akademisi, mesleğin gerektirdiği güvenlik, ekipman, fiziki ve psikolojik unsurların da dikkate alındığı kurumlardır. Bunları örnek alarak her bakanlığın kendi bünyesinde bir akademi kurmaya kalkışması, sabah kalktığında her bakanın kendisini kimsenin farketmediği bilim dehası olarak görmesinin maliyeti sadece bütçeye değil aynı zamanda kurumsal ve toplumsal moral ve huzura tehdittir. Üniversitelerden akademiye geçeceklerin maaşları iki katına çıkarken geçemeyenlerin moral bozukluğu şimdiden başlamıştır. Aynı kamu bütçesine bağlı kamu kuruluşlarında, benzer ders verenlerin bir kısmı hangi vasfından dolayı iki kat maaş alacaktır?
MEB, eğitim fakültelerindeki müfredatın yetersizliğinden dolayı kendisine bağlı akademi kurarken YÖK ise dört yıllık eğitimi üç yıla indirme çalışmalarına başlamıştır. Eğitim süresi sekiz dönem olacak, fakat ders dönemi 16 haftadan 12 haftaya inecek. Halbuki MEB üniversite eğitiminin yetersiz kaldığı iddiasıyla kendi bünyesine ballı masala akademik kadro transferini başlatmıştır. Hiçbir bilimsel, akademik gerekçesi olmayan Diyanet Akademisi, Adalet Akademisi uygulamalarını MEB de örnek aldığına göre yakında Tarmı Bakanlığına bağlı Ziraat Akademisi, Çevre ve Şehircilik için İnşaat Akademisi, İçişleri Bakanlığı için Kamu veya Belediye Akademisi, hatta Sağlık Akademisi fikirlerinin parladığı görülebilir.
1970’lerde orta öğretimde birçok alanda kadrolar boş kaldığından üniversiteler aracılığıyla geçici olarak hızlandırılmış eğitimle öğretmen ihtiyacı karşılanmıştı. O dönemde eğitim alarak öğretmenlikte saçlarını ağartmış oldukça başarılı eğitmenler bulunmaktadır. Ancak günümüzde sadece eğitim fakültelerinde değil, mühendislikte, hukukta, idari ve iktisadi bilimlerde, eczacılıkta… ihtiyacın çok üzerinde mezunlar bulunmakta olup diplomalı işsizler ordusu hızla büyümektedir. Bunların bir kısmı üstün nitelik sahibi olup, birçoğu lisansüstü eğitim almışlardır. Ancak önemli bir kısmı dört yıllık üniversite diploması sahibi olduğu halde alanıyla alakalı gerekli vasıflardan yoksundur.
Sorun dört yıllık üniversite mezunu işsizler ordusudur. Herkesin bildiği bu soruna karşın üniversite koridorlarında, akademik toplantılarda hocalar, lisans eğitimini hızlandırarak üç yıla indirmenin hangi mantık, matematik, aritmetik kuralının sonucu olduğunu çözmeye çalışmaktadırlar. 8 dönemi yaz okuluyla üç yıla sığdırarak erken mezun olmayı tercih edenler için yasal zemin oluşturulabilir. Ekonomik ve toplumsal şartlar yanında akademsiyenlerin ve öğrencilerin başarısı açısından böyle bir uygulama birçok sorunu beraberinde getirecektir. Muhtemelen bir sonraki başkan/bakan değişimiyle bu reform çöpe atılırken halka maliyeti ağır olacaktır.
Bölgemize bombalar yağarken ülkemizin gerçek eğitim sorunlarını dikkate almadan yeni sorunlara kapı açılması görmezden gelinemez. Çeşitli kaygılarla yanlışları sadece fısıldamak da akademik kişiliğe aykırıdır. Barış ve huzurun tesisi, toplumsal moralin muhafazasıyla birlikte objektif, bilimsel yöntemler ışığında eğitimden, üretimden, adaletten geçmektedir.