“Olayların dilediğin gibi olmasını isteme, nasıl oluyorlarsa öyle olmalarını iste. Böylece her zaman mutlu olursun.” der, Epiktetos. Hayatın en acımasız taraflarından biri belki de geçmişin değiştirilemez oluşudur. Bir şeyleri değiştiremediğimiz noktada ‘keşke’lerimiz başlar. Keşke oraya gitmeseydim, keşke söz vermeseydim, keşke o gün yanında olsaydım… Keşke ‘keşke’ demeseydik ancak hayat böyle bir güzergâh değildir. Neyi tercih edersek edelim, tercihimizin sonucuna bağlı keşkeler kaçınılmazdır. Oysa insan, olanlara hayıflanarak değil onlarla savaşmayı bırakarak yaşamayı başarabilir. Geçmişi olmasa da geleceği değiştirmenin başlangıç noktası burasıdır. Amor fati de burada başlar.

Keşkeler çoğaldıkça zihnimizde bir mahkeme kurar, hem yargılayan hem yargılanan oluruz. Bütün ihtimaller gözden geçirilir; acabalarla oluşan soru işaretleri, içinden çıkılmaz bir döngü yaratır. Oysa geçmişi anlamlandırma biçimimizi değiştirebilir, kaderimizi sevebiliriz. Kısaca “Kaderini sev!” olarak tanımlansa da amor fati düşüncesi, bundan daha fazlasını ifade eder ve hayatımızdaki her şeyle bütünleşmemizi anlatır. Güzel günlerin yanında kötü günleri, yanlış tercihleri ve zor zamanları da kapsayan bu ifade “Yaşadığım şey beni neye dönüştürecek?” sorusunu sorabildiğimizde anlam kazanır. Çünkü başımıza gelenlerle başımıza gelenlerden sonra kim olduğumuz aynı şey değildir.

Kimi zaman senelerce emek verdiğimiz bir ilişki biter, biz bitmiş olmasını değil onca yıl emek vermiş olmayı hazmedemeyiz. Bir fırsatı kaçırırız, “Ben bunu nasıl kaçırırım?” diye kendimize kızarken önümüze çıkan diğer fırsatı göremeyiz. Yanlış bir insana güveniriz, yanılabilir olduğumuzla yüzleşemeyiz. Hatta yaşadığımız hayatı görmez, hayallerimizde yaşattığımız bir hayatın yasını tutarız. Oysa kabul etmek, hak vermek değildir. Yanılabilir olduğumuzu kabullenmek, bizi yanlış bir insan yapmaz. Biten bir ilişkinin bizi kötü olan taraf ya da kaçırılan fırsatın kör yapmadığı gibi…

Benim hikâyem diyebilmek

Bazen doğru zamanda yanlış yerde, yanlış zamanda doğru insanla olabiliriz. Kaderini sevmek başına gelen her şeyi sevmek, geçmişi alkışlamak, olan her şeye razı olmak değil bunlar için “Bu da benim hikâyemin bir parçası” diyebilmektir. Hayatımızın değiştiremediğimiz kısımlarıyla mücadeleyi bırakarak değiştirebileceğimiz kısımlarıyla ilgilenmektir.

Çocukken kurduğumuz ‘on yıl sonrasının hayali’ yerine on yıl sonraki halimizde olduğumuzu düşünerek bugüne bakmak bunu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Özer Bal’ın da dediği gibi “Yaşamak, anlamak değildir ama yaşamadan anlaşılmaz.” Her yaşantımıza “İyi ki oldu!” dememiz gerekmiyor, sadece “Oldu!” diyebilmemiz yeterli.