BİZİ TANIMAYANLARA TANITIYORUZ!...

Huğlu’da vardığımız ikinci gününde, Kuyucu’nun Odası’nın merkeplerin bağlandığı,ahıra yerleştik; Penceresi yoktu,yıllar boyu merkep gübresi 20 cm. kadar yükselmiş,bir zemin oluşturmuştu. Yer yataklarımızı bu sertleşmieş gübre zemine serdik. İlk dersimiz,” Emsile,” “Nasara, yensuru,” ezberlemeye başladık. Gece-gündüz, gaz lambasının ışığıda rers çalışıyorduk. Bizden 15,20 gün öncesinde gelmiş, Emsile’den bina’ya geçmiş, Çetmi’li, Hüseyin Kuyucu bize hoca olarak ta’yin edildi. Büyük bir iştiyakla derslerimize devam ediyoruz, Emsile, bina,maksud, avamil derken, dersimiz,” İzhar’a,” yükseldi. Nahivden, izhar ve kafiye’de, artık,zaman kdemine değil, kabiliyyete göre, hoca’lar ta’yin edildi. Kâfiye dersine geçtiğimizde,bizden aylarca önce, gelenlere bu sefer biz hoüca olarak ta’yin edildik. Merhum, Hüseyin Özge Hoca’mız, hücrelere gider, ders’leri ta’kib eder, hücre’lerdeki gurubları, seviye’lerine göre, yeniden grublaştırırdı. Bizlere göre, daha yaşlı ve oturaklı ağabaylerimizi, evine da’vet eder, çay ikramında bulunur, tasavvufî telkin ve sohbetten sonra, vazifelendirirdi. Çarşamba geceleri,Kuyucu’nun odasının geniş salonunda, yalnız vazifelilerin katıldığı, ( biz de sonradan öğrendik,) Hatm-i Hâcegân-i Nakşiye yapılıyordu. Biz,çok merak edip katılmak istesek de bizlere izin verilmiyordu. Demek ki, henüz olgunlaşmamıştık,verilecek vazifenin şuurunda değildik, layık değildik. Sabarlabekledik, nihayet, biz de Hüseyin Hoca’mızın evine da’vet edildik; Çay ikram edildi, bizzat Hoca’mızın eliyle, Hoca’mız, babacan tavrıyla ve Alanya şivesiyle, kendi öz çocuklarına nasihat eder gibi uzunca nasîhatlarda bulunduktan sonra, vazifeyi ta’rif etti. Biz’ler o kadar sevindik ki, kanat takıp kuşlar gibi uçacaktık. Muradımıza ermiştik, artık, Çarşamba geceleri, diğer ağabeylerimiz gibi, bizler de, Hatm-i Şerif’lere katılmaya başladık. Feyz alıyor, huzur buluyor, hergün şahsî vazifemizi yerine getirdiğimiz için zihnimizin açıldığına, derslerimizi daha iyi anladığımıza inanıyorduk.

Huğlu’ya yakın köylerden gelenlerin aile’leri, haftada bir gün kağnı arabaları, at,katır ve merkep sırtında iaşelerini getiriyorlardı. Ancak, Karaman’dan, KonyA’dan, Beyşehir’in uzak nahiye ve köylerinden gelenlerin böyle bir imkaânları yoktu. Huğlu’a, talebe-i ulûm’a ensar olan, başta, Merhum, Hacı Mehmed Tanık olmak üzere, diğer ensar mü’minler, her hafta,Cum’a günleri Kağnılar koşar ev ev,bütün kapılar çalınır, talebe-i ulûm için, erzak, kuru gıdalar, patetes-soğan, pekmez, sirke,kışın kurutulmuş meyveler, yazın, hertürlü sebze ve meyveler toplanırdı. Huğlu’da her aile, misafir ettikleri talebe-i ulûm’dan her birini, evladı,kardeşi olarak kabul etmişti. 1957,1958 yıllarında, Huğlu’da okuyanlardan, hafızam beni yanıltmıyorsa,Durmuş Ali Bağcı( Gencek’li), Nazmi Akar, ( Karaman’lı),uzun yıllar muhtelif ilçelerde müftülük, Musa Tecim,(Beyşehir Göçer’li) Çine’de ve başka yerlerde, Kur’ân Kursu muallimliği ve uzun bir müddet müderrislik, Veysel Aslankara( Beyşehir- Kurucaova) Beyşehir’de imamlık, Mehmed Şişman,( Karamanlı), uzun yıllar, Antalya- Alanya’da) idarecilik yaptılar. İsimlerini tek tek yazmaya kalksam, Köşemin vü’sa’tı müsaid değil ve başka nice kardeşlerim, uzun yıllar, Türkiye’nin dört bir tarafında, Kur’ân Kursu muallimliği,imam-hatip ve müezzin kayyım olarak hizmet ettiler. Emekli olup halen, yaşayanlara, sağlıklı, hayırlı uzun ömürler, ebediyyete intikal etmiş olanlara da Rabbimden vâsi rahmetini niyaz ederim.

Hazindir! Huğlu’daki bu saadet, muhabbet, mühâcirîn ve ensar kardeşliği de uzun sürmedi. Karaman’da ve Doğanbey’de olduğu gibi, fitne- fesad ehl boş durmadı, Huğlu’da da fitne fesad zuhur edince, Talebe-i ulûm için, yine yeni bir hicret yolu daha göründü. Öyle ya,” Allah’ın arzı geniştir, öyleyse oraya hicret ediniz,” emri vardır. Bu kerre, Huğlu’daki talebe-i ulûm’a, yine, Beyşehir’in bir başka Beldesi, Mahramkolu( şimdilerde adı değiştirildi, Kayabaşı oldu) Kayabaşı o yıllarda, Beyşehir, nahiye v e köyleri arasında,Belediye Teşkilat olan tek Beldeydi. Kayabaşı ahalisinin önemli bir kısmı, İzmir’de yaşadığı için boş ev çoktu. Kövy odaları tek cami’i’nin mahfili, son cemaat yeri ve sundurmaları, buraya gelen talebe için yeterliydi. Hoca’mız, Hüseyin Özge Alanya’ya dönmüştü Karamanlı’lar, Konyalı’lar, Beyşehir’in uzak köylerinden gelenler, Kayabaşı’na gelmediler muhtelif yerlere dağıldılar. Esasen, bir kısmı, imam-hatip, Kur’ân Kursu muallimi, müezzin-kayyim olarak vazife almışlardı. Biz Göynemli’ler, dört kişi, Kayabaşında, herdaim, minnetle, şükranla, rahmetle yâd ettiğim, Merhum, Topalalinin Hasan, diye ma’ruf,Hasan Amca’nın evi’nin bir odasına yerleşmiştik,

Kayabaşı’na İstanbul’dan yeni hoca’lar gönderilmişti. Ders’ler,bütün hızıyla burada da devam ediyordu. İstanbul’dan, Merhum, Anamurlu, Hacı Yusuf Bey Amca, ( Yusuf Kaplan) gelmişti. Kayabaşı’nda feyiz ve ruhaniyat dolu uzun bir gece!...