MUSTAFA ÇIRPANLI HOCA’MIZ!... ( 8 )

MUSTAFA ÇIRPANLI HOCA’MIZ!... ( 8 )

Mustafa Çırpanlı Hoca’mız, 31.03.1958 tarihinde, İzmir Müftülük müsevvidliği’nden terfî’an, Şanlıurfa- Birecik müftülüğü’ne ta’yin edildi. Birecik, coğrafî olarak, Fırat Nehri’nin kenarında, toprakları Fırat’ın suyu ile sulanan, arazisi münbit şirin bir şehir idi. Fakat, o tarihlerde kuşuçmaz, kervan geçmez bir haldeydi. Hele, ma’nevî bakımdan tm bir çorak yerdi. Kur’ân Kursu yoktu, talip talebe yoktu. Mustafa Çırpanlı Hoca, öylesine, mesâî saatlerinde makam’da oturacak, mesâÎ saeatleri dışında evinde oturup-yatacak, herhangi bir bürokrat değildi.Birecik’de yalnız, üç ay, 15 gün kaldıktan sonra, talebe okutamadığı, istediği gibi, tecdid, ihda, irşad ve tedris vazifesini yerine geteramadığı için, Hazreti Üstazımızdan izin alarak, 16.07.1958 tarihinde, Birecik Müftülüğü’den istifa ederek ayrıldı. Birecik’den Alanya’ya döndü, bir müddet Alanya’da Hazreti Üstazımızın ta’limatını bekledi.

Hazreti Üstazımız, bilindiği gibi, diyâbet( şeker) hastalığı mübtelası idi. 1956 yılından i’tibâren, hastalığı ağırlaşmıştı. 1957 yılında, Mel’un Celal Bayar’ın teşvik ve tertibiyle, devrin dahiliye vekili, Namık Gedik ve devrin, Demokrat Parti Kütahya Meb’usu, ve Bayar’ın damadı da olan Ahmed İhsan Gürsoy tarafından, Menemen tertibi benzeri bir tertip ile, Damadı, Merhum, Kemal Kacar, devdrin, Kütahya- Altıntaş Müftüsü, Mustafa Özdemir( Gazioğlu) Demircihoca ve Kütahya Eşrafından, Merhum, Hacı Nuri Temizerler, Kütahya Hapishane’sinde, 1957 yılının yaz aylarında, Temmez- Ağustos 59 gün mevkuf kaldılar. Bu arada, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde, Konya- Topraklık, Düzce- Cuuayeri ve Alanya’da, Tekâmül seviyesine gelmiş yüzlerce taülebe vardı.Anadolu Yakasındaki, Konyalı Köşkü, Çilehane’deki Tayyar Bey Köşkü ve Kırklar denilen bağevi, artık, yeteril değildi.

Hazreti Üstazımızın ilk müntesiplerinden, Merhum, Mehmed Üretmen’in İstanbul, Topçular, Rami’de, Demirçelik-Tel Çekme Fabrikası vardı. Fabrika ile, Rami Cami’i arasında Vakıflara aid bir boşluk vardı. Hazreti Üstazımız, Mehmed Bey, “ Saç ve teneke ile burasının etrafını ve üstünü kapatalım, burada en az, 100-150 talebe barınabilir. Mehmed Bey, Fabrika’da kaç işçi’ye yemek çıkartıyorsunuz? Efendim, Normal dönemlerde, 400, Kampanya dönemlerinde 600 kişiye yemek veriyoruz, Öyleyse, Aşçabaşına söyle! Yemek kazanlarına birer kova daha su ilve ederse, 100-150 talebe’ye yeter! Buyurmuştu. Üstü ve etrafı çink ve çelik levhalarla kapatılan bu geniş mekân, en az, 100-150 talebe’nin barınabileceği bir yer haline gelmişti. Lüks bir yer değildi, ama, Talebe’nin, gündüzleri ders okuduğu, namazların kıldığı, yemeklerini yediği ve geceleyin de yatıp uyudukları bir mekân idi.Yemek ve kahvaltı da düzenli olarak Fabrikadan verilecekti.

Bu şartlar oluşunca, Çırpanlı Hoca’mız, Efendi Hazret’lerinin ta’limatlarıyla, Alanya’dan İstanbul’a ailesiyle birlikte göç etti. Kısıklı’daki Hazreti Üstazımıza a id, Çamlıca Apartmanı’nın bir dairesinde ikamet etti.Anadolu’daki Kurs’lardan Tekâmül seviyesine gelmiş, talebe, sayıları zaman zaman değişmekle birlikte 100-150 arası talebe, İstanbul, Topçular, Rami’ye intikal ettirildi.

Mustafa Çırpanlı Hoca’mız, Topçular- Rami’deki bu kurs’da gece-gündüz demeden Tekâmül Seviyesindeki talebe’ye ders okutuyordu. Hastalığı ve va’az-u nasihat programları elverdiğince zaman zaman, Topçular-Rami Kursunu ziyaret ediyor, talebe’ye sohbut buyuruyor, kendilerini ilim yolunda teşcî’ ediyordu. 1940’lı, 1950’li yıllarda Hazreti Üstazımızda tedris görüp, Diyanet İşleri Reisliğince açılan imtihanlarda müftülük-vaiz’lik imtiuhanlarını kazananlar boş kadro’lara ta’yin edilmişlerdi. O devirde, sembolik miktarlarda olsa da maaş almaya başlamışlardı. Maaş alanlar, Sümerbank kumaşından, takım elbiseler, diktiriyorlardı.Anadolu’nun muhtelif yerlerinden gelen talebe ise, ekserisi fakir aile’lerin çocuklarıydılar, çoğu, anne’lerin diktiği, el dokuması, mahallî kıyafet içindeydiler. Tabîati icabı,maaş alan, takım elbise giyen ağabey’lerine gıpta ediyorlardı. Hazreti Üstazımız, onları teselli etmek için, bir ziyaret’lerinde, “ İmam-ı Rabbânî evlâdı sizler, Allah’ın, Resûlu’llâh’ın, Kitabu’llâh’ın, Din-iu İslâm’ın ve Füyûzât-ı Muhammediyye’nin me’murusunuz,” buyurmuştu. İrtihalinin yakyaştığı 1959 yılının üçüncü çeyreğindeki bir ziyaretinde de,” Evlâdım, Sizler, kimden ders okuduğunuzun farkında mısınız? Sizler doğuştan velî bir Zât’dan okuyorsunuz, buyurmuştu.