Geçtiğimiz gün parkta bir anneyle tanıştım. Kızıyla birlikte Erişilebilir Doğa Derneği’nin bir etkinliğine katılmıştı. Sohbet ederken yanımıza başka anneler ve özel gençler de geldi. Konuşmalar ilerledikçe hepimizin ortak derdi bir bir döküldü ortaya.

“Nasıl geldiğimizi bilemezsiniz,” dedi bir anne. “Kızım yürüyor ama istemediğinde yürümeyip oturuyor. Dakikalarca onu ikna etmeye çalıştım.”

Başka bir anne söze girdi: “Benim oğlum kalabalığa girmiyor. Utanıyor, kendini dışlanmış hissediyor.”

Yanımıza özel gençlerimizden biri geldi, cesurca duygularını paylaştı:
“Sokakta bizi gördüklerinde sanki hastalık bulaştıracakmışız gibi davranıyorlar. Çok üzülüyorum.”

Bir diğer delikanlı ise şöyle dedi:
“Annemle yürürken yolda geçen biri ‘Geçmiş olsun, Allah kurtarsın’ diyor. Hatta bazıları anneme soruyor: ‘Konuşuyor mu, anlıyor mu?’ Sanki farklı bir varlıktan söz eder gibi…”

Şimdi düşünün… Bizler çocuklarımızı dışarı çıkarıp sosyalleşsinler, hayatın içinde olsunlar istiyoruz. Ama sokakta karşılaştığımız insanlar, onları ya görmezden geliyor ya da acıyan gözlerle bakıyor.

İşte bu yüzden buradan seslenmek istiyoruz:

Lütfen özel gereksinimli bireylerle karşılaştığınızda;

Onlara acımayın.

Yardım etmek istiyorsanız, önce isteyip istemediklerini sorun.

Acır gibi bakmayın.

“Geçmiş olsun” ya da “Allah kurtarsın” gibi ifadelerden uzak durun.

Ve en önemlisi; çocuklarınıza da bunu öğretin.

Çünkü onlar eksik değil. Onlar da bu hayatın bir parçası. Tıpkı sizin çocuklarınız gibi, yürümeyi, gülmeyi, eğlenmeyi, üretmeyi hak ediyorlar. Bizim yapmamız gereken tek şey: Onlara eşit mesafede durmak.

Whatsapp Image 2025 07 10 At 14.16.22