Elazığ, bir yandan Kurtuluş Savaşı fikrinin ilk filizlendiği, diğer yandan ismi doğrudan Atatürk tarafından konmuş” bir şehir olma şerefini taşımakta...1937 yılında Atatürk, şehre “azığı bol il” anlamında “Elazık” ismini uygun görmüş ve bu ad daha sonraı, TBMM kararı ile “Elazığ” olarak onaylanmış.
Elazığ ili, Doğu Anadolu Bölgesinin güneybatısında, Yukarı Fırat Bölümünde yer alan, doğudan Bingöl, kuzeyden (Keban Baraj Gölü aracılığı ile) Tunceli, batı ve güney batıdan (Karakaya Baraj Gölü aracılığıyla) Malatya, güneyden ise Diyarbakır ile komşu olan enteresan bir şehir. Zira Elazığ, akarsu havzası açısından ilin güneyi dışında bütünüyle Fırat Havzası içinde kalmakta sanki etrafı suyla ablukaya alınmış gibi bir şehir ki ada niteliğinde algılanmakta…

Mimari bir teklif için gittiğim Elazığ’ı elbette ki sizlerle paylaşmak şarttı. Neden mi; 4000 yıllık tarihiyle, Doğu Anadolu’nun en önemli ve tarih boyunca çeşitli hikayeleri de içinde alan Fırat’ın önemiyle (tabii Dicle ile aşklarını unutmamak gerek) Zengin krom ve bakır madenlerine sahip oluşuyla, hepimizin adı gibi bildiği bu yörenin halk oyunu olan ‘Çayda Çıra’ oyunuyla, doğası ve tarihi kültür yapılarıyla, özellikle de Keban Baraji’nın yapılışından sonra başlayan gelişimiyle, lezzetli yöresel mutfağıyla… Sıralanacak o kadar özellik var ki, burada ancak ufak ufak dokunabileceğim. Önce Fırat demişken , havza Basra Körfezi Havzası’nın bir parçasıdır. Fırat Irmağı ile anılan havzanın sularını boşaltır. Keban ilçesine kadar olan bölümü Karasu ve Murat Nehirleri, Elazığ ilinin sularını ise Murat ve onun kolları boşaltır. Fırat nehrinin kolları olan Murat Irmağı ile Karasu, Keban İlçesinin kuzeyinde birleşirler. Bu noktadan sonra oluşan Fırat Nehri, önce güneybatı yönünde akarak Keban İlçesinin Dummu yöresinden sonra Elazığ-Malatya İl sınırlarını oluşturacak şekilde geniş bir yay çizer ve Elazığ-Diyarbakır sınırına kadar gelir. Toplam uzunluğu 2800 Km.’dir. Ağıtlarda deli akar Fırat!
Dicle Nehri ise, Hazar Gölü’nün Güneydoğusundan süzülen sular, Dicle Havzasının üç deresinden biri olan Behremaz Deresi ile birleşerek Dicle Nehrinin ilk kaynağını teşkil eder ve Maden dağlarından ve Behramaz ovasının ortasından kuzeydoğu yönüne doğru akarak önce doğuya, sonra güneydoğuya yönelerek Maden İlçesini geçer ve il sınırları dışına çıkar.

Elazığ’ın tarihi, Tarihçiler tarafından Harput ile birlikte inceleniyor. Bugünkü şehir merkezinden sadece 5 km uzaklıkta bulunan Harput, yazılı kaynaklara göre M.Ö. 2000 yılına dayanan 4000 yıllık geçmişiyle, Elazığ’ın ilk yerleşim bölgesi. ( Harput’a ilk yerleşenlerin “Hurriler” olduğu belirtiliyor) Asya çıkışlı oldukları söylenen Hurriler’in yine bölgede yerleşmiş olan Hititler ve Asurlar’la ilişki içindelermiş. Hititler’in başkenti Boğazköy’de bulunan yazılı kaynaklarda Harput’tan “İşuva” olarak söz edilmesi bu bilgiyi doğrular nitelikte. MÖ. 9. yüzyılda, Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular’ın varlığı Harput Kalesi’nin taşıdığı Urartu Dönemi izlerinden gözlemlenebilir.
Harput’ta hüküm sürmüş uygarlıklara bakın ne cümbüş ne doku ; Hurriler (M.Ö.20.yy.) Hititler (M.Ö.14-13.yy.) Urartular (M.Ö.9.yy.) Romalılar (M.Ö.8. yy.) Bizanslılar (M.S.10.-11. yy.) Azeri Türkleri (M.S.11.yy.) Araplar (M.S.11.yy.) Çubukoğulları (M.S.12.yy.) Artukoğulları (M.S.12.yy.) Selçuklular (M.S.13.-14.yy.) Dulkadiroğulları (M.S.14.yy.) Akkoyunlular (M.S.15.yy.) Osmanlılar (M.S.16.yy.)
Tarihi Hititlere kadar uzanan şehirde Harput Kale ve Müzesi (Kaleye "Süt Kalesi" de denilmekte. Kalenin yapımında kullanılan harca su yerine süt eklenmesinden kaynaklandığı rivayet ediliyor. Kalede bulunan Ulu Camii, Anadolu'nun en eski camilerinden biri. Fırat Bey Camii, Artuklu mimarisinin en güzel örneklerinden. Hanımın Hamamı, 13. yüzyılda inşa edilmiş ve günümüze kadar çok iyi korunmuş bir hamam) Palu Kent Müzesi, Haruniye Camii, Meryem Ana Kilisesi, 4. Murat Hanı, Hazar Baba Türbesi, görülecekler arasındayken Karaleylek Kanyonu, Saklıtepe Kanyonu, Ölbe Vadisi, Harput Buzluk ve onlarca diğer mağara, Hazar Gölü gibi doğa harikaları da çok etkileyici. Düşünsenize yamaç paraşütü ve Keban’da tekne turları Elazığ’da…

Çayda Çıra Efsanesi – Elazığ
Elazığ halk oyunlarının en ünlüsü Çayda Çıra oyunu elde tabaklar ve tabaklara konan mumlarla karanlık bir mekanda başlanarak oynanır. Elazığ’ın ulusal ve uluslararası tanıtımında büyük rolü ve adeta simgesi olan bu halk oyununun doğuşu hakkında çeşitli efsaneler anlatılır. Bu efsanelerden en yaygın olanı şöyle: Uluova’yı ortadan ayıran Haringet Çayı'nın kıyısında bir köyde düğün vardır. Bu köyün ileri gelenlerinden birinin oğlu evlenecektir. Yenilir, içilir, günlerce eğlenilir. Düğünün son gecesinde eğlence olanca coşkusu ve güzelliği ile devam ederken aniden ay tutulur. Bu olay pek hayra yorumlanmaz. Düğüne katılanlar bunu uğursuzluk olarak yorumlayıp tedirgin olur. Düğünün neşesi kaçar, coşkusu donar. Bu duruma çok üzülen damadın annesi Pembe Hatun köyde ne kadar mum varsa toplatır, tabaklara dizer ve orada bulunanların ellerine tutuşturur. Kendisi de başa geçerek mumların ışığında oynamaya başlar. Çalgıcılar hemen bu oyuna uygun bir müzik bulurlar. Davetliler coşar, eğlence devam eder. Böylece çayda çıra oyunu ve melodisi ortaya çıkar. Bugün Elazığ’da güvey ve gelinin misafirlerin huzuruna çıkartılması ve güvey gezdirilmesi geleneğinin yerine getirilmesi esnasında bu oyun oynanmakta.

Elazığ Harput Mutfağı - Yöresel Yemekler
Elazığ mutfağı oldukça zengin yemek kültürüne sahip. (150'ye yakın yemek çeşidi) Üç öğün yemeğin dışında kuşluk yemeği ve özellikle yatsılık denilen pestil, ceviz, orcik, meyve gibi yiyeceklerin bulunduğu sofralar var. Geleneksel Elazığ (Harput) mutfak kültürü, Türk mutfak kültürünün izlerini taşıyor. Sofra adabından yemek çeşitlerine kadar halen geleneksel özelliklerini koruyabiliyor Elazığlılar. Tarihi Oğuzlara kadar uzanan tutmaç, umaç aşı çorbası, kara kavurma gibi yemekler yanında Harput Köftesi, gömme, içli köfte, taş ekmeği de ününü korumakta. Başka… Keban barajını yapılmasından sonra oluşan göl sahasında ve Hazar gölünde yetiştirilen tatlı su balıkları Elazığ mutfağına girmiş. Özellikle kırsal kesimde hatta şehirde bile yöreye özgü çok güzel ekmekler yapılıyor. (Bu ekmeklerden en ünlüsü ve en lezzetlisi güz mevsiminde yapılan ve bütün bir kış hiç bozulmadan kalabilen tandır ekmeği) Yemeklerde çoğunlukla salça ve soğaraç- karışım sos- kullanılmakta. Kış mevsimi için taze meyve ve sebzelerin hemen hepsi kurutulur. Turşu ve salamura yapılır, şehriye ve erişte kesilir, kurut ve tarhana hazırlanır; tandır ekmeği yapılır; kavurma hazırlanır, orcik, pestil yapılır. Düğün ve sünnetlerde de özel eğlence törenlerinde özel yemekler çıkartılıp ziyafet çekiliyor, Bütün bu işler komşu ve akrabaların yardımı ile topluca yapılmakta. Harput, Elazığ ve çevresinde özellikle düğünlerde kurulan 3-4 metre uzunluğunda sofralar kurulurmuş ki adı Somat. (Hani Yeşilçam Filmleri’nde görürüz) Bu tür ziyafetlere de "Somat Çekme" denilmekte.

Elazığ’ın Cumhuriyet döneminde yurt kalkınması paralelinde büyük gelişme göstermiş, tarımda, ticarette büyük atılımlar başlatmış. Özellikle eğitim alanında büyük adımlar atarak bir “Üniversite Şehri” niteliği kazanmış. Doğrusu bugün, turistik tesisleri, şehircilik anlayışı, eğitim kurumları, kültürü, tarihi, çalışkan, konuksever halkı ile de çağdaş bir kent olarak “Doğu'nun İncisi” sıfatını hak ediyor. Tabii bir de tüm Anadolu şehirlerinde olan eski- yeni kavramı burada da oluşmuş. Merkez, Alacakaya, Baskil, Arıcak, Karakoçan,Keban, Kovancılar, Palu; Sivrice, Maden ilçeleriyle büyüdükçe büyümüş.
** Maalesef canımı sıkan bir konu var. Ben Elazığ’ı Türkan Şoray’ın Cemo filmlerindeki o taş evleriyle hatırlıyordum. O Harput’tan eser kalmamış hepsi yıkılmış yeni oluşumların arasında tarihi eserler şükür ki ziyaret edilebiliyor.
Hay Allah nedense Ahmet Kaya’nın türküsü geldi aklıma :
‘Harput'un altı kelek
Dersim'e gidek gelek’
Kaynak; Türkiye Kültür Portalı.
Kaynak; T.C.Elazığ Valiliği